"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hakikatin gölgesinde taraf olmak

Ömer Faruk Yıldız
19 Nisan 2026, Pazar
Çağımız, aidiyetlerin en yüksek sesle haykırıldığı ancak altındaki zeminlerin sessizce kayıp gittiği bir gürültü çağı.

Siyasetten spora, sokaktaki sıradan bir tartışmadan toplumun en köklü meselelerine kadar herkes bir zırh kuşanmış durumda. Logolar, sloganlar ve ideolojiler birer kalkan gibi göğüslerde taşınıyor. Peki, ama bir şeye taraf olmak, gerçekten o rengi giymekle, o kalabalığa karışmakla mı başlar? Yoksa taraf olmak, günümüzde yığınların sağır edici uğultusunda yitip giden, taassubun keskin dişleri arasında ezilen bir erdem midir?

İnsan, fıtratı gereği bir yere ait olmak, bir omuzdaşlık hissetmek ister. Fakat bu masum aidiyet ihtiyacı, bireyin kendi akıl ve vicdan süzgecini devreden çıkarmasıyla korkunç bir esarete dönüşür. Gündelik hırslar, şahsî garazlar ve bütünüyle nefis hesabına kurgulanan bir tarafgirlik, insanı öyle koyu bir zihnî körlüğe sürükler ki; kişi, sırf kendi safında yer aldığı için bir şeytana rahmet okuyacak, sırf karşı mahalleden olduğu için bir meleğe lânet edecek kadar pusulasız kalabilir. Kendi iradesini bir kolektife, bir yığına teslim eden insan, savunduğu şeyin bir değer olmaktan çıkıp onu pasifleştiren bir prangaya dönüştüğünü fark edemez bile.

Bu akıl tutulmasını besleyen en zehirli damar ise, ne yazık ki düşmansız yaşayamayan aidiyetlerdir. Bugün birçoğumuzun bir fikre sarılırken asıl motivasyonu kendi doğrusunu yüceltmekten ziyade, "öteki"nden nefret etmektir. Kendi saflarımızı sıklaştırmak için sürekli bir husumete, bir karşıtlığa ihtiyaç duyuyorsak, durduğumuz yerin temeli çürüktür. Oysa sağlıklı ve onurlu bir duruş, varlığını başkasının yokluğu üzerinden inşa etmez; tam aksine "müsbet hareket" etmeyi emreder. Hakikî bir taraf olma hâli; kendi inandığı, gönül verdiği yolun muhabbetiyle yürümektir. Başkalarına duyulan husumetin veya onların eksikliklerinin, aklımıza ve kalbimize hükmetmesine izin vermemektir.

İşte tam bu kesişim noktasında, bizi kabileciliğin karanlığından çıkaracak o çelikten ilke, yani "insaf düsturu" karşımıza çıkar. İnandığı değerler uğruna yürüyen bir insan, göğsünü gere gere "Benim yolum haktır" veya "Benim savunduğum fikir güzeldir" diyebilir. Bu onun en doğal hakkıdır. Fakat kibrin ve enaniyetin rüzgârına kapılıp, kendisi gibi düşünmeyenleri peşinen mahkûm ederek "Hak yalnız benim yolumdur" veya "Güzel sadece benim fikrimdir" dediği an, hakikatin neferi olmaktan çıkar, taassubun kölesi olur. Çünkü gerçek taraftarlık, farklılıkları birer yıkım aracı olarak görmek değil; o ihtilafların içinde bile hakikati inşa edecek, ıslah edecek ortak bir zemin bulabilmektir. Amacımız ötekini tahrip etmek değil, kendi inandığımız doğruyu ihya etmek olmalıdır.

Netice itibarıyla taraf olmak; kalabalıkların peşinden şuursuzca sürüklenmek veya sadece bir gruba alkış tutmak değildir. Taraf olmak, en çetin fırtınalarda bile adaleti, insafı ve hakkı, kendi mahallesinin çıkarlarından üstün tutabilme cesaretidir. Belki de bu çağda en büyük ve en asil isyan, yıkıcı çekişmelerin cazibesini reddedip, sadece ve daima hakikatin yanında durabilmektir.

Okunma Sayısı: 185
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı