"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hasenat ve seyyiat dengesi

Ömer Said Tan
16 Ocak 2026, Cuma
Toplumsal hayatta insanları değerlendirirken belirli ölçülere dikkat edilir.

İnsanlar çoğu zaman başkalarını kendi şahsî terazileriyle tartma eğilimi gösterirler; ancak asıl olan ilâhî terazi ile bakabilmektir. Hangi tartının insanı mesuliyetten kurtaracağı ve hangisini kullanmakla yükümlü olunduğu meselesi, İslâm ahlâkının temel taşlarından birini oluşturur.

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin Münâzarât adlı eserinde yer alan; “Yâ eyyühe’n-nâzır! Hasenâtı seyyiâtına, sevâbı hatâsına tereccüh edenler, mağfiret ve affa müstehaktırlar” ifadesi, bu konuda bizlere mühim bir ufuk açar. Bu cümle; iyilikleri kötülüklerinden, sevabı hatalarından üstün gelenlerin bağışlanmaya ve affa lâyık olduğunu vurgular.

Bu yaklaşım, insanların değerlendirilmesinde adalet ve merhamet dengesini merkeze alır. Bir insanın karakterini ve akıbetini belirleyen temel unsur “mutlak kusursuzluk” değil, “iyiliklerin terazideki ağırlığı” olarak görülür. İnsan fıtratı gereği kusursuz değildir; her bireyin iyilikleri ve güzellikleri olduğu kadar, yanlışları ve hataları da bulunur. Önemli olan, iyiliklerin kötülüklere galip gelmesidir. 

Onüçüncü Lem’a’da belirtildiği üzere, eğer bir kişinin iyilikleri fenalıklarından miktarca veya nitelikçe fazla ise, o kişi muhabbete ve hürmete müstahak kabul edilir. Hatta bazen kıymetli bir tek iyilik hatırına, pek çok hataya affedici bir nazarla bakılması gerekir. Benzer şekilde Şuâlar’da, ilâhî adaletin haşirde hasenelerin fazlalığına göre hükmedeceği, bu yüzden insanların da birbirine karşı muhabbet ve af muamelesinde bulunması gerektiği ifade edilir.

Bu yaklaşım, ehl-i iman için üç mühim kapı açar: 

Ümitsizliğe karşı müjde: Hataları yüzünden karamsarlığa düşen mü’mine, iyiliklerini artırarak teraziyi lehine çevirme ümidini aşılar.

İnsaf ölçüsü: Sadece Allah’ın kula bakışını değil, insanların birbirine olan nazarını da düzenler. On iyiliği olan birinin bir hatasını, o iyiliklerin hatırına affetmeyi insafın gereği kılar.

Gayrete teşvik: Küçük hatalara takılıp kalmak yerine, büyük ve nitelikli iyilikler peşinde koşarak “teraziyi ağırlaştırma” motivasyonu sağlar.

Bu düstur, mükemmeliyetçiliğin getirdiği ağır yükü omuzlardan kaldırır; yerine iyiliği çoğaltma sorumluluğunu koyar. Mü’min, insanları değerlendirirken sadece kusurları görmez; iyilikleri de nazara alır. On iyiliği olan birinin bir hatasını büyüterek onu tamamen dışlamak insafsızlık olarak nitelendirilir.

Ehl-i iman, kendi şahsî terazisiyle —ki bu terazi çoğu zaman sert ve acımasızdır— değil, rahmet ve adaletle işleyen ilâhî teraziyle hareket eder. Bu teraziyi kullanan kişi hem kendisini büyük bir vebalden kurtarır hem de başkalarına zulmetmemiş olur. Neticede bu ölçü; hoşgörü, af ve ümit kapılarını açarken kin ve adavete karşı en büyük koruyucu kalkan haline gelir. Ne mutlu o ehl-i imana ki, her hareketini ve değerlendirmesini ilâhî terazi ile tartar.

Okunma Sayısı: 130
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı