Nevşehir’den Suat Gümüş: “Anadolu’da düğünlerde gelin kapısı kapatma gelin arabasının yolunu kesme gibi adetler var. Bunun karşılığında bahşiş türünden şeyler alınıyor. Bu gibi adetlerin durumu nedir? Helal midir?”
Allah Cömert Olanı Sever
Düğünlerimizin içini genellikle geleneklerimiz dolduruyor. Her bir yerinde milletçe ahlak veya davranış haline getirdiğimiz kerem, cömertlik, onur, ihsanperverlik, sadaka, infak gibi birçok haslet veya hasenat yerleşmiştir. Bunlar eğer ifrat edilmezse hasenattır. İfrat edilir ve gönül incitilirse hasenat olmaktan çıkar, kul hakkını netice veren bir amel olur.
Gelin arabasının yolunu kesip bahşiş isteme, aslında gelin alınırken dinî bir şart değil, ama işin tadı tuzu haline gelmiş. Allah’tan ki, bahşişin alt sınırı yok. Ne verirsen, kapıyı tutan şahıs kapıyı açmak durumunda kalıyor.
Genelde bahşişi veren taraf önceden bu iş için hazırlanıyor. Üzerine bir miktar bozuk para alıyor ve gerektiğinde bu paradan kullanıyor. Esasta, bahşiş veren tarafın gönül rızasıyla vermesi, gelin yolunu kapayanlara gönül koymaması, verdiği bahşişi helal etmesi beklenir. Fazla bütçesi yoksa, üzerinde bozuk bir şeyler bulundurması bu iş için kifayet eder. Allah cömert olanı sever.
Sevindirmek Sevaptır
Bu adı konulmamış para, yüzyıllardır kerem sahibi milletimizin, gelin alırken yaşadığı yüksek saadete karşılık fakiri, fukarayı, çoluğu, çocuğu ihsanlara boğma şeklinde tezahür ediyor ve yaşanan güzel duygulara karşı şükran hislerini anlatıyor. Bu yönüyle bakıldığında, bahşiş olarak verilen bu rakamlar israftan sayılmaz. Şükrün ve teşekkürün bir tezahürüdür. Gelin alan kişi veya taraf, yaşadığı güzel duygular için, çoluğu çocuğu sevindirmekle Allah’a teşekkür etmiş olur. Zorlama olmamak şartıyla…
Ancak veren kişinin niyetine göre değişiklik arz eden durumlar da olabilir. Mesela veren kişinin bu işte ifrata varması ve “ne zengin adam!” diyecekler şeklinde bir kibre girmesi, bu paraları fasit de kılabilir. Özellikle düğün esnasında ortaya saçılan ve kimin aldığı belli olmayan, birçoğu de temizlikçilere kalan rakamların sırf kibir ifade etmesi nedeniyle batıl olduğu da söylenebilir.
Dolayısıyla bu işlemin niyete göre değişen bir seyir izlemesi, helal mi haram mı olduğunu söylemeyi de zorlaştırıyor. Verilen rakamlar gururdan ve kibirden azade bir şekilde, sadece o anın sevincini paylaşma ve teşekkür hislerini ifade ediyorsa sadaka sayılabilir. Bu israf değildir, sevaptır, helaldir. Barışı ve muhabbeti pekiştirir.
Sen Mazursun!
Eski zamanlarda bir şair, padişaha övgü dolu bir şiir yazmış. Hediye ve bahşiş almak için şiirini padişaha sunmak istemiş. Yolda bir Bektaşi ile karşılaşmış. Bektaşi:,
“Erenler ne bu heyecan? Nereye gitmektesin?” demiş. Şair:
“Padişaha çıkacağım. Şiirim var; arz edeceğim. Sen de gel!” demiş. Bektaşi: “Peki!” demiş ve yürümüş. Padişahın huzuruna eli boş çıkmamak için de cebinden bir kâğıt çıkarmış, bir şeyler karalamış. Şair ile beraber kağıdını padişaha sunmuş.
Padişah bir şiire bakmış, bir kâğıda bakmış. Bu kâğıdı çok beğenmiş ve Bektaşi’yi hediyelere boğmuş.
Şair şaşırmış. Huzurdan çıktıklarında sormuş:
“Baba Erenler! Bu ihsan-ı şahaneye nasıl ulaştın?” Bektaşi:
“Ben övgü mövgü bilmem beğim! Ben dedim ki:
“Bana bir şey vereceksen ver beğim! Zaten sende bir şey yok,
Veren Allah’tır; sen memursun!
Bir şey vermeyeceksen de verme beğim! Zaten sende bir şey yok;
Üzülme! Vermeyen Allah’tır; sen mazursun!”