"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mesail-i Müteferrika (*)

Şükrü BULUT
20 Mayıs 2019, Pazartesi
Uzun süredir bizi yazmaktan alıkoyan saikin yoğunluk olduğunu söylesem, belki de nefsimden konuşmuş olacağım.

Avrupa’daki Paskalya tatilleri, Türkiye şurası ve Ramazan-ı Şerif derken; yazmanın havasından epeyce uzaklaşmışız. Kalemden uzak kalmanız, Türkiye’de ve dünyada olup bitenlerden sizi koparmıyor. Dört yanınızdan mütemadiyen bilgilenen bir hayat tarzına adeta mahkûm olmuşuz. Hiçbir cihete bakmasanız da, muhatap olduklarınızdan ahvali âlemi öğreniyorsunuz.

Şu aralıkta olup bitenlerden, önemli birkaç hadiseyi özetlemek üzere yukarıdaki garip başlığı seçmiştik. İsterseniz Srilanka’daki tedhişten başlayalım. Paskalya ayini münasebetiyle Kiliseye toplanan Hıristiyanlara uygulanan vahşeti, Christchurch‘ta Cuma namazı için toplananlara tatbik edilen dehşetle yan yana koyduğunuzda, semavî dinlere düşman ve tahripkâr global cereyanla, 11 Eylül’den bu yana olduğu gibi yüz yüze geliyorsunuz. Yalnız burada, Çin’in kendi hegemonyalarından çıkacağı endişesi var, bu cereyanda... Mazlum Çin halkını komünist esaretinden kurtaracak yol ve damarların açılmamasını, bu hürriyete susamış milletin Amerika ve Avrupa’daki neoconların zincirlerine bağlı kalmasını isteyen troçkistler, Yeni Zelanda, Myanmar, Pakistan , Sri Lanka, İran, Irak ve Suriye’ye kadar mayın döşemeye devam edecek...

Hıristiyanlık âleminin “sembolik 40 günlük” orucunun bitmesiyle başlayan Ramazan’ı Şerif’in Avrupa’da dalgalandırdığı heyecanı biliyorsunuz. Fertten topluma, bürokrasiden siyaset ehline, kilise mensuplarından toplumun dertleriyle ilgilenen sivil toplum kuruluşlarına kadar, Avrupa’nın her kesiminin alâkasını çeken Ramazan-ı Şerif’in burada heyecanla beklenmesini, bilimsel olarak da ele alıyor Avrupa araştırmacıları.

Müslümanların iftar sofralarında Asya kültürünü, geleneklerini ve İslâmiyeti öğrenen bu milyonların sofralarımıza misafir olmalarının, dünya barışına da büyük katkılar sağladığını yalnızca Müslümanlar söylemiyorlar. Almanya Katolik Kardinalleri Başkanı Reinhardt Marx ve Almanya Protestan Kiliseleri Birliği Başkanı Bedfort Strohm gibi semavî dini temsil eden ruhanîler de, Müslümanların Ramazanlarını ve bayramlarını tebrik ettikleri kamuoyu açıklamalarında, söz konusu noktaya değiniyorlar. Kur’ân’ın ifadesiyle bir köy şekline girmiş dünyamızın Avrupa Mahallesi’nde Ramazan-ı Şerif’in İslâmiyet içinde fevkalâde önemli bir “sosyal vakıa“ olduğunun farkına vararak bu kıt’ada yaşayanlar, bir istihdam eseri olarak bu kıt’ada koşuşturulduklarını belki de bilemiyorlardır. Ramazan-ı Şerif’in gelişi ile birlikte hem zalim Avrupa kâfirleri ve hem de Asya münafıkları her ne kadar ittifak içinde harekete geçmiş olsalar da, geçmiş zamanlara nazaran tahribatlarının sınırlı ve adi kaldığını müşahede ediyoruz.

Bir başka konunun da; millî hâkimiyetimizi ve hatta toprak bütünlüğümüzü alâkadar etmesi cihetiyle, satır aralarında kaybolduğunu düşünüyorum. 12 Eylül ihtilâli öncesinde dünya tarımında parmak ile gösterilen Türkiye’mizin, içine yuvarlandığı vahim durumdan istifade etmeye çalışan neoliberal sermayenin Anadolu topraklarına göz koyması hadisesi var önümüzde… Topraklarımızı “özel sektör” adı altında doksan dokuz seneliğine bu soyguncu fonlara pazarlamaya kalkışan siyasetçilerin şiddetle ikaz edilmeleri gerekiyor. Latin Amerika, Batı Afrika ve kısmen Ukrayna’nın başına gelen felâketin, şehit kanlarıyla sulanmış şu vatandan uzak durması için kamuoyunu uyandırmak gerekiyor. Ülkenin bütün varlığını belli fonlarda toplayarak “Mc Kinsey’e“ pazarlamaya kalkışan bir anlayışın tarımda da aynı hataya düşmemesi için gerekli ikazların yapılması lâzım. Bir taraftan “vatanın bekası” konuşulacak, ülkenin topraklarını PKK, Rum ve Ermeni gibi sivrisineklerden korumaya çalışacağız, diğer yandan dünyanın en tahripkâr güçlerine “tarım arazilerimizi”, daha fazla gelir için teslim edeceğiz… İyi niyetle anlaşılacak bir husus elbette değil. Yanı başımızdaki Avrupa ülkelerine erasmus çerçevesinde ziraatçı hocalarımızı ve talebelerimizi gönderip iş birliğine gitseydik, şu tehlike ile karşılaşmazdık, kanaatindeyiz.

Bu arada hakkında yazamadığımız İstanbul seçimleri var ki, Türkiye açısından giderek önem kazanıyor. Milletin üzerine iktidarın, Neo liberallerin yardımıyla gerdiği hipnoz örtüsünü zaman parçalayınca, insanlarımız uyanıp demokrasinin peşine düşmeye başladılar. AKP seçimi iptal ettirmeseydi, Türkiye’mizin şunca zamandan sonra demokrasi zeminine inişi daha kolay olacaktı. “Türkiye mutabakatının” AKP’lilerce de benimsendiği bir zamanda, seçimin daha çok dış mihraklarca iptal ettirildiği söyleniyor. Hem Türkiye’ye, hem AKP iktidarına ve hem de demokrasimize zarar veren bu girişimin de, inşallah milletimizin itidalli ve sebatkâr demokrasi ısrarıyla bertaraf edileceğini umuyor ve millet ittifakıyla demokrasinin kapılarını aralayacağımıza inanıyoruz.

Oruçlu zihinlerimizi yormamak üzere, Suriye meselesiyle bugünkü yazımızı bitirelim. Gazetemizin bu konudaki duruşunu biliyoruz. Şam-ı Şerif´e “Bahar!” maskesi altında hücum eden deccaliyete elhamdülillah fırsat verilmedi. Ayrıca 12 Eylül İhtilâliyle Ortadoğu’ya habis bir ur gibi yerleştirilen “çekiç güç“ ile başlayan fitne sürecinin devam etmekte olduğunu müşahede ediyoruz. Burada; belli halkları, mezhepleri, ırk veya milletleri suçlamanın zulüm olduğunu düşünüyorum. Dünyamızın ve insanlığın başına belâ olmuş neocon ve neoliberal ittifakı karşısında devletlerin tek başlarına durmaları mümkün değildi. Fakat New York ve Londra merkezli 2. Avrupa’nın mahiyeti nihayet deşifre oldu. Hem El-Kaide, İŞİD, Bokoharam ve türevlerinin ve hem de global ve ekonomik krizlerin bu ittifak tarafından tezgâhlandığını, artık dünyamız biliyor. Neocon ve neoliberal ittifakının mahiyetini dünya kamuoyları anlamaya başladı. Geçmişte bu konuda birçok yanlışa sürüklenmiş AKP hükümetinin de; hem kendi ve hem de Türkiye’nin izzetini kurtarmak üzere bölge ülkeleriyle işbirliğine giderek global teröristlerin bölgedeki tesirlerini kırması, herkesin hayrına olacağı bir gerçektir. Hükümet şayet Şam ile mutabakata ayak diretmeye devam ederse; haklı olarak milletimizin itirazı da eklenecektir. Ne ülkeye, ne kendisine ve ne de millete faydası dokunmayan siyasetlerin kurbanları olarak tarihteki yerlerini alacaklardır.

(*) Birbirilerinden Bağımsız Meseleler…

Okunma Sayısı: 968
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Av. Ahmet Danışmaz

    20.5.2019 16:01:47

    Dönüşünüzü tebrik ediyorum. Her biri ayrı bir yazı konusu olması gereken konular maalesef böyle geçiştirilmemeliydi. İnşallah millet demokrasi, meşrutiyet, hak ve hürriyet pınarından kana kana içer. Devamının gelmesi duasıyla Selamlar

  • Oğuz Yiğiter

    20.5.2019 09:04:37

    Tebrik ve dualar...

  • Necati

    20.5.2019 01:03:00

    Uzun bir aradan sonra... Işlenilmesi tgereken mevzular kısaca geçilmiş. Gönül isterki her başlık, farklı bir yazı olarak yazılaydı. Daha sık yazmanızı istiyorum,kardeşim.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı