Şarktaki problemlerin kaynağında hürriyet ve demokrasi yoksunluğu olduğunu halklara göstermek istemeyen hilebaz siyasetçiler, siyasetlerinde kullanacakları kişileri bulup; siyasî partiler, terör örgütleri ve sivil toplum kurumlarıyla bu fitneyi kırk beş seneye yakındır kullanageliyorlar.
Küresel dinsizlerin elli-altmış sene önce pratiğe soktuğu global dünya hâkimiyetleri hedefine yönelik, gerçekleştirdikleri 12 Eylül İhtilâli’nin bekçileri ve şimdilik Cumhur İttifakı ismini benimsemiş partilerin, milleti oyalama maksadıyla gündemde tuttukları barış sürecini yazmak istemiyorduk. Zira bu fitnenin kökleri ve meyveleri, 10’a yakın ülkeyi kapsadığından, bizdeki müdahalelerin faydasız kalacağını söylüyoruz. Müteharrik-i bizzat olmayan Türkiye siyasetçilerinin, hariçteki aktörlere bağlı çalıştıklarını; AB ve ABD gibi ülkelerle yapılacak müsbet çalışma ve mutabakatlar olmadığı takdirde, fitne ve tedhişin başka şekillerde devam edeceğini de yazmıştık.
Gelişmeleri efkâr-ı amme takip ediyor. Irak ile tek devlet olmayı reddeden Barzanilerin durumu ile, ipleri Pentagon’daki Neoconların elinde olan SDG’nin (şimdilik); geleceği henüz şekillenmeyen Suriye ile entegrasyonuna karşı Marksist Kürtler ortada iken hangi barış veya çözümden bahsedeceksiniz ki… Bizdeki Marksist Kürtlerin bir kısmı AB’deki sosyal Marksistlerce (Yeşiller) finanse edilirken, terör örgütü PKK ise Pentagon üzerinden organize edilip teçhiz ediliyordu. Ukrayna Savaşı’nın AB’deki hasarının faturası elbette Marksist Yeşiller’e çıkacaktı. Şimdilik saha dışı kalmış görünen Yeşiller’in Türkiye’deki Marksist sivil Kürt yapılarını besleyecek gücü kalmamış gibi. ABD’nin hükümetinin de; IŞİD, BOKO HARAM, EŞ-ŞEBAB ve PKK gibi terör örgütlerinin arpalarını kesmesiyle, bölgedeki Marksist yapılar ekonomik krize girdiler.
12 Eylül Projesi gereği olarak sahaya sürülen bu yapıları kollamak, devam ettirmek ve beslemek meselesinde; ihtilâl bekçileri hükümetlerin vazifeleri olacaktı. Onların aç ve açıkta kalmalarına göz yumamazlardı. İşte Cumhur İttifakı’nın bütün derdi, misyonu gereği sahip çıkması gereken yapıları düze veya temize çıkarmak… Yoksa düne kadar bebek katilleri olarak andıkları, “bölücü” ve “hain” kelimelerinin karşılığı olan terör örgütleri için Meclis’i çalıştırıp barış elçileri göndermezlerdi…
Kürtçülük fitnesinin ilâcının yalnızca doğru demokrasi olduğunu, AKP kurmayları bilmiyorlar mı? Halkımızdan altmış bin masumu öldürmüş terör örgütüyle barış masasına oturulamayacağını da mı bilmiyorlar? Marksizm ile, ülkenin Kürtçe konuşan insanlarını dinden ve ahlâktan uzaklaştıran felsefenin, milletimiz için zehirli olduğunun farkına varamıyorlar mı? Bugün terör örgütünün arpası, silâhı ve alanı bitmiş görünse de; destekçisi konumundaki küresel ihtilâlcilerin çapulculara lâzım olacak malzemeyi anında gönderebileceğini de mi düşünmüyorlar? Ayrıca, bütün Marksistlerin ideolojik olarak Kemalist olduklarını ve AKP gibi dinî arka planlı yapılara düşman olduklarını da görmezden mi geliyorlar? Bunları yapanlar, dünün mücahitleri değil mi? Dünde mazlumlar için adaleti isteyenler değil mi? Marksist Kürt yapılanmalarının en büyük hamisi İsrail’e SUMUD harekâtını organize edenler değil mi? İsrail’in beraberinde çalıştığı Marksizm kökenli sermayenin şirketlerine–güya–boykotu düzenleyenler değil mi?
Allah, idarecilerimizin basiretlerini kapatmasın. Kapandığında halka mudhike faslı başlar. Gününü, makamını, elindekini, statüsünü ve mamelekini kurtarma yolunda öyle büyük manevî zararlara girer ki… Tarih azına şahit olmuştur. Bin senedir Kur’ân e imanın bayraktarlığını yapmış milletimizin çocuklarına; zamanımızdaki küresel dinsizlik ihtilâlcilerini, yüz binlerce masumun katillerini, insaniyetin ve iffetimizin düşmanlarını ve Hülagu’nun yarım bıraktığı zulmü tamamlama peşindeki İslâm düşmanlarını; masum, sevimli ve birlikte yaşanır gösterme tiyatrolarına alet olan hamiyetli siyasetçilere ve devlet adamlarımıza çok üzüldüğümüzü, bu vesile belirtelim.
Kısacası, Marksist teröristten dost olmadığı gibi, Marksizm’den de post olmaz…