"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Gurbetteki anneler, medreseler ve minnacık çocuklara dair...

Şükrü BULUT
09 Ocak 2026, Cuma
Bu yazımızda, biraz, geleneğin ve klasiğin dışına kayacağız.

“Gurbetçi” kelimesinin manasını biliyorsunuz. Gruba doğru gittiklerinden mi, sıladan koptuklarından mı, garipleştiklerinden mi demişler “gurbetçi,” bilemiyorum. Önce delikanlı babalar ve onları, askerliklerini henüz yapmış gençler takip ettiler. Gurbete gidip altı ay veya bir yıl sonra döneceklerdi… Rize’den, Trabzon’dan, Malatya’dan ve Sivas’tan İstanbul’a gider gibi zannettiler… Türkiye’miz 12 Eylül fırtınasına yakalanınca da; anneleri çocuklarıyla birlikte gurbete taşıdılar…

Bahsedeceğimiz annelerin ekseriyeti, ihtilâl sonrasındaki annelerin torunları sayılırlar… Sekiz-dokuz yaşlarındaki çocuklarına, gurbetteki camilerde, medreselerde nefes aldırmış, daracık mekânlarda koşuşturmuşken; yavrucaklarının daha iyi ve Müslüman kimlikli yetişmeleri için günlerce, evlerinden uzakça medreselere gönderen anneler… Onlardan ayrıldıklarında gözyaşlarını yumurcaklarından kaçıranlar yalnızca anneler değil. Babaların da anneler gibi ağladıklarına şahit oluyorsunuz, gurbette…

Gurbetin sılaya benzemediğini, terbiyedeki en küçük ihmalin neye malolduğunu büyümüş çocuklarda gördüklerinden, hasret sızısını içlerine gömerek yavrularını; hakikaten şefkatli ve müdebbir terbiyecilere emanet ediyorlar. Ülfetin kucağından alınmış bu çocukların, akranları ortamındaki hafıza ve zihnî gelişmelerini iyi takip eden annelerin gayretlerine, 2026 kışında bir kez daha şahit olduk. Günlerce evlerinden uzakta ve kendilerini idare edebilen bu çocuklarda yalnızca zihin ve hafıza gelişmiyor; sosyal hayatın girift ve aldatıcı labirentlerinde istikametle yürümesini sağlayacak  kabiliyetleri de inkişaf ediyor. On iki yaş civarındaki öğrenci grubundaki on dakikalık müşahedenizle, hangi çocukların sekiz yaşından itibaren medrese için ebeveyninden ayrıldıklarını, davranışlarından anlayabiliyorsunuz.

Ormanlara kurulmuş bu medreselerdeki eğitimin hedefi bilgiden ibaret değil. Eşyayı, bilgiyi ve terbiyeyi birbirine bağlayan muhakeme ve benimseme bağlarının kuvvetine; müdebbirlerinden öğrendiklerini anne-babalarına aktarırlarken bu çocuklara, maşallah diyorsunuz. Öğrenmenin zevkli yarışa dönüştüğü ortamlardaki Kur’ân ezberleri, ilmihal bilgileri, adab-ı muaşeret, tesbihat ve musikî dersleri; ebeveynlerin çocuklarına, en modern ortamlarda pedagogların ulaşabilecekleri seviyelerin üzerine çıkınca, anneler ister istemez medresenin kerametine inanıyorlar.

“Medrese” denince, genellikle zihinlere Asya ve Afrika geliyor. Gurbetçilerin medreseleri, dedelerinin i’lâ-yı Kelimetullah için at sürdükleri Avrupa’nın zümrüdî ovalarında, Alpler’in eteklerinde veya kıtanın bağırsakları olarak şöhret kazanmış kıvrımlı nehirlerinin kenarlarında bulunuyorlar. Fedakârlıklarının yanı sıra, Alman ekolünden aldıkları ciddiyet, disiplin ve organizasyonlarla gurbetin çiçeği burnundaki anneleri, buradaki Hıristiyan annelere de örnek oluyorlar. Onların, yavrularının doğru eğitimi yolunda; zaman, para ve zahmetlerden geri durmamaları ise, tebrike şayandır.

Avrupa medreselerindeki veya camilerindeki çocuklarımızın şanslı oldukları önemli bir cihet, eğitimdeki ve terbiyedeki dilin Türkçe olması olmalı. Bunu daha çok Anadolu’dan gelen anneler için söylüyoruz. Elbette başka İslâm halkları (bilhassa Araplar) medreselerinde, anadillerini kullanacaklar. Arapçadan sonra, en fazla ders malzemesine, müfredata ve kitaplara sahip Türkçe’nin gurbette ulaştığı seviyenin küçümsenemeyeceğini düşünüyoruz.

Risale-i Nur’un da okunduğu Nur Medreselerindeki eğitimin kalitesi ve verilen terbiyenin derecesi üzerinde bir araştırma yapılsaydı, Alman pedagogların da farkına vardıkları bu eğitimin mahiyeti daha güzel anlatılabilirdi.

Yazımızı annelerimizin hoşgörülerine sığınarak, hayatımda yaşadığım bir fıkra ile bitirelim. Memlekette çobanlık yaptığımızda, bahar mevsiminde koyunlar veya inekler bazen yavrularını dağda dünyaya getirirlerdi. Anne hayvanı bu haliyle köye götürmek kolay değildi. Biz de yeni doğmuş yavruyu kucağımıza alır, yola düşerdik. Anneleri için zahmet çekmezdik. Zira anneler, kucağımızdaki yavrusuna kavuşmak üzere süratlice peşimiz sıra bizi takip ederdi. İşte bu şefkat prensibinin gurbetteki genç anneler için de geçerli olduğunu gördük. Bazı annelerin, çocuklarından ayrı kalmamak için, dağdaki/bağdaki medreselerinde seve seve hizmetlere talip olduklarına şahit olduk. 

Okunma Sayısı: 844
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Nejdet Pehlivan

    9.01.2026 17:37:38

    Medrese/okuma programları, günlük hayatta sünnet-i saniyeye irtibaın,farzları ifa etmenin, kebairden uzak yaşamanın, namazları tadil-i Erkan ile kılarak tesbihat yapmanın, helâl dairede hayatın lezzetini ve keyfini yaşamanın örneğini teşkil ediyor. Gurbette veya sıladaki bütün anneler ve çocuklar için böyle bir imkânın bulunması, bu dehşetli zamanda elbette bir lutf-u ilâhîdir. Gurbet illerinde her türlü fedakârlığa katlanarak mezkur programları organize eden Nur’ un hizmetkârlarını, iştirakçılarını, hususan ebeveyn ve çocuklarını tebrik ediyoruz. Rabbımıza layık kul, Peygamberimize layık ümmet, Nurlara layık talebe olmalarını temenni ediyoruz. Bu hayâtî konuları yazılarına taşıyarak önemli bir farkındalık oluşturma gayretinde bulunan yazarımıza da teşekkürlerimizi arz ediyoruz.

  • Nejdet Pehlivan

    9.01.2026 17:36:29

    Yazarımızın önemle üzerinde durduğu “medrese” klasik eski bir eğitim kurumunun adı değil elbette. Aksine, din ilimleriyle fen bilimlerinin imtizacıyla hakikatın tecellisine mazhar; talebenin umum sorularına, ihtiyaçlarına, fıtratına en uygun delilli ispatlı, tam ikna edici doyurucu cevaplar sunan bir ders-i Kur’an mektebinin adı. Bu itibarla, çocuklarının âhiretinin kurtuşu için arayış içinde olan şefkat kahramanı olan anneler emniyet ve itimadla medrese/okuma programlarına alaka gösteriyorlar. Her program dönüşü, çocuklarının üzerinde memnun edici müspet etkilerini de sevinç ve şükürle müşahade ediyorlar.

  • Rehanur

    9.01.2026 13:50:23

    Gurbette anneliğin sabrını, medreselerin şefkatli iklimini ve minnacık yüreklerin büyük yolculuğunu ne kadar zarif ve içten anlatmışsınız. Satırlarınızda hem bir annenin duası hem bir mürebbinin hassasiyeti var. Okurken insanın içi ısınıyor, umut tazeleniyor. Kaleminize, gönlünüze sağlık. Ayrıca önemli bir mesaj içeriyor özellikle babalara kanaatindeyim. Anneler sefkatleriyle basedebiliyorlar, babalar da onları desteklemeli, her türlü yardımı esirgemeyelim..

  • Hüseyin T

    9.01.2026 11:18:31

    [2] Evlatlarını emanet ederken yaşadıkları zorlu ayrılıklara rağmen, onların daha iyi bir gelecek ve daha sağlam bir kimlik kazanması uğruna gösterdikleri sabır, gerçekten ilham vericidir. Ayrıca, geleneksel medrese eğitiminin modern pedagojik yaklaşımlarla buluşabilmesi, çocukların sadece hafıza değil, ahlakî ve sosyal yönden de gelişim göstermesi, çok önemli bir noktaya işaret eder. Bu yazı, gurbetteki anne-babaların yalnız olmadığını, benzer duyguları paylaşan ve aynı hedef için çabalayan nice ailenin bulunduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır. Emeği geçen herkese ve bu şuurlu annelere minnetle…

  • Hüseyin T

    9.01.2026 11:18:00

    [1] Gurbetteki annelerimizin ve ailelerimizin dinî ve millî değerlerini korumak adına gösterdiği özveri, derinden takdir edilesi bir mücadeledir. Medreseler, bu süreçte sadece bilgi aktaran kurumlar olmanın ötesinde, çocuklarımızın karakterini, sosyal becerilerini ve kimlik bilincini inşa eden birer yuva haline gelmiştir. Avrupa’nın ortasında, yabancı bir kültür denizinde kendi değerlerimizi yaşatabilmek, Türkçeyi ve İslami terbiyeyi gelecek nesillere aktarabilmek gerçekten takdire şayandır. Annelerimizin fedakârlığı, çocukları için gösterdikleri şefkat ve feragat, “çoban ve yavrusu” benzetmesiyle örtüşen bir içtenlik taşır. Bu çabaların hem toplumumuz hem de bulunduğumuz ülke için bir kazanç olduğuna inanıyorum. Gurbetçi ailelerin eğitim serüveni, satırlar arasında adeta medreselerin huzurunu ve çocukların heyecanını hissettirecek kadar içten anlatılmıştır. Özellikle annelerin rolü üzerine yapılan vurgu çok değerli.

  • Bedreddin

    9.01.2026 09:46:40

    "terbiyedeki en küçük ihmalin neye malolduğunu büyümüş çocuklarda gördüklerinden.." Müthiş tespit

  • Fikri

    9.01.2026 00:42:51

    Avrupada camiler ve medreseler sosyal hayatın kalbi gibi çalışırlar. İnananlar o mekânların etrafında adeta pervane olurlar. Tahliliniz çok teşekkür ederim.

  • Kamran

    9.01.2026 00:32:24

    Avrupa annelerinden çok ümitliyiz. Onların hz. Mesihe yardımcı nesilleri yetiştireceğine inanıyoruz.

  • Abdurrahman

    9.01.2026 00:30:06

    Rabbim gurbet annelerini hayırla mükafatlandırsın, onları ve yavrucuklarını ahirzaman şerlerinden korusun. Amin.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı