"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şam-ı Şerif Berlin Hattı…

Şükrü BULUT
03 Şubat 2020, Pazartesi
ENDÜLÜS’TEN KUZEY AVRUPA’YA…

Belki de bu itibari çizgiyi, Bitlis Berlin hattından önce çizmeliydik. Önce cehaletimiz, sonra konuyu ihatadaki aczimiz ve nihayet mevzu Bediüzzaman’ın maddi manevi cihadı etrafında dönünce; Berlin ile Şam arasındaki en önemli irtibatı geciktirdik. Asr-ı Saadeti müteakiben Medinetü’n Nebi’den İslam Âlemi’nin idare ve siyasetini devralan Şam-ı Şerif hakkındaki hadisi şeriflere göz atmadan bu irtibatın önemini açıklamak, elbette güçtür. Gel gör ki; bu mübarek şehrin hem hadisi şeriflerde ve hem de Asr-ı Saadet ve sonrasında kazandığı manayı burada özetlememiz bile mümkün değildir. On binlerce sahabeyi bağrına basmış ve dünyanın yedi kıtasına medeniyeti buradan göndermiş bu şehrin, ahir zaman tarihi ile iç içeliğnden birkaç cümle ile bahse edeceğiz.

Çizginin öbür ucundaki Berlin’in mevzudaki hususiyeti de bir kaç makaleye sığamayacak kadar uzundur. Bir ayağı, Palermo ve Kurtuba Medreselerinden dikkatlice ders almış İskandinavya’da, diğeri Avrupa’yı bir yönüyle temsil eden kutsal Roma’nın omuzundaki Berlin’in bazı özelliklerine, İstanbul ile olan paralelliğindeki tabloda göstermiştik. Avrupa Medeniyetinin maddi boyutunu, hem Endülüs ve Palermo’daki köklerden, hem kuzeyliliğin fıtri kabiliyetlerinden ve hem de dünya medeniyetinin geliştiği coğrafyaya akın eden sermayedar ve dünyayı çok seven milletlerin özel ilgilerinden dolayı Berlin veya kuzey Avrupa’nın ehemmiyetine geçmeden önce, bu çizginin tarihçesine kısaca bakalım.

Tarihin cehalet sisleri içinde kalmış ve yüzyıllarca biri birinin boynuna vurmuş, kargaşa, düşmanlık, fukaralık ve göçlerle dolu Avrupa’daki 19. yüzyıl aydınlanmasını veya maddi terakkisini, aradaki altı asra rağmen yine İslam’a ve Kur’an’a bağlayamayanların yanlışları, bir daha ortaya çıkıyor. Endülüs ve Sicilya’da İslam’ın maddi hâkimiyetini kaybedişinin üzerinden bir asır geçtikten sonra, düşmanlıkların bilimsel takiplere dönüştüğü zamanlarda, Avrupa’nın önemli merkezlerindeki kitap tercümelerinin tarihçesini bilenler, yukardaki iddiamızın bir hakikat olduğunu anlayacaklardır. Günümüz Avrupa’sında, tarihin ve savaşların yıkamadıkları şehirlerdeki kütüphaneleri dolaşanlar ilimde 17. 18. yüzyılda moda haline gelmiş Endülüs ve Palermo’dan yüz binlerce tercümeyi görüyorlar. Mavera’ü-n Nehir veya Bağdat kütüphanelerini yakıp yıkan büyük musibetin Avrupa’nın kültür merkezilerine uğramaması, Avrupa için büyük bir şanstı.

Bu noktayı, İslam Âlemindeki insanlara delil ve kaynaklarıyla göstermenin gayet kolay olduğunu da, bu vesileyle hatırlatmış olalım. Yarım asra yakındır, geçim derdi vesilesiyle batı Avrupa’ya işçi olarak gitmiş insanlarımızın torunlarının; Almanya’da İngiltere’de, Fransa, Belçika, Hollanda, İskandinavya ve Avusturya’da o toplum ve milletlerin fıtri birer ferdi haline geldiklerini biliyoruz. Hatta onlardan bazıları, Türkiye Üniversitelerinde kendilerine sağlanan imkânlarla tahsil görüyorlar. İnşallah bu meselenin önemini idrak eden yetkililerimiz, Avrupa dillerini ana dil olarak konuşan bu gençlerimizden istifade ile, söz konusu eserlerin envanterlerini çıkararak tercümelerinden bizi haberdar ederler. İşte o zaman herkes, Orta çağ Avrupa’sının göbeğinde yakılan hürriyet ateşinin ta Kurtuba’dan kıvılcım aldığına inanacak ve hizmetkârı olması lazım gelen “hürriyet ateşini” Avrupalılar cehaletlerinden, evlerini üç yüz sene boyunca yakacak yangınlara döndürdüklerini göreceklerdir.

Avrupa’nın Endülüs ve Sicilya üzerinden edindiği ilimle, bilhassa 19. yüzyılda sanayi, üretim, şehirleşme ve makinalarda büyük gelişmeler görülürken Kuzey Avrupa’da; düşüncede, sanatta, siyasette, devlet idaresinde ve harp sanatı ve teknolojilerinde de dünya ortalamalarını geride bırak sıçramalar olacaktı. 19. yüzyılın ilk başlarında, bilhassa Fransa’nın ihtilal ile kaoslarda yaşadığı dönemlerde; Avrupa felsefesinin, teknolojisinin, sermayesinin ve siyasetlerinin; daha sakin ve mümbit olan kuzeye kaydığını anlıyoruz: Scandinavia, Danimarka, Almanya ve daha çok kuzeye yakın şehirlerde yeni bir medeniyet teknolojisinin yoğunca oluştuğuna tarih şahit olacaktı. Kuzeye doğru yönelen büyük bilgi, teknoloji ve medeniyet akıntısını yalnızca Vikinglere, Anglosaksonlara, Aşkenazlara ve Sicilya’dan hareketle Alpler’in öte yakasına geçen halklara veremeyiz. Belki de, birçok sebepler çerçevesinde, birçok milletin çaba ve gayretleri ile “düşünce ve şiirin topraklarında” Avrupa medeniyeti serpilip yayılacaktı. O günün münevverlerinin, yetişmiş devlet ricalinin, idareci ve komutanlarının veya birçok feylesofunun söz konusu tercüme edilmiş İslam kaynaklı hazineden haberdar olmamaları mümkün değildi. Jan Jak Rousseau, Goethe ve Tolstoy gibi düşünürlerin İslamiyet ve Hazreti Muhammet sevgileri, elbette menkıbelerden kaynaklanamazdı. Kur’an’ı ve Hz. Muhammed’i (asm) kaynaklarından derinlemesine okumasaydı, dinsiz muasırlarına meydan okuyabilirler miydi? Yalnızca Bismarck değil, o günün Avrupa’sında Endülüs’e layık birer talebe olmuş yüzlerce aydının olduğunu, inşallah araştırmacılarımız isimleriyle ortaya çıkaracaklardır.

İşte Berlin İslamiyet’ten yoğunca ders almış, yüzünü kısmen de olsa teslisten tevhide çevirmiş binlerce münevverin yaşadığı bir şehir olarak 19. yüzyıldan helâket ve felaket asrı olan 20. yüzyıla doğru yol alıyordu.

Okunma Sayısı: 954
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali

    7.2.2020 09:15:49

    Avrupanın şahsında bütün bir batı âleminin bugün ulaşmış oldugu ilimdeki seviyenin ve başarının membâının ve köklerinin Endülüsün şahsında İslam medeniyetine aid olduğu kıymetli yazarımız tarafından herzamanki engin birikim ve öngörüleriyle ve liyakatla ifade edilmiş.Acizane tebriklerimi ve başarılı çalışmalarının devamını temenni ediyorum

  • Zeliha

    4.2.2020 15:45:29

    Berlin'de bu kadar bahsetmemiş çok kapılar açtı bizim dünyamızda, kader bizi hep Berlin'e taşımış. Siz yazdıkça daha bir net tablo çıkıyor ortaya. Baktık ki bu bizim değil sadece İslam aleminin de kaderinde var. Şöyle ki Berlin'den Mekke 'ye bir hat çizdik arada İstanbul ve Barla aynı hat üzerinde çıktı. Çok ilginç , yazılarınızın devamı ve Risale-i Nur bağlantılarını merakla bekliyoruz. Selam ve dua ile....

  • Selim

    4.2.2020 14:02:27

    Gecikmiş de olsa çok istifadeli oldu.İnşaallah dua olur, muhtemel felaketleri önler.

  • Rauf

    4.2.2020 11:13:26

    Bu gibi hatlar, izleri takip ettikçe birleşiyor, aydınlanıyor, hem tarihsel bir sebep sonuç ilişkisi hem süreci anlamaya yönelik bir çalışma ve metod diye düşünüyorum. İsm-i Hakîm in yansımalarını yansıtmaya devam inşallah, tebrikler..

  • Demokrat Avrupa

    4.2.2020 00:50:07

    Yazılanları Deccaliyet’te bildiği için her iki şehrin, hem Şam-ı Şerifin, hem de Berlin’in tahribatı için harıl harıl çalışıyor ve maalesef Kemalizmin ömrünü uzatan Siyasal İslam da bilinen yanlışlardan vazgeçmeyerek, hatta şehitler bile vererek, Deccaliyetin ve Süfyaniyetin safında yer almaya devam ediyor...

  • İ.Seyda

    3.2.2020 17:59:18

    Berlin... İlginçtir ki, 2006 ve 2007 yılında Berlin'de İslam Zirvesi yapılmıştı. Sivil bir organizasyon diye biliyorum. "Doğru İslamiyet ve İslamiyete layık doğruluk" hakikatinin ortaya çıkması çok önemli. Burada Diyanet İşleri Türk- İslam Birliği’nin (DİTİB) siyasal zemin üzerinden hareket etmemesi gerekiyor. Bir de üzerinde araştırmak gerekebilir. Mehmet Akif’de 1915 yılında bir süre Berlin’de bulunmuş. Acaba sonrasında Üstad Said Nursi ve Akif, Berlin üzerine değerlendirmeler yapmış olabilirler mi?

  • Bahattin

    3.2.2020 17:55:25

    Endülüs -Avrupa, Avrupa- İslam: İlim, teknoloji, terakki, hürriyet bağlantılarını güzel açıkladınız, Allah razı olsun. Birde bu bağlamda Ahir zaman Müceddidini dinleyelim: İşte Amerika ve Avrupa'nın zekâ tarlaları Mister Karlayl ve Bismark gibi böyle dâhî muhakkikleri mahsulat vermesine istinaden ben de bütün kanaatimle derim ki: Avrupa ve Amerika, İslâmiyet'le hamiledir. Günün birinde bir İslâmî devlet doğuracak. Tarihçe-i Hayat Bediüzzaman Said Nursi

  • Hüseyin

    3.2.2020 13:47:05

    Neden böyle oldu..bugün dünün ,yarın bugünün neicesidir. Tarih,kader yapılan hataları affetmez, cehli icbar ile dünyada saygın yer alamayacağımızı ancak marifet, sanat ittifak ve ikna ile ilerleme sağlanabileceğini ifham etmenin tefekkür etmenin zamanı geldi geçiyor bile...

  • Hüseyin

    3.2.2020 13:46:57

    ilim müminin yitik malıdır..nerede bulursanız alınız, çinde bile olsa ... hadisini, hakikatini içselleştirip bilenen o günün müminleri, ilmin alıcısı olmanın çok ötesine ilmin yayıcısı, medeniyetin kaynağı konumuna geçtiler. kıtaları denizleri okyanusları aştılar. endülüs'te kurtuba'da endonezya'da malezya'da anadolu'da hindi asya'da islam medeniyetinin meşalesini pır gür yaktılar. Endülüste yakılan ilim ve medeniyet meşalesi, bugünkü avrupa medeniyetinin doğumunda önemli rol aldı. o günün vahşi insanları anglo saksonları, vikingleri, germenleri vd.'nin animallıktan, hüminalliğe geçmelerinde önemli rol aldı. Günümüze geldiğimizde tarafların yer değiştirdiğini görüyoruz.. bugünün müslümanları o günün insanları pozisyonunda ve konumunda.. islami insani ve demokratik kriterlerden uzaklar... dünün müslümanları bugünün ilim sahibi ve medeni insanları gibi çağlarının fevkindeydiler.. ....

  • Nura

    3.2.2020 13:43:41

    Bağlantıları çok ilginç buluyorum. İlk anda çok tuhaf gelse de bazı iddialarınız, zamanla oturuyor. Alt yapımız, düşüncede çok yetersiz kalıyor.

  • Hayati

    3.2.2020 12:20:52

    Risaleinurdaki bir çok konunun doğru anlaşılması için avrupa tarihi içinde bize lüzumlu bilgilerin şerhi lazım.Mevzuları biraz daha açarak nurlarla bağlantıları verilirse istifadeye medar olur.

  • Niyazi N.

    3.2.2020 10:11:54

    Hristiyanlık, tasaffi ile kendi din-i hakikisinin esaslarını cami olan İslam’a tabi olacağı kudsî ihbarının tahakkukuyla alakalı bu hat büyük mana ve ehemmiyet kazanıyor. Bu meyanda Üstad Bediüzzaman’ın bu hattın iki ucu için de ifa ettiği mühim vazifeler, müdakkik gönül ve nazarlara daim göndermeler yapıyor. Orijinal ufuklar açan tahlili için Sn.Bulut’a tebrikler,

  • Ali Tam

    3.2.2020 06:22:35

    Kudüs- Sam-i Serif- Berlin ücgeni veya Hancerinin ucu Berlindir. Mirac ve Hz Isa ASin göge kaldirilmasi esnasinda KIRLI POSTALLAR, MENHUS NIYETLER Kudüs sehrinde hakim güc degildi. Peki Hz. Isa AS'in AVDETI niye Kudüs'e degil de Sam-i Serifte olacagi Hadislerde zikredilmis. Kudüs'e bugün baktigimizda Islam Alemi tarafindan Yahudilerin emellerine ve ABD'nin Gücüne terkedilmis, Iki milyara yakin Islam Alemi Kudüs konusunda KOMADA. Mescid-i Aksa ya NECIS POSTALLAR ve MENHUS NIYETLILER MUSALLAT oldugu hengamede Sam-i Serif Hz. Isa AS'in semadan nüzulu icin en uygun mekan gözüküyor. Peki Berlin niye önemli. Bunun cevabi simdilik SIRR olarak kalmak durumunda ama su kadarini söyleyelim ki ORAYA BEKLEME NÖBETI ICIN HICRET EDIP VEFATINDAN SONRA DA ORADA NÖBETINI SÜRDÜREN ZATIN VAKIF oldugu sirra binaen orasi Hz. Isa AS'in mühim bir menzilidir. Bu kadar bilgi kafidir.

  • İsmail Cebecili

    3.2.2020 01:18:49

    Evet, 275 yıl yaşamış ENDÜLÜS DEVLETİ'nin Avrupa'ya, Bilime, sanata, sanayie etkisi katkısı iyi araştırılmalıdır. Özellikle de Avrupa'da doğan, okuyan ve yaşayan gençlerce,bilim adamlarınca.

  • İhsan

    3.2.2020 00:05:50

    Çok güzel, toparlayıcı ve doyurucu bir bakış açısıyla Avrupa Medeniyetinin hakiki köklerini incelemeye almışsınız. Allah tamamlamayı nasip eylesin. Başarılar duasıyla..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı