"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tebliğ’de bir ölçü ve “Kur’ânî” bir hatırlatma...

Orhan Ali YILMAZ
09 Ocak 2022, Pazar
“Kaşlarını çattı, yüzünü astı, başını da çevirdi. Kör geldi diye. Nerden biliyorsun; belki, o, nefsini tezkiye edecek de küfründen arınacak. Yahut düşünüp öğüt alacak da, bu öğütte kendisine fayda verecek.. Asıl, şu, kendisinin öğüt almaya hiç ihtiyacı olmadığını düşünen kimseye gelince: Sen onun için çırpınıyorsun; ısrarla, ille de ona bir şeyler anlatmaya, onu ikna etmeye çabalıyorsun. Onun söz dinleyip hakkı ‘kabûl etmemesinden’ senin üzerine düşen sorumluluk nedir? Bir de, Allah’tan korkup, sana koşaraktan, cân ü gönülden gelen şu kimse var ya! Halbuki, sen onu yeterince dikkate almıyor, onunla gereği gibi ilgilenmiyorsun. Hayır! Asla! Çünkü bu Kur’ân, ‘ancak düşünüp öğüt alacak kimseler için’ bir hatırlatma ve bir uyarmadan ibârettir...”

(Abese Sûresi: 1-12)

Peygamberimizin (asm) hayatına ve ilk îman edenlere dikkatle baktığımızda, yukarıdaki âyetlerde belirtilen ölçülerin ve uyarıların ne kadar haklı ve de isâbetli olduğunu görürüz. Çünkü ilk îman edenler; çoğu fakir, hatta kölelikten gelme, öyle fazlaca tanıdık olmayıp, şöhret bulmamış kimselerdir. Ayrıca, Peygamberler Tarihini dikkatle inceleyecek olursak, getirilen Semâvî dine en evvel îman edip tâbi olanların, çoğunlukla fakir insanlar olduklarını müşâhede ederiz. Meselâ, Hz. İsa’ya îman eden Havârilerin çoğu, geçimini balıkçılıkla temin eden yoksul kimselerdi. Ebû Süfyân ile dönemin Bizans Kralı Herakliyus arasında geçen o uzun konuşmadan alınan, Peygamberimizle (asm) ilgili şu karşılıklı soru ve cevaplar, konumuzu açıklaması bakımından ne kadar da mânidârdır:

Herakliyus: “Ona insanların eşraf takımı mı tabi oluyor, zayıflar takımı mı?”

Ebû Süfyân: “Zayıflar takımı!”

Herakliyus: “Artıyorlar mı azalıyorlar mı?”

Ebû Süfyân: “Eksilmiyorlar, bilakis artıyorlar”

Herakliyus: “Dine girdikten sonra hoşnutsuzlukla dininden vazgeçen, irtidad eden oldu mu?” 

Ebû Süfyân: “Hayır!”

Herakliyus: “Eğer, senin söylediklerin gerçekse, O peygamberdir!”

(Buhâri, Bed’ü’l-Vahy 1, İmân 37)

Hem, Üstâd’ın 1926’da, Barla’da telife başladığı, “Ehl-i İmânın mânevî imdâdına gönderilen Risâle-i Nur’un” hizmetine şöylece bir göz gezdirdiğimizde, ‘en ön safta olanlar’ olarak şunları görürüz: Çiftçi, köylü ve de fakir insanlar. 60’şından, 70’den sonra ‘eskimez yazı’yı öğrenip Risâle-Nurlar’ı yazan ihtiyarlar… Daha yedisinde iken yazıya alışan küçücük çocuklar…Hatta, o dönem Nur Talebeleri, hâtıralarında, Isparta’nın meşhur Sav Köyü’nde ‘Risâle yazmayan’ sadece iki kişiyi naklederler. -Yanlış hatırlamıyorsam- Bunlardan birisi köydeki câminin hocasıdır, diğeri de okulun öğretmeni…

Üstâd Hazretleri, bununla ilgili 21. Lem’â-yı İhlâs’ta ilginç, ilginç olduğu kadar da ‘önemli’ şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Evet, kuvvet hakta ve ihlâsta olduğuna bir delil, şu hizmetimizdir. Bu hizmetimizde bir parça ihlâs, bu dâvâyı ispat eder ve kendi kendine delil olur. Çünkü, yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul’da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada, yedi sekiz senede yüz derece fazla edildi. Halbuki, kendi memleketimde ve İstanbul’da, burada benimle çalışan kardeşlerimden yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben yalnız, kimsesiz, garip, yarım ümmî; insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında, yedi sekiz sene sizinle ettiğim hizmet, yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakiyeti gösteren mânevî kuvvet, sizlerdeki ihlâstan geldiğine katiyen şüphem kalmadı.” (s. 223)

Yani Üstad Hazretleri, Eski Said döneminde yaptığı dinî ve ilmî hizmetlerinin, 1926’ta Haşir Risâlesi ile Barla’da yazılmaya başlanan, kendi tabiriyle ‘İkinci Said’e inkılâp dönemi’nin de başlangıcı olan, Risâle-i Nur’a ve Nur Talebelerinin yapmış olduğu hizmetlere nispetle ‘çok sönük kaldığını’, Risâle-i Nur’un ve Nur Talebelerinin yapmış olduğu hizmetlerin keyfiyet bakımından o eski hizmetlere oranla ‘çok daha değerli olduğunu’ vurguluyor. Ve ilâve ediyor, diyor ki, o zaman size göre çok daha fazla yardımcılarım, o hizmetleri görecek kimseler vardı…

Tabiî ki, takdir edilir ki, böyle bir yazıyı yazmaktan maksadımın, zenginleri, soysal ve siyâsî hayattaki makam ve de mevki sahiplerini aşağılamak, onların İslâmiyet’teki veya Risâle-i Nur hizmetindeki hisselerinin az olduğunu anlatmak ya da vurgulamak ‘olmadığı’ âşikârdır sanırım.. Belki, bazılara nispetle sayıca az olmanın içimizdeki bazı kimselere verebileceği muhtemel bir yeis ve de bir ümitsizliğe karşı büyük bir tesellî, belki ‘büyük bir müjde’ Risâle-i Nur’da ve Kur’ân’da bulunduğunu açıklamak husûsunda içimde duyduğum o güçlü ve de kuvvetli arzudur.

Hem, değer ölçülerimizi yeniden bir gözden geçirmek, ‘neye, ne kadar değer vermemiz gerektiği noktasında’ hepimizin bildiğine inandığım o “şaşmaz ölçülerimizi” hatırlamaktan, belki biraz da –eğer başarabildimse- hatırlatmaktan ibarettir..

Bununla birlikte, bu Kur’ânî İkazlar, bize, Peygamberlerin “günahtan korunmuş olmaları”yla beraber beşeriyet muktezası olarak âhir ömre kadar imtihan ve de terakkînin devâmı için bu türden, yani “Zelle-zellât” tabir edilen, tebliğle ilgili hatalarının olabildiğini, bunların da bu şekilde, yani bizzat Cenâb-ı Hakk tarafından vahiyle veya ilham yoluyla tashih edildiğinden hareketle, kıssadan hisse almak noktasında, bizim de bu hizmette bazı hata, kusur, hatta günahlarımızın haydi haydi olabileceğini, bunları düzeltmemiz noktasında, gerekli bir “mânevî istiğfar” dersini buradan almamız gerektiğini ihtar ediyor diye düşünüyorum...

Okunma Sayısı: 1172
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • A. AYDIN

    9.1.2022 11:38:13

    Evet. Çok önemli bir ölçü. Tebrikler.

  • Selim Kurt

    9.1.2022 11:03:02

    Allah razı olsun hocam..bugünki dersimizi aldık.

  • Ali

    9.1.2022 09:53:53

    "bizim de bu hizmette bazı hata, kusur, hatta günahlarımızın haydi haydi olabileceğini, bunları düzeltmemiz noktasında, gerekli bir “mânevî istiğfar” dersini buradan almamız gerektiğini ihtar ediyor diye düşünüyorum.." "Nefsinin kusurunu bilmek gibi ariflik olmaz.."

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı