"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hastalıktan şikâyet etmeye kimin haddi var?

02 Şubat 2020, Pazar
Dünya ve ahirete müteallik bir hikmet ve hizmet için hastalıklar vücudu demirden, taştan ve betondan olmayan insanları bulur.

Bu buluşmadan hiçbir kimsenin şikâyet etmeye hakkı yoktur!..

İnsanın hayatta neyi var ki, neyin sahibi ve neyin hakkına malik ki; vücuduna isabet eden ufak bir hastalıktan şikâyet ediyor? Şikâyet yerine esasında insanın şükür, hamd ve teşekkür etmesi gerekirken insan şikâyet ediyor. Ben filan gibi niçin sıhhatli değilim, filan dünyalık adam, filan ateist ama hastalık, musîbet, belâ onlara gelmiyor gibi bahanelerle bir hak dâvâ edemez.

Bilakis sıhhat ve afiyet ve istikamet noktalarından kendinden yukarı olanlara bakmak değil belki de kendinden aşağı olanlara bakması ve kendi sıhhat ve afiyetine, verilen hayata ve vücuda ham ve şükür etmesi gerekiyor.

Zaten Cenab-ı Rabb’ül âlemini ve Şafii Hakikiyi, O’nun Rububiyeti, Rab oluşu ve terbiye ediciliğini sorgular gibi haddi aşmak ve şikâyette, istekte bulunmak da ikinci bir hastalık olmuş olur.

Cenab-ı Hakk’ın kâinatta koyduğu tekvini kanunlar itibariyle; hayat bir faaliyet ve harekettir. Durağanlık, hareketsizlik ve tembellik vazifesizlik İlâhî emir ve isteklerde yoktur. İşte bu noktalardan insana yeknesaklığı, tekdüze bir hayatı yaşatmamak için hastalıklar vazedilmiş. Hayatı verenin, sağlık, sıhhat ve afiyete insanı kavuşturarak devam ettirmenin kuvvet ve kudretinin anlaşılması ve kabul edilebilmesi için meşakkat, musîbet ve hastalıklar illa ki olmalıdır. Ta ki “Of, aman, ömrüm geçmiyor, zaman bitmiyor, canım sıkılıyor vs.” gibi cümlelerin mü’minlerin ağzından zikredilmesi yerine; şükür Rabbime nimetlerin bolluğu içindeyim, kâinatın harekât ve ibadatının içinde ben de ibaret ve taatteyim, Allah için çalışıyor, Allah için Allah’ın bana hayat ve vücud, sıhhat ve afiyetle ikram ettiği, ihsan ettiği nimetlere kanaat etmeye, kabul ve memnuniyetimi Rabbime arz etmeye çalışıyorum diyebilmelidir.

Bediüzzaman’ın ifadesiyle: “Musîbetlerin, şerlerin, hatta günahların aslı ve mayası ademdir. Adem ise şerdir, karanlıktır. Yeknesak istirahat, sükût, sükûnet, tevakkuf gibi hâletler, ademe, hiçliğe yakınlığı içindir ki, ademdeki karanlığı ihsâs edip sıkıntı veriyor. Hareket ve tahavvül ise vücuttur, vücudu ihsâs eder. Vücut ise hâlis hayırdır, nurdur…” Bizler inşallah böyle neticelere masaddak olacak şekilde bizlere isabet eden hastalıklara muamele etmeli ve bakmalıyız…

Okunma Sayısı: 884
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı