"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

12 Eylül münkirleriyle demokrasiyi konuşmak...

Şükrü BULUT
12 Ocak 2026, Pazartesi
Caiz mi, diyeceksiniz? Millet olarak başımızda cehalet olmasaydı, biz de sizin gibi; caiz değildir, diyecektik. Nisyandan gelen insanımıza sosyal medya belâsı da musallat olunca, cehaletin boyutları dehşetli noktalara inip-yükseliyor.

Bediüzzaman’ın tarih, hürriyet, demokrasi ve İstikbaldeki hadiselerle alâkalı beyanlarını okudukları halde, küresel deccaliyetin 1970’lerde Latin Amerika’dan başlatıp 1980’lerde Önasya’ya ve ikibinlerden sonra da AB ülkelerinde gerçekleştirdiği sivil değişim/ihtilâlleri göremediklerinden, tam kırk beş senedir istibdadın pençesindeki Türk milletinin feryad ve hıçkırıklarını duyamayanlara, demokrasi hakkında neler söylenebilineceğini merak ediyoruz.

Demokrasiyi, elbette demokrasinin yokluğundan şikâyet edenlerle konuşuyorsunuz. Demokrasi münkirleriyle değil… Demokrasiyi istediği halde; onu katledenlere, dirilmemesi için kabrinin üzerine taş dökenleredir, sözümüz. Onlar için, 12 Eylül münkirleri tabirini kullandık. 12 Eylül’den önceki Türkiye’yi karalayarak, günümüz idarecilerinden şikâyetin caiz olmadığını, hatta 12 Eylül projesi dâhilinde, ihtilâlci Kemalistlerin “[28 Şubat] balans ayarına da” ihtilâl diyerek konuyu iyice sulandıranlarla, demokrasi meselesinin doğru olmadığını söylüyoruz. Demokrasinin ülkede kuvvetlenmesi, milletin demokrasiyi öğrenmesi ve Türkiye’yi komşularıyla birlikte küresel ihtilâlci ve sosyal Marksistlere karşı savunurken altı defa başbakanlıktan uzaklaştırılmış demokrasi kahramanı Süleyman Demirel’in mahiyetini bilmeden; Özal’ı demokrat görenlerle demokrasiyi konuşmanın, hakikate saygısızlık olduğunu düşünüyoruz.

12 Eylül münkirlerini, genellikle tarihimizin en dehşetli, derin ve küresel Marksistlerle entegreli ihtilâlini basite indirgerken görürsünüz. Size 27 Mayıs’tan, 12 Mart’tan, 28 Şubat’tan ve belki de 15 Temmuz’dan bahsedeceklerdir… 31 Marta ve oradan Tanzimat’a kadar gerilere giderek; demokrasi meselesini anlaşılamayacak dehlizlere götürüler. 

Türkiye’mizde demokrasinin olmadığını, iktidarın ise müstebit olduğunu sizinle paylaşanların niyetleriyle ilgilenmiyoruz. Demokrasi düşmanlarını tanıyamayanlarla demokrasiye ulaşamayacağımızı bilelim, o kadar…

Neden 45 sene öncesine takılıyorsunuz, diyerek bizi projenin eskimiş-paslanmış parçası AKP ile nizaaya çağıranların hali de malum. Kemalistlerin bin sene devam edeceğini iddia ettikleri ihtilâllerinin, Troçki’nin “sürekli devrimiyle” münasebetini yerlilerimiz bilmiyorlardı. Ve acayip olan ciheti ise; 12 Eylül ve müştemilatından habersizlerin günümüz hadiselerindeki teşhisleri tamamen yanlış ve iman-küfür mücadelesinde durdukları yerin de düşmanlara ait olduğunu görebiliyoruz. Milletimizin 45 sene önce içine atıldığı serin havuzların altındaki cehennemi sistemlerin uzaktan kumandalarla ısıtılmaya başlanacağını da, halkımız bilmiyordu. Yüz senelik millî tahribatın çeyrek asırda nasıl gerçekleştiğini soranlara, dinsizliğin umumu tahrip makinalarını göstermemeye direnen demokrasiseverlere de geçmiş olsun, diyebiliyoruz. 

