"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Anneler! Evlerinizi medrese yapmaya hazır mısınız?

Şükrü BULUT
23 Ocak 2026, Cuma
Bu soru bir itham değil; köklü bir irfanın hatırlatılmasıdır.

Asırlardır milletimizin imanını inşa eden annelerin rolünü yeniden tefekküre davettir. 

Yeni Asya’nın çekirdek eserlerinden “Nur Çocuklarında” anlatılan ve ekseriyeti rahmete irtihal etmiş anneler, yuvalarını birer Nur Medresesine dönüştürerek sessiz, fakat derin izler bırakmışlardır. Bu satırların maksadı o iman, ihlâs ve adanmışlık iklimini bugünün genç annelerine yeniden hatırlatmaktır. Zira bir milletin yarını, önce evlerin ikliminde ve annelerin duasında şekillenir.

İkibine girerken hızlıca yaşadığımız çeyrek asrın gösterdiği hakikate göre, evlerimizi medrese yapmaya mecburuz. Yani canımızın parçaları yavrularımızın dünya-ahiret saadetleri uğruna, aklı başında her annenin, evini medreseye çevirmesi elzemdir… 

Yavrusunun insanî devrelerini; çocukluk, gençlik, evlilik ve aile teşkili safhalarını dünya gözüyle görmeyi Rabbinden niyaz eden anneler için aile, yalnızca bir yuva değil; emanetin muhafaza edildiği en mahrem sığınaktır.

Âhirzaman fitnesinin, manevî tahriple cemiyeti aralıksız yaraladığı bir zeminde, bu sığınağın “Cennet köşelerinden bir köşe” olarak vasıflandırılması boşuna değildir. Çünkü iman ve ahlâk, en çok evlerin ikliminde korunur ve kök salar.

Aksi hâlde; tek parti istibdadının hüküm sürdüğü, din eğitimine yönelik yasakların devam ettiği ve Kur’ân hizmetinin merkezinde bulunan Bediüzzaman Said Nursî’nin dahi hükümet hafiyeleri tarafından zehirlendiği bir devirde,

“Nur şakirtleri, mümkün olduğu kadar her yerde küçücük bir dershane-i Nuriye açmak lâzımdır” şeklindeki ısrarlı çağrının bir mânâsı olur muydu?

Anneliğin misyonu üzerinde durmayacağız. Şefkatin kahramanlıklara dönüşerek tarihin şeref levhalarına yansımış anneleri nasıl yazacaksınız ki… Lâkin konu anne; annelerimizin medreselere ve medreselerimizin annelere olan şiddetli ihtiyacını göstermek zorundayız. İnsaniyet düşmanlarının; Müslüman Türk ailesini bitirdik, yüksek teknolojimizle çocuklarını ellerinden aldık ve bundan böyle onlar Kur’ân’a göre yaşamayacaklar, dedikleri bir zamanda; genç annelerin, imanlarından doğan şefkatlarıyla ayağa kalkma zamanı elbette gelmiştir. Bu direnişin ilk adımının da, sözkonusu annelerin zamanın sahibine kulak vererek, acilen evlerini medreselere döndürmesi olduğunu da biliyoruz. Aksi halde zaman seli ayakta kalmamızı güçleştiriyor. Sonra, bayat ekmek gibi dağılan ailelerimizle düşmanlarımıza maskara oluyoruz. Binbir zorluk ve gayretle büyütmeye çalıştığımız çocuklarımızın henüz küçük yaşlarda, müfsit aletlerle dünyalarımızdan uzaklaştıklarına, çaresizlikler içinde şahit oluyoruz.

Anneler, yazdıklarımızın tatbikinin zor olduğunu söyleyebilir ancak, Ahirzamanın zorluklarını Efendimiz (asm) dilinden öğrenmiş olsaydık, seferberlik içinde olduğumuzu unutmayacaktık. İman ve İslâmiyetin kor ateşlere dönüşüp ellerimizi yaktığı zamanımızda veya kısık çıralara dönüşerek zamanın rüzgârlarına karşı zaafa düştüğü günümüzde; imanla kabre geçebilmek için mutlaka başarmak zorunda olduğumuzu bilecektik.

Belki de başlığımıza “evlerimizi medrese yapma” yerine, “zaman medreselerde doğma zamanı” dememiz gerekiyordu. Yani medreselerin çocuklarına “meskat-ıre’s” olacaklarına inanarak evlenmeye talip anne adaylarının üç adım öne çıkma zamanlarının geldiğini bilmemiz lâzım. Bu hakikatten gafletle “dünyaevine girecek annelerin” dünyaca çok tokatlanacaklarını; etrafımızda cereyan edenler gösterdiğinden genç annelere diyoruz ki; medreselere yani evlerinize sığınınız, imansız düşmanlarınız emansızca saldırıyorlar.

Medreseye doğmak temel paradigma olunca, elbette medreseye başlama yaşınızı kimsecik soramaz. Zamanımızın sür’ati, düşmanlarımızın merhametsizliği, deccaliyetin; teknolojinin son harikalarını Yahudi sermayesiyle  müfsit aletlere dönüştürmesiyle çocuklarımızın henüz üç yaşlarındayken anne-babayı aşma gayretleri; bilmecburiye zamanımızın annelerini “medreseye doğma” usulüne mecbur bırakıyor. Aksi takdirde, Kur’ân’ı dört buçuk yaşında ezberleyen Süfyan İbni Uyeyne’den daha küçük zamanın harikaları, Ahirzaman Deccaliyetine alet olacaklar ki, hiçbir annenin yüreği buna dayanamamalıdır…

Okunma Sayısı: 1927
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mustafa

    30.01.2026 00:49:03

    Medreseye doğmak, ne güzel bir yaklaşım. Allah razı olsun.

  • Rehanur

    23.01.2026 23:06:40

    Bu yazı, meseleyi pedagojik ya da sosyolojik bir çağrının ötesine taşıyarak ontolojik bir zemine oturtuyor. Zira burada “ev” yalnızca mekânsal bir barınak değil; insanın varlıkla kurduğu ilk ve en sahih ilişkinin tecelli ettiği yer olarak ele alınıyor. Anne ise biyolojik bir fail olmanın ötesinde, çocuğun varlık idrakini şekillendiren asli özne konumunda. Evlerin medreseye dönüşmesi, aslında eşyanın ve insanın anlamını yeniden merkezine alan bir varlık tasavvurunun ihyasıdır. Bu yönüyle yazı, modern dünyanın parçaladığı anlam bütünlüğüne karşı, fıtrata yaslanan bir varoluş çağrısıdır. Akademik düzeyde ele alınmalıdır.

  • Nejdet Pehlivan

    23.01.2026 16:27:50

    Bu programlarla evlerini bir nevi cennete çeviriyorlar. Günlük aile hayatını ailece meşveret yaparak kararlaştırıyorlar. Yemeklerini hep birlikte tatlı bir sohbet havasında yiyip şükrediyorlar. Birlikte ev içi oyunları, müzik sanat ve temizlik işlerini helal dairede icra edip, keyifli hevasata da zaman ayırıyorlar. Karşılıklı sevgi, saygı ve hürmetle aile bağlarının kuvvet veriyorlar. Bununla birlikte medrese ehli ailelerin bir şahs-ı manavî olarak tanzim ettikleri haftalık medrese perogramlarına iştirak ediyorlar, eğitim, neşriyat sosyal faaliyet komisyonlarında görev alarak islamî kimliklerini inkişaf ettirirken, ifsat komitelerinin cazibadar hevasat ve lehviyatlarından da muhafaza ediyorlar. Helâl dairedeki lezzetin keyfe kâfi olduğunu, harama girmeye hiç lüzum olmadığını idrak ediyorlar. Ne mutlu medrese ehli anne babalara!

  • Nejdet Pehlivan

    23.01.2026 16:04:44

    İmanlı ve ibadetli anneler/babalar ; Peygamberimizin (a.s.m) “… Ben ümmetimin çokluğuyla iftihar ederim.” müjdesine mâsadak olmak için çocuk sahibi oluyorlar. Kendilerine emanet olarak ihsan edilen evlatlarının imanlı, ibadetli, güzel ahlâk sahibi olmaları ve âhiretlerini kurtarmaları için evlerini medreseye çevirip, sünnet-i saniyeyi ailece talim ediyorlar. Ehl-i dalaletin, ifsat komitelerinin, medyanın cazibedar fitnelerinden korumak için de kendi sosyal alanlarını medreseli ebeveynlerin istişare ve himmetleriyle programlıyorlar.

  • İlyas

    23.01.2026 15:15:00

    Seriüsseyr zamane çocuğunun eğitimi de sürat kazanmalı. Mucizevi değişimlerle yaşıyoruz. Çok önemli bir konu. Önce evlet medreseye dönüşmeli.

  • Mustafa coban

    23.01.2026 12:15:22

    Evet hocam hakli,galiba egitim anne karninda baṣlamali.sonra gec olabilir.zamanimiz cok hizli.cocugumuz elimizden uçabilir

  • Hüseyin T

    23.01.2026 10:37:51

    [2] Hazret-i Üstad'ın "küçücük bir dershane-i Nuriye" emri, bu manada her haneyi bir "Nur şuâı" ile aydınlatacak bir usûl ve irşad zincirinin kurulmasını zarurî kılar. Yoksa, bu mukaddes davet, maazallah, annelerin omuzlarında ağır bir yük olmaktan öteye geçemez. Velhâsıl, bu çağrı, iman selâmeti için evlerimizi birer "Cennet köşesi" kılma seferberliğidir. Bu seferberlikte her mümin, "Ben ne yapabilirim?" sorusunu kendine sormalı ve rahmet-i Rahmân'ın inayetiyle, bu ulvî medresenin bir hâdimi olmak için cehd etmelidir. Zira ümmetin yarınları, bugünün annelerinin duâsı ve gayretiyle, evlerde yeşerecek olan "îman nesli" ile şekillenecektir.

  • Hüseyin T

    23.01.2026 10:37:21

    [1] Bu satırlar, ahirzamanın hercümerci içinde gaflet perdesini yırtan ve mü'min annelerin kalbine bir "Lebbeyk" sadâsı bırakan bir ikazdır. Annelik, Cenâb-ı Hakk'ın "şefkat" sırrını taşıyan bir emanet olarak, yalnızca dünyevî bir vazife değil; bilâkis Âlem-i İslâm'ın istikbalini inşa eden bir "iman kalesi" mesabesindedir. "Evleri medreseye çevirmek" daveti, hakikaten her mümin anneye farz-ı ayn hükmünde bir mes'uliyeti hatırlatıyor. Zira zaman, nefsin ve şeytanın teknolojik vesaitlerle cihâd açtığı bir hengâmede, evlâdımızın kalbine girmek, dünyanın bütün sath-ı mâilinden daha mühimdir. Ancak bu ulvî vazife, anneleri tek başına bırakılamayacak kadar azîmdir. "Medreseye doğmak" hakikati, bir aileyi rahmet-i İlâhiyye'nin gölgesinde bir "mektep-i irfan" kılmayı gerektirir. Bu ise, sadece annenin değil; babanın, cemaatin, ümmetin şefkatle kuşatacağı bir tesanüd ve teavün dengesini iktiza eder.

  • S. Pelin Kurukahveci

    23.01.2026 07:17:10

    Allah çocuklarımızı bağışlasın. Onları salih ve salihalardan kılsın. Bize de onları iman ile yetiştirme feraseti versin. Amin.

  • Mahmut

    23.01.2026 00:17:13

    Maşallah, olayı çok güzel izah etmişsiniz. Zaman gösteriyor ki, artık medresesiz mümkün değil, çocuk yetiştirmek.

  • Mustafa Çelik

    23.01.2026 00:09:59

    Yazınızı dua niyetine okudum. Cuma gecesidir. İnşallah kabul olur. Tebrikler.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı