İkincisi: Ben Şarkın dağlarında büyümüş idim. Merkez-i hilâfeti güzel tahayyül ediyordum. Vakta ki, bundan yedi-sekiz ay mukaddem Dersaadete geldim. Gördüm ki İstanbul, tevahhuş ve tenafür-ü kulûb sebebiyle, medenî libası giymiş vahşî bir adama benzerdi. Şimdi ittihad-ı millî sebebiyle, medenî adam, fakat yarı medenî, yarı vahşî libasında bize arz-ı dîdar ediyor. Evvel Şarkta fenalığın sebebi, Şarkın uzvu hastalanmış zannediyordum. Vakta ki, hasta olan İstanbul’u gördüm, nabzını tuttum, teşrih ettim; anladım ki, kalbindeki hastalıktır, her tarafa sirayet eder. Tedavisine çalıştım; bir divanelikle taltif edildim.
Hem de gördüm ki, medeniyet-i hakikiyeyi teşkil eyleyen İslâmiyet, maddî cihetinde medeniyet-i hâzıradan geri kalmış; güya İslâmiyet sû-i ahlâkımızdan darılmış, mazi tarafına dönüp gidiyor. Zaman-ı Saadete bizi şikâyet edecektir. Bunun en büyük sebebi, istibdattan sonra, mürşid-i umûmî üç büyük şubenin ki, “Cümlenin maksudu bir amma rivayet muhtelif,” veyahut “İfadelerimiz ayrı ayrıdır, senin güzelliğin ise birdir; hepsi de o cemale işaret ediyorlar.” [Arabî ibarenin meâli] beytinin mâsadakı olan ehl-i medrese ve ehl-i mektep ve ehl-i tekkenin tebâyün-ü efkâr ve tehalüf-ü meşâribidir.
Bu tebâyün-ü efkâr ahlâk-ı İslâmiyenin esasını sarsmış, ittihad-ı milleti çatallaştırmış, terakkiyat-ı medeniyeden geri bırakmıştır. Zira biri ifrat ile diğerini tekfir ve tadlil ediyor; öteki tefrit ile onu techil ve gayr-i mûtemed addediyor. Bunun çaresi, tevhid ile ve efkârlarının mabeyninde teyid ile münasebet ile musalâhadır. Tâ itidal noktasında musafaha ile birleşmeli ki, aheng-i terakkîyi ihlâl etmesinler.
Eski Said Dönemi Eserleri, Nutuk, s. 96
LÛGATÇE:
aheng-i terakkî: ilerlemenin ahengi,
uyum ve düzeni.
arz-ı dîdar etmek: görünmek; yüzünü
göstermek.
Dersaadet: saadet kapısı; İstanbul.
gayr-i mûtemed: güvenilmez.
istibdat: baskı ve zorbalık rejimi.
mabeyn: ara.
mâsadak: doğrulayan, tasdik eden.
medeniyet-i hâzıra: şimdiki medeniyet.
mukaddem: önce.
mürşid-i umûmî: topluma yön veren genel
rehber.
sû-i ahlâk: ahlâkın kötülüğü, kötü ahlâk.
tadlil: dalâletle suçlama, doğru yoldan saptığını
söyleme.
tebâyün-ü efkâr: fikirlerin, düşüncelerin
birbirine zıt ve muhalif olması.
techil: cahillikle suçlama, cahil sayma.
tehalüf-ü meşârib: meşreplerin, huyların,
karakter ve eğilimlerin farklı olması.
tekfir: küfürle itham etme, bir kimsenin kâfir
olduğunu söyleme.
terakkiyat-ı medeniye: medeniyet alanındaki
ilerlemeler, medeni gelişmeler.
teşkil eylemek: meydana getirmek.
teşrih etmek: anatomisini incelemek,
kesip açmak,
tahlil ve teşhis etmek.
tevahhuş ve tenafür-ü kulûb: kalplerin
birbirinden
ürküp nefret etmesi.
Zaman-ı Saadet: Asr-ı Saadet; Hz. Peygamber’in (asm) yaşadığı saadet dönemi.