Üslup olarak Troçkicilerden (Marksizm) ayrılan global liberal Marksistlerin metotları, münafıklığın en derin derekesinde yol alıyorlar. Mahiyetlerini deşifre edecek slogan ve sembollerden oldukça ırak, halklara hergün yeni ihtiyaçlarla yaklaşarak ve milletin elindeki sermayeyi bankalar ve global şirketlerle hissettirmeden hırsızlıyorlar. Âdem’in (as) her biri halifeliğe namzet çocuklarını üç paralık menfaatle madara ederek insaniyete zamanların en büyük zararını veriyorlar. İşte bu büyük hastalığın yegâne çaresi olan doğru hürriyetlerimize münafıkça elkoyan ihtilâlcileri tanımadan, demokrasiyi konuşmanın doğru olmadığını artık herkes görmeli. 

İhtilâl münkirlerinin önemli eksiği ise, küresel Marksist sosyalistlerin, toplum, devlet ve insaniyet karşıtı projelerinin mahiyetlerini keşfedemeden ictimaî reçete yazmalarıdır. Zalim ve gaddar düşmanını dost zannederek hayatın yüzlerce karelerindeki tuzaklarına düşmüş olmaları. Bediüzzaman’ın aşağıdaki ikazı, maksadımızı en güzel şekilde i tasrih ediyor.  

“Bu asırdaki ehl-i İslâmın fevkalade safderunluğu ve dehşetli cânileri de âlicenâbâne affetmesi ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işleyen ve binler manevi ve maddî hukuk-u ibâdı mahveden adamdan görse, ona bir nevi taraftar çıkmasıdır.” (Kastamonu Lâhikası, s.24)

Okunma Sayısı: 1847
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Serdar Razı

    13.01.2026 20:57:40

    12 Eylülü yaptıran NATO değil mi? O zaman bizim ne işimiz var bu sistemde? Biz neden avrupa birliğine girmek için kafa yoruyoruz. Avrupanın kime yararı olmuş bize olsun

  • Mustafa coban

    13.01.2026 00:13:22

    Tarih bir tekerrürden ibarettir.insan unutmaya meyillidir.tekrar tekrar ayni hataya düṣer. Hocam bin sene önceki örnegi vermektense cok yakindaki örnegi bize sunuyor.ama hepsi ayni.hak batil mücadelesi devam ediyor.yılmak yok.mücadeleye devam.yalniz arınmaya ihtiyacimiz var. Öz eleṣtiriye ihtiyacimiz var.neden ayni hatayi yapiyoruz.neden bir araya gelemiyoruz.eksigimiz nedir.

  • irfan göçmen

    12.01.2026 23:14:01

    Aynen öyle gözümüz önün de bire bir yaşıyoruz bu cehaleti.Kalemine sağlık hocam

  • S.topuz

    12.01.2026 19:20:09

    ..."İkincisi de, sonunda en zâlim ve tahribci Cengiz ve Hülâgu namındaki bir deccal eliyle inkıraz bulacak. Acaba kütüb-ü hadîsiyede Kur'ana, şeair-i İslâm'a ait hattâ cüz'î şeyleri de haber veren Sahib-i Şeriat, hiç mümkün müdür ki bu "ZAMANIMIZDAKI"pek acib "HÂDISATTAN" haber vermesin? Hem hiç mümkün müdür ki, bu acib hâdisatta Kur'ana sebatkârane -geniş bir sahada, en acib bir zamanda, en ağır şerait altında- hizmet eden ve o hizmetin semerelerini dost ve düşmanları tasdik eden Risale-i Nur şakirdlerine işaretleri bulunmasın. Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Şualar - 506 - 😢🇹🇷🙌🌹🤲🌹♥️☝️🌙🕋😭😭😭🕊🕊🕊🌍🇪🇺🕋🇹🇷🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸😭

  • S.topuz

    12.01.2026 19:15:25

    بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ Evvelâ: Bid'akâr bazı hocaların telkinatıyla iddianamede, İslâm Deccalı ve müteaddid birkaç deccalın gelmesini kabul etmiyor gibi Beşinci Şuâ'ın bir mes'elesine itiraz etmişler. Buna cevaben gayet parlak kat'î bir mu'cize-i Nebeviyeyi (A.S.M.) gösteren bu hadîs-i sahihte: لَنْ تَزَالَ الْخِلَافَةُ ف۪ى وِلْدِ عَمّ۪ى صِنْوِ اَبِى الْعَبَّاسِ حَتّٰى يُسَلِّمُوهَا اِلَى الدَّجَّال Yani:"Benim amcam, pederi-min kardeşi Abbas'ın veledin-de Hilafet-i İslâmiye devam edecek. Tâ Deccal'a, o hilafeti yani saltanat-ı hilafet Deccal'-ın muhrib eline geçecek." Yani, uzun zaman beşyüz sene ka-dar hilafet-i Abbasiye vücuda gelecek,devam edecek. Sonra Cengiz Hülâgu denilen üç dec caldan birisi o saltanat-ı hila-feti mahvedecek; deccalane, İslâm içinde hükûmet süre-cek.Demek İslâm içinde müte addid hadîslerde üç deccal ge leceğine zahir bir delildir. Bu hadîsteki ihbar-ı gaybî, kat'î iki mu'cizedir:Biri;hilafet-i Abba-siye vücuda gelecek, beşyüz sene devam edecek."... Şualar - 506

  • Kamran

    12.01.2026 17:09:22

    Konuyu çok açık ve anlaşılır biçimde özetlemişsiniz.

  • Demokrat Avrupa

    12.01.2026 15:03:30

    (6) 12 Eylül, sadece askerlerin kışladan çıkması değil; demokratik bir liderin (Demirel) tasfiyesi ve sistemin uyumlu memuru (Özal) aracılığıyla Türkiye’nin küresel düzene kurban edilmesidir. Bu öyle bir "illüzyonla" yapılmıştır ki, bugün bile pek çok kişi o günlerin karanlığını sadece "sağ-sol kavgası" sanmakta, arka plandaki büyük ekonomik ve siyasi darbeyi görememektedir.

  • Demokrat Avrupa

    12.01.2026 15:03:07

    (5) Bu süreç, Kemalist sistemin içine düştüğü tıkanıklığı, küresel sermaye ile iş birliği yaparak aşma operasyonuydu. Devletin otoriter yapısı (Kemalizm) korunurken, ekonomisi küresel sermayeye (Neoliberalizm) açıldı. Yani 12 Eylül, Kemalist devlet yapısının, neoliberalizmin "güvenlik kalkanı" haline getirildiği bir dönüşüm anıdır.

  • Demokrat Avrupa

    12.01.2026 15:02:44

    (4) Demirel gibi halk desteği güçlü bir siyasetçiyi siyaset yoluyla alt edemeyen sistem, ihtilal yoluyla sahayı temizledi. Siyasi partiler kapatıldı, liderler yasaklandı ve Özal için dikensiz bir gül bahçesi hazırlandı. Özal’ın neoliberalizmi, 12 Eylül’ün süngüleri sayesinde hiçbir sendikal veya toplumsal direnişle karşılaşmadan topluma enjekte edildi.

  • Demokrat Avrupa

    12.01.2026 15:02:18

    (3) Süleyman Demirel, sandıktan çıkan iradenin gücünü ve sivil siyasetin alanını genişletmeye çalıştığı için "kontrol edilemez" bir figürdü. Kemalist vesayet ve küresel Neocon-Neoliberal ittifakı, Türkiye’yi dünya piyasalarına açacak ama siyasi iradeyi de baskı altında tutacak bir figür arıyordu. Bu figür, 24 Ocak Kararları’nın teknik uygulayıcısı Turgut Özal’dı.

  • Demokrat Avrupa

    12.01.2026 15:01:36

    (2) Sokaklardaki şiddet ve anarşi, devletin kontrolüyle dindirilebilecekken; askeri müdahalenin "tek kurtarıcı" olarak görünmesi için kaosa bilerek alan açılmıştır. Süleyman Demirel’in anarşiye karşı orduyu yardıma çağıran feryatlarının cevapsız bırakılması, sistemin Demirel’i aciz göstererek halkın gözünde bitirme planıdır. Böylece demokratlar bile, "Vatan gidiyor, her gün 20 kişi ölüyor, asker gelmesin de ne olsun?" noktasına itilmiştir.

  • Demokrat Avrupa

    12.01.2026 15:00:55

    (1) 12 Eylül darbesi, tarihin gördüğü en ustaca kurgulanmış "şartları olgunlaştırma"süreçlerinden biridir. Bu sürecin "münafikane" tarafı, toplumun en temel ihtiyacı olan "can güvenliğini" bir rehine gibi kullanarak, halkın ve hatta hürriyetçilerin rızasını üretmesidir.

  • Ali

    12.01.2026 11:35:36

    Nasıl oluyor, anlayamıyorum. Üstadımızın deccal dünyayı zapteder sözünü esas alamıyoruz. Dünya hegemonyası ancak ihtilal ile olur. Bunun piri de Troçkidir. Galiba mesele Troçkinin zamanımızdaki takipçilerini ve onlara yardım eden o zamanın ingilizinin rolünü üstleneni tesbit etmek olmalı.

  • Bedreddin

    12.01.2026 09:25:43

    Cemiyetin basiret gözü böylesine körleşirse iman kalesi tehlikededir..

  • Bülent Bektaş

    12.01.2026 09:03:22

    Çok güzel bir yazı olmuş emeğinize sağlık Şükrü bey

  • Abdurrahman

    12.01.2026 01:32:04

    Evet. Demokrasiyi yok eden devrim ve darbecileri kendi dünyalarında yargılayamayanların demokrasiyle işi olamaz.

  • Recep Ayer

    12.01.2026 00:49:28

    4-Özal olsun Demirel olsun bunlar rahmetli oldu.12 eylülü savunacak şu anda bir kişi göremiyorum.Ancak bir 1980 öncesini yaşadık.Bu dönemin halkta bıraktığı etkiyi de biliyoruz.1980 sonrası siyaset de elbette bundan etkilendi.Ancak Özal olsun Demirel olsun bu siyasetçiler sağın siyasetçileridir.Beğenelim beğenmeyelim durum budur.Hatasıyla sevabıyla.Bize yakın olan siyaset de hatasıyla sevabıyla " sağ siyasettir ve parti veya partiler" olmalıdır diye düşünmekteyim.

  • Recep Ayer

    12.01.2026 00:42:04

    3-Üslubunuza biraz takıldım.Yeterince açık yazmıyorsunuz.Cümleler bazen muğlak kalıyor.Oysa açık olmalı.Ne dediğinizi açık olarak ifade etmelisiniz.Bir cümlede çok değişik şeyler çağrıştıracak ifadeler okuyanda başka hissiyat uyandırıyor.Gerekirse örnekler verebilirim."Küresel sosyal marksistler vs" falan bu tür ifadeler hem uydurukça barındırıyor hem de mücerret kalıyor.Bunun yerine herkesin kabul edeceği "Dünya çapında ifsad komiteleri" daha doğru olur.

  • Recep Ayer

    12.01.2026 00:36:36

    2-Nurların penceresinden baktığımızda üstad" Ben dindar bir cumhuriyetçiyim" diyor.Bence bu yeterlidir.Dindar cumhuriyet mefhumu İslami hürriyeti ve diğer meseleleri de çözer.İlla "liberal demokrat" tanımının içine girmenin gerekli olmadığını düşünüyorum.Ben de kendimi tarif ederken mesela "Dindar bir bir cumhuriyetçiyim "diyorum.1950-60 arası dönemdeki "demokrat" tabiri Demokrat Partili olanlara verilen bir ünvandı. CHP lilere de "halkçılar" deniyordu.

  • Recep Ayer

    12.01.2026 00:31:38

    1- Bir düşünür"Liberal demokrasi varsa avrupa medeniyeti vardır , yoksa yoktur" demişti."Demokratik olmak" anayasa planında rejimin bir niteliğidir.Yoksa bir yönetim şekli değildir.Batıdaki uygulamalarına baktığımızda hürriyet anlamında ekonomik anlamda ve sosyal planda ideal ve tartışmasız bir nitelik değildir.Tartışmasız değildir.Tekamül etmektedir.Gerçek anlamda tekamül ederse varacağı yer bence İslamdır.Bu bir ihtimaldir.Bugünkü batı demokrasilerindeki hürriyet anlayışı nesiller için tehlike teşkil etmekte ve hükümetler buna önlem almaya çalışmaktadırlar.Zira nesilleri bozmaya çalışan dünya çapında ifsat komiteleri vardır.Bunlarla mücadele bütün insanlığın meselesidir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı