Bu soru bir itham değil; köklü bir irfanın hatırlatılmasıdır.
Asırlardır milletimizin imanını inşa eden annelerin rolünü yeniden tefekküre davettir.
Yeni Asya’nın çekirdek eserlerinden “Nur Çocuklarında” anlatılan ve ekseriyeti rahmete irtihal etmiş anneler, yuvalarını birer Nur Medresesine dönüştürerek sessiz, fakat derin izler bırakmışlardır. Bu satırların maksadı o iman, ihlâs ve adanmışlık iklimini bugünün genç annelerine yeniden hatırlatmaktır. Zira bir milletin yarını, önce evlerin ikliminde ve annelerin duasında şekillenir.
İkibine girerken hızlıca yaşadığımız çeyrek asrın gösterdiği hakikate göre, evlerimizi medrese yapmaya mecburuz. Yani canımızın parçaları yavrularımızın dünya-ahiret saadetleri uğruna, aklı başında her annenin, evini medreseye çevirmesi elzemdir…
Yavrusunun insanî devrelerini; çocukluk, gençlik, evlilik ve aile teşkili safhalarını dünya gözüyle görmeyi Rabbinden niyaz eden anneler için aile, yalnızca bir yuva değil; emanetin muhafaza edildiği en mahrem sığınaktır.
Âhirzaman fitnesinin, manevî tahriple cemiyeti aralıksız yaraladığı bir zeminde, bu sığınağın “Cennet köşelerinden bir köşe” olarak vasıflandırılması boşuna değildir. Çünkü iman ve ahlâk, en çok evlerin ikliminde korunur ve kök salar.
Aksi hâlde; tek parti istibdadının hüküm sürdüğü, din eğitimine yönelik yasakların devam ettiği ve Kur’ân hizmetinin merkezinde bulunan Bediüzzaman Said Nursî’nin dahi hükümet hafiyeleri tarafından zehirlendiği bir devirde,
“Nur şakirtleri, mümkün olduğu kadar her yerde küçücük bir dershane-i Nuriye açmak lâzımdır” şeklindeki ısrarlı çağrının bir mânâsı olur muydu?
Anneliğin misyonu üzerinde durmayacağız. Şefkatin kahramanlıklara dönüşerek tarihin şeref levhalarına yansımış anneleri nasıl yazacaksınız ki… Lâkin konu anne; annelerimizin medreselere ve medreselerimizin annelere olan şiddetli ihtiyacını göstermek zorundayız. İnsaniyet düşmanlarının; Müslüman Türk ailesini bitirdik, yüksek teknolojimizle çocuklarını ellerinden aldık ve bundan böyle onlar Kur’ân’a göre yaşamayacaklar, dedikleri bir zamanda; genç annelerin, imanlarından doğan şefkatlarıyla ayağa kalkma zamanı elbette gelmiştir. Bu direnişin ilk adımının da, sözkonusu annelerin zamanın sahibine kulak vererek, acilen evlerini medreselere döndürmesi olduğunu da biliyoruz. Aksi halde zaman seli ayakta kalmamızı güçleştiriyor. Sonra, bayat ekmek gibi dağılan ailelerimizle düşmanlarımıza maskara oluyoruz. Binbir zorluk ve gayretle büyütmeye çalıştığımız çocuklarımızın henüz küçük yaşlarda, müfsit aletlerle dünyalarımızdan uzaklaştıklarına, çaresizlikler içinde şahit oluyoruz.
Anneler, yazdıklarımızın tatbikinin zor olduğunu söyleyebilir ancak, Ahirzamanın zorluklarını Efendimiz (asm) dilinden öğrenmiş olsaydık, seferberlik içinde olduğumuzu unutmayacaktık. İman ve İslâmiyetin kor ateşlere dönüşüp ellerimizi yaktığı zamanımızda veya kısık çıralara dönüşerek zamanın rüzgârlarına karşı zaafa düştüğü günümüzde; imanla kabre geçebilmek için mutlaka başarmak zorunda olduğumuzu bilecektik.
Belki de başlığımıza “evlerimizi medrese yapma” yerine, “zaman medreselerde doğma zamanı” dememiz gerekiyordu. Yani medreselerin çocuklarına “meskat-ıre’s” olacaklarına inanarak evlenmeye talip anne adaylarının üç adım öne çıkma zamanlarının geldiğini bilmemiz lâzım. Bu hakikatten gafletle “dünyaevine girecek annelerin” dünyaca çok tokatlanacaklarını; etrafımızda cereyan edenler gösterdiğinden genç annelere diyoruz ki; medreselere yani evlerinize sığınınız, imansız düşmanlarınız emansızca saldırıyorlar.
Medreseye doğmak temel paradigma olunca, elbette medreseye başlama yaşınızı kimsecik soramaz. Zamanımızın sür’ati, düşmanlarımızın merhametsizliği, deccaliyetin; teknolojinin son harikalarını Yahudi sermayesiyle müfsit aletlere dönüştürmesiyle çocuklarımızın henüz üç yaşlarındayken anne-babayı aşma gayretleri; bilmecburiye zamanımızın annelerini “medreseye doğma” usulüne mecbur bırakıyor. Aksi takdirde, Kur’ân’ı dört buçuk yaşında ezberleyen Süfyan İbni Uyeyne’den daha küçük zamanın harikaları, Ahirzaman Deccaliyetine alet olacaklar ki, hiçbir annenin yüreği buna dayanamamalıdır…