"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Üstadın hayatı bize ne söylüyor?

Ömer Said Tan
01 Şubat 2026, Pazar
Hutuvât-ı Sitte’nin takdiminde Üstad Hazretlerine neden “fazla müteessir olduğu” sualine verdiği cevap, aslında bir hâl tarifidir: “Âlem-i İslâm’a indirilen darbelerin en evvel kalbime indiğini hissediyorum.”

Bu ifade, sadece bir duyarlılığı değil, bir iman mesuliyetini dile getirir. Bu cümleyi okuduğumuzda kalbimizde ne kıpırdıyor? Yoksa kelimeler zihnimizde dolaşıp, kalbimize uğramadan mı geçip gidiyor?

Bugün dünyanın dört bir yanından dili, dini ve ırkı fark etmeksizin gelen savaş ve zulüm haberleri, özellikle kadın ve çocukların feryadı, insanlığa seslenişleri; bir imtihan vesilesidir. Gördüğümüz her zulüm, işittiğimiz her feryat, kalbimizin diriliğini yoklayan bir çağrı gibi. Fakat çoğu zaman bu çağrıyı duymamak için maalesef kalbimizi susturuyor, ruhumuzu malayanî olan meşguliyetlerle oyalıyor ve hiçbir şey olmamış gibi hayatımızı idame ediyoruz.

Üstad’ın kalbine ilk düşen darbe, ümmet bilincinin, kardeşlik hukukunun bir neticesiydi. O kalp, uzakla yakını ayırmadan atıyordu. Peki, biz, bugün aynı acıları izlerken, hangi mesafede duruyoruz? Dua ederken, secdeye varırken, o yaraların kaçını yanımızda götürüyoruz?

Empati, acıyı emanete almak, onu duaya dönüştürmek, kalpte taşımaya razı olmaktır. Kalbin hiç sızlamadığı bir merhamet, sadece kelimede kalan bir merhamettir, o da gerçek bir diğergâmlık örneği değildir. Belki de mesele, dünyanın bu kadar acımasız olması değil; bizim kalplerimizin ne kadar uyanık kaldığıdır. Çünkü iman, başkasının yarasını kendi kalbinde hissedebildiği ölçüde derinleşir.

Üstad Hazretlerinin Harb-i Umumî’de sergilediği tavır, bugün bize sadece tarihî bir hatıra mı anlatıyor, yoksa hâlâ yolumuzu aydınlatan canlı bir ölçü mü sunuyor? Bu soruyu sormadan “müsbet hareket” kavramını doğru anlamamız mümkün değil. Zira bazen bu kavram, farkında olmadan bir rahatlama gerekçesine, hatta bir geri çekilme bahanesine dönüştürülebiliyor.

Üstad, talebelerine verdiği son dersinde “Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir” derken, iman hizmetinin esaslarını çiziyordu. Menfîliğe kapılmadan, asayişi muhafaza ederek, rıza-yı İlâhîyi esas alarak yapılan bir hizmetten söz ediyordu. Ancak bu ifade, zulme sessiz kalmayı ya da haksızlığa alışmayı hiçbir zaman ifade etmedi.

Nitekim Üstad, aynı hayat içinde bambaşka bir çizgiyi de net bir şekilde ortaya koymuştur: “Ben eskiden beri tahakküme ve tezellüle karşı boyun eğmemişim.” Bu cümle, müsbet hareketin izzetli bir duruş olduğunu açıkça gösterir. Sabırla beklemek başka şeydir, zillete razı olmak bambaşka.

Divan-ı Harb-i Örfî’de kendisine yöneltilen tehditler karşısında sergilediği tavır da bu çizginin en çarpıcı örneklerindendir. “Sen de Şeriat istemişsin?” diye suçlandığında “Şeriatın bir hakikatine bin ruhum olsa feda etmeye hazırım. Zira Şeriat, sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir. Fakat ihtilâlcilerin isteyişi gibi değil!” diyebilen bir duruş, iman hizmetinin nasıl bir bedel bilinciyle yürütüldüğünü göstermektedir.

O hâlde bugün kendimize sormamız gereken soru şudur: Biz müsbet hareketi gerçekten Üstad’ın anladığı manada mı anlıyoruz? Yoksa onu, konforumuzu koruyan, bizi mesuliyetten uzak tutan bir sığınak hâline mi getiriyoruz?

Müsbet hareket; susmak değil, istikameti bozmamaktır. Geri durmak değil, kalbi ve duruşu kaybetmemektir. Üstad’ın hayatı, bu dengeyi nasıl koruyacağımızı bize açıkça öğretmektedir: İman hizmetinde sebat, zulüm karşısında izzet, her hâlükârda rıza-yı İlâhî.

Okunma Sayısı: 272
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı