16 Mart Öğretmen okullarının kuruluş yıldönümü. Bugünün hatırasına İmroz İlköğretmen Okulu'na giriş imtihanlarını kazanmanın sevincini yaşıyordum. Salihli'de ortaokul sıralarında yaşadığım acı ve içimi burkan hatıralar bir sinema şeridi gibi gözümün önünden geçiyordu.
Makbule Hocamızın Fransızca sözlü imtihanı için tahtaya kaldırdığında dirseklerinden yaması sökülüp sarkan ceketimin kollarını koltuk altıma doğru çevirip saklamak zorunda kalmayacaktım. Ön sırada oturan Pervin ve Asuman bana bakıp alaylı alaylı gülemeyeceklerdi. Onların alaylı gülüşlerine karşı önce elindeki tebeşiri fırlatarak, sonra da baldırlarına kırbaç gibi ince sopayı şaplatarak "Kızlar kafanızın içi güzel olsun. Kıyafetiniz değil" diyerek öfkelenen hayatımda tanıdığım çok mert, haksızlık karşısında olabildiğince sert, hiç unutamadığım ve çok sevdiğim Makbule Hocam gibiler üzülmeyeceklerdi.
Hele orta ikinci sınıfta iken dört şubeden 10 tam not alan tek kişi olduğumda Tabiat Bilgisi Hocamız (hocam demeye de dilim varmıyor ya) ismini dahi hiçbir zaman unutmadığım burada zikretmekten içtinap ettiğim zat, sınıfın huzurunda not defterinden notlarımızı okurken ayağa kaldırırdı. Her notu okuyuşunda "Bu sınıftan bir kişiye hayatımda ilk defa 10 verdim. Kimdi hatırlamıyorum. Fakat herhalde Asuman ya da Pervin'dir" diyordu. Onların notları okundu. Hiçbiri 10 tam not almamıştı. Bu defa "Bu 10'u bunlar almamışsa ben kime verdim" diye hayıflanırken not defterine bakarak "833 Durmuş Ali İnci" diye seslendi. Korkarak ayağa kalkarken utanıp sıkılarak ceketimin yamalarını yine koltuk altıma doğru çevirip kollarımı da sıkıca vücuduma yapıştırmıştım.
Önce alaylı, sonra öfkelenerek büyük bir hata yapmış gibi "Senin gibi salaktan başkasına 10 tam not verecek adam mı bulamadım" dediğinde dünyam çökmüş, hayallerim yıkılmış, okumak, öğretmen olmak şevkim kırılmıştı.
Okulu bile terk edecek duygular içindeyken meydanı böylelerine bırakmamak adına inadına okumalı ve öğretmen olmalıydım. İşte yeni okulumda zengin, fakir hepimiz okulun verdiği üniforma gibi tek tip elbise giyecektik. Artık hiçbir öğretmenim benimle alay edemeyecekti. Hepimiz gurbette olan arkadaşlarımız bizim için can kardeşlerim olacaktı. Herkes birbirini teselli edecek, teşvik edecek. Birbirini sevecek muhabbet besleyeceklerdi. Bizler bu okuldan mezun olalı tam 56 sene geçmiş. Fakat halen ölenleri rahmetle anarken sağ kalanlarla sürekli haberleşip fırsat buldukça görüşüyoruz. Kardeşlerimizden daha ziyade birbirimizi özlüyoruz.
Öğretmenlik mesleği bizim için bir sevdaydı. O sevdayı doyasıya yaşadık. Yeniden dünyaya gelsem yine öğretmen olurdum herhalde.
—Devam edecek—