"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ulema-i Râsihun: Bediüzzaman (1)

Şemseddin ÇAKIR
07 Şubat 2020, Cuma 00:08
Bediüzzaman Hazretleri’nin dikkat çektiği işârât-ı Kur’âniye’nin 13. ve 14. Âyet-i Kerimeleri “Râsihûn” hakkında olup, biri Ali İmran, diğeri Nisa Sûresi’nde olmak üzere Kur’ân-ı Kerîm’de iki yerde geçmektedir.

Bu hususta, önce Âyet-i Kerimelerin meallerini ve kısa yorumlarını, sonra lügavî ve istilâhî anlamları ile geçmiş ulemanın izahlarını da naklettikten sonra, Üstadın istihraçlarına da dikkat çekerek yorumlamaya çalışacağım.

İlk olarak mealler:

Birinci âyet-i kerimenin meali:  “Halbuki o âyetlerin tefsirini Allah’tan ve Allâh’ın kendilerine ilimde derinlik ve istikamet ihsan ettiği (İlimde râsih olan) kimselerden başkası bilemez. (Ali İmran 7)

İlimde rahih olanlar;  O’na inandık, hepsi Rabbimizin  izin ve istihdâmiyle -mü’minlerin imanlarına yaptıkları hizmete işâret ediyor- bunlar da Allah’ın kitabındandır” derler. Bu inceligi ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.

İkinci âyet: “Fakat onlardan (ilimde derinlik ve istikamet sahibi olanlar) mü’minler sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler. O namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah’a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz” (Nisa Âyet: 162)

Görüldüğü üzere bu âyette de “ilimde rusuh sahibi olanların özel durumlarına değinilmeksizin onların ve diğer mü’minlerin vahye inandıkları, namazı eda ettikleri, zekâtı verdikleri, ayrıca ahiret gününe iman ettikleri belirtiliyor. 

Fakat genel bir “mü’minler” ifadesiyle yetinilmeyip “ilimde râsih olanların” mü’minlerin üzerinde ayrı bir kategori olarak zikredilmesi, bu tür âlimlerin -Allâh katında önemli konumlara mazhariyetini- ve Allah’ın inayeti, izin ve istihdamıyla mü’minlere yaptıkları iman hizmetinin makbuliyetine işaretlerini  gösteriyor.

Kur’ân-ı Kerîm ezelî ve ebedî olan Allah’ın (cc) kelâmı olduğu için bu iki âyet her asırda “râsih âlimlere” baktığı gibi ahirzamanda da Said Nursî ve onun tefsiri olan Risâle-i Nurlar’a da bakar, bakıyor ve bakması Kur’ân’ın şanındandır! Bilhassa ilk âyet muvacehesinde denilebilir ki, bu İlâhî kitap, muhtevasındaki müteşabihatı anlayıp açıklayan her döneme, bu görevi hakkıyla yapmaya çalışan “râsih âlimlere” işârette bulunur. Özellikle Kur ‘ân âyetlerine çeşitli biçim ve taktiklerle ilişildiği çalkantılı dönemlerde, diğer âyetler gibi  müteşabih âyetleri sağlıklı şekilde yorumlayıp açıklayan “müceddid” vasfı taşıyan ulemaya gönderme yapar. Pozitivizmin etkin olarak dünyayı sardığı ahirzamanda da, bu fonksiyonu cansiperâne yapan Risale-i-Nur’a, Muhterem müellifine ve Risale-i Nur Talebelerine de bakar, dolaylı işaret ve göndermelerde bulunur! Bunda şüphe duymayı gerektirecek en küçük bir nokta yoktur!

Biraz daha açmak gerekirse; Üstad Hazretleri’nin ifade ettiğine göre “Harb-i umumî vasıtasıyla bin seneden beri Kur ‘ân aleyhine terâküm eden Avrupa itirazları ve evhamları âlem-i İslâm içinde yol bulup yayıldılar. O şüpehâtın bir kısmı fen şeklini giydi, ortaya çıktı. Risâle-i Nur ve onun şakirtleri bu şüphe ve itirazları def ettiler.”

Gerçekten Batı dünyası, kendi siyasî ve fikri serüvenlerine bağlı olarak “Kilise istibdadını” yıkıp rönesans ve reform hareketleriyle yeni bir sürece girdiğinde, genel anlamda “din” ve “vahy” dışlanmış, “rasyonalizm” adı altında büyük fikrî cereyanlar ortaya çıkmış, bu fikirler türlü yollarla bilhassa büyük Fransız İhtilâli sonrası İslâm dünyasına da, sirâyet ederek, Kur ‘ân âyetlerine karşı yoğun itirazlar yöneltilmiştir. Söz gelimi Allah’ın bütün fiil ve tasarrufları “naturalist felsefe” ile tabiatın kendisine verilmiş, Allah’ın en büyük mu’cizelerinden biri olan yaratılış! Mutasyon ve seleksiyon teorileriyle perdelenmiş; Allah’ın arş-ı istiva ettiği, göklerin yedi kat olduğu, Hz. Peygamberin (asm) bir mu’cizesi olarak ayın ikiye yarıldığı gibi âyetler güya fen bilimlerine ait verilerle örtüşmediği iddiasıyla eleştirilmiştir... İşte Risale-i Nur Kur’ân’ın bütün âyetlerini olduğu gibi, özellikle itiraz ve tenkide medar kılınan âyetlerini engüzel şekilde şerh etmiş inkâr cereyanlarının fikrî alt yapılarını darmadağın etmiş, fen bilimlerine ait verilerin-rasyonalistlerin iddiasının tam aksine - Kur’ânî mesajları doğruladığını, iddianın da, ötesinde ispat ederek ortaya koymuştur. Bunun için özellikle 25. Söze bakılması.

 Ayrıca bu Külliyattan istifade eden Nur Talebeleri yazılı ve görsel medyada, gazete ve dergi gibi neşir organlarında bu eserlerden aldıkları feyizle çok kıymetli çalışmalar yapmış, yüzbinlerce ve hatta milyonlarca insanların imanlarının kurtulmasına vesile olmuşlardır.

 Elbette Kur ‘ân kendi mesajlarına böylesine saldırıların yapıldığı zamanda, kendisini savunan, mesajlarındaki şüphe ve itiraz noktalarını cerhedilmez delillerle vuzuha kavuşturan bir mânevî tefsire, yani Risâle-i Nur’a, onun müellifine, Risale-i Nur’a talebe olmaya çalışan bahtiyar kitleye, yani şahs-ı maneviye bakar, onlara işaret eder, onları müjdeler, diğer insanları da, bu manevî tefsirden ve sofradan yararlanmaya cehren veya zımnen teşvik eder! Bunda yadırganacak ve naslara aykırı ne olabilir?

Nitekim fiilî durum; yani Risale-i Nur’un Kur‘ân savunması, (Müteşâbihat bağlamında söylemek gerekirse) bu âyetleri lâyıkıyla yorumlayıp açıkladığı meydanda olmakla beraber, bu âyetle birlikte “Rasih âlimler”den söz eden Nisa Sûresi’ndeki diğer âyet, bazı âlimlerin kullandığı ve hususî bir ilim çeşidi olduğu belirtilen “ebced ve cifir” hesabıyla da Risâle-i Nur’a ve müellifine işaret eder ve ediyor! Meselâ ilk âyet “illallah” kelimesinde vakfedilmediği zaman cifir hasebiyle 1344 (Milâdî 1925 veya 1926’lar) ederek tam tamına Risale-i Nur’un manevî mücâhede meydanına atıldığı tarihe tekabül eder.

 İkinci âyet de, cifirle aynı tarihe tekabül eder. “İlm-i hakikatte rasihâne çalışan ve kuvvetli iman eden bir tâifeye yani Risâle-i Nur şakirtlerine işaret edip onları “dâire-i harimine” hususî dahil eder ve ediyor!

Bu gerçekleri düşününce insan, “Allah (cc) herkesi Risâle-i Nur dairesine giren veya talebesi olanlardan eylesin” demekten kendini alamıyor. 

Bu daireye girenlere de ayrıca “selâm olsun” demekle kendimi bahtiyar addediyorum.

Okunma Sayısı: 1105
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı