"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Klavye başındaki hürriyetimiz ne kadar bizim?

Süleyman Alp Özcan
10 Nisan 2026, Cuma
Bugünlerde hepimiz bir yerlere yetişmeye, bir şeylere cevap vermeye çalışıyoruz.

Elimizde telefon, karşımızda bitmek bilmeyen bir akış zinciri mevcut. Kendimizi en hür hissettiğimiz anlar, aslında bir algoritmanın bizi istediği yöne sürüklediği anlar olabiliyor. Peki, biz gerçekten hür müyüz, yoksa bize sunulan seçeneklerin içinde birer figüran mıyız?

Önce şu hürriyet meselesine bir netlik kazandıralım, ama öyle kitabi tanımlarla değil, hayatın içinden. Hürriyet dediğimiz şey, yalnızca "özgürlük" değildir. Hakikî hürriyet; insanın ne kendi nefsinin hırslarına, ne de başkasının tahakkümüne esir olmamasıdır. Yani ne başkasına basamak olacaksın, ne de başkasını kendine basamak yapacaksın. Sadece Allah’ a kul olup, O’nun çizdiği adalet dairesinde kimseye eyvallah etmeden yaşayabilmektir.

Gel gör ki, bugün camia olarak da şahsî hayatlarımızda da bu dengenin neresindeyiz? Sosyal medyada bir tweet atarken, bir video kurgularken ya da içtimaî bir meselede duruş sergilerken; gerçekten hürriyet-i şer’iyeyi mi esas alıyoruz, yoksa "mahalle baskısı" mı bizi yönlendiriyor? Bakıyorsunuz, en hür olması gereken kalemler bile bazen popülist rüzgârlara kapılıp gidebiliyor. Oysa Üstad Bediüzzaman'ın bize öğrettiği içtimaî ders, tam tersini söylüyor: “Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam."

Şu an yaşadığımız en büyük sıkıntı, hürriyeti bir siyasî söylem zannetmek. Hayır, hürriyet önce zihinde başlar. Bir editör olarak kurgu masasına oturduğumda ya da bir makale üzerine düşündüğümde şunu görüyorum: Eğer dijital dünyanın o gürültülü dili bizim kendi öz dilimizi bastırıyorsa, biz o meşhur şahs-ı manevînin neresindeyiz? Birilerini linç ederek, kutuplaşarak veya sadece "bizimkiler ne der?" korkusuyla hareket ederek hür olunmaz.

Bugün bir videoyu kurgularken nasıl ki her kareyi en uygun yere yerleştirip o büyük bütünü, yani hikâyeyi oluşturuyorsak; içtimaî hayatta da her birimizin hür fikri, şahs-ı manevînin o devasa tablosundaki benzersiz birer karedir. Risale-i Nur’un bize sunduğu o geniş meşveret zemini, aslında dijital çağın en çok ihtiyaç duyduğu “katılımcı ve hür” platformun ta kendisidir. Bizim bugün vazifemiz, bu köklü mirası herkesin anlayacağı o dinamik, renkli ve özgürlükçü dille yeniden “render” etmektir. Kendi içimizdeki o çok sesliliği bir zayıflık değil, aksine hakikatin farklı tecellileri olarak görüp, bu nuranî zenginliği dijitalin dar koridorlarından çıkarıp ferah bir meydana taşımalıyız.

Yeni nesil olarak bizim vazifemiz, bu köhneleşmiş ve dijitalleşmiş istibdat yöntemlerine karşı nuranî bir duruş sergilemek. Slogan atmanın kolay olduğu, fakat asıl zor olan o hürriyetçi ruhu hayatın her karesine, attığımız her dijital adıma yedirebilmek. Başkasına zarar vermeden ama kimseye de boyun eğmeden hakikati haykırabilmektir. İşte bizim asıl sınavımız bu klavye başındaki duruşumuzda saklıdır. Vesselam...

Okunma Sayısı: 168
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı