Ayfer Yörü: İşârâtü'l-İ'caz da geçen "elhamdülillah" bahsinde “Saniyen: Şu elhamdülillah cümlesi, her biri niam-ı esasiyeden birine işaret olmak üzere, Kur'ân'ın dört süresinde tekerrür etmiştir.” (En'am, Kehf, Fatır ve Sebe' sureleridir.) Elhamdülillah cümlesi neden bu dört sürede tekerrür etmiştir, bilgi alabilir miyim?
Kur’an Ne Diyor?
Şükür konusunda Kur’ân ne diyor? Dinleyelim:
“Ölü arzda bir ayet vardır: Biz onu diriltiriz ve oradan onların yiyecekleri taneler çıkarırız. Oraları hurma ve üzüm bahçeleri ile donatırız ve aralarından birçok pınarlar fışkırtırız. Elleriyle yaptıkları da dahil olmak üzere, meyvelerinden yesinler diye!.. Hâlâ şükretmezler mi?”5
“Her nefis ancak Allah’ın izni ile belirli bir vakitte ölür. Kim dünya nimetini isterse, ona ondan veririz! Kim âhiret nimetini isterse, ona da ondan veririz. Şükredenleri mükâfatlandıracağız.”6
“Rabbiniz: ‘Şükrederseniz, muhakkak artıracağım! Nankörlük ederseniz, muhakkak azabım çetindir’ diye bildirdi.”7
“Allah’a ibadet et ve şükredenlerden ol!”8
Bizden şükür isteyen Kur’ân, Cenab-ı Hakk’ın da “çok şükreden” olduğunu bize bildirir. Misal:
“Eğer Allah’a güzel bir ödünç takdiminde bulunursanız, onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah Şekûr’dür, Halîm’dir.”9
“Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa karşılığını görür; doğrusu Allah Şâkir’dir, Alîm’dir.”10
“Şükreder ve inanırsanız, Allah size ne diye azap etsin? Allah Şâkir’dir ve Alîm’dir.”11
Şakir ve Şekûr İsimleri
Ayetlerde gördüğümüz gibi Cenab-ı Hak, “Şekûr” ve “Şâkir” isimleriyle kendisini isimlendirmiştir. Yani Cenab-ı Hak, yapılan hayrın, hasenatın ve iyiliklerin “zerre miktar da olsa”12 karşılığını ve mükâfatını eksiksiz verendir.
Cenab-ı Hak bir İlâhî şükür ifadesi olarak; kulunun zerre miktar da olsa yaptığını ve amelini asla yok saymıyor, asla görmezden gelmiyor, asla küçümsemiyor, asla hafife almıyor; mutlaka değerlendirmeye tâbi tutuyor ve eksiksiz mizana koyuyor.
Peki, böylesine eşsiz bir kadir-bilir olan Cenab-ı Hakk’ın; sırf kulunun lehine ve çıkarlarına sonsuz imkânlar, iyilikler, ihsanlar, nimetler, rızıklar, güzellikler yaratması ve hepsini kuluna tahsis buyurması; varlıkları ve kâinatı yaz-kış âdeta bir nimetler ve güzellikler resm-i geçidine çevirmesi karşısında kulu ne yapmalı? Nasıl karşılık vermeli?
Bu nimetler ve nimetler içindeki İlâhî teveccühün kadir ve kıymetini bildiğini nasıl göstermeli?
Allah’a nasıl şükretmeli?
Şükür, Kadir-Bilmektir
Bütün kâinatı ve mahlukatı senin imdadına ve ihtiyaçlarına tahsis eden Cenab-ı Hakk’ın hiç seni bilmemesi, tanımaması ve görmemesi mümkün mü, tarzında yönelttiği soruyla insanı düşünmeye sevk eden Bediüzzaman (ra), devamla; “Madem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor; sen de O’nu bil, hürmetle bildiğini bildir.”13 diyerek şükrün de, hamdin de temelde kadir-bilmek olduğunu veciz bir üslupla beyan etmiştir.
Dipnotlar:
5- Yâsîn Suresi: 33-35.
6- Âl-i İmrân Suresi: 145.
7- İbrahim Suresi: 7.
8- Zümer Suresi: 66.
9- Tegâbün Suresi: 17.
10- Bakara Suresi: 158.
11- Nisâ Suresi: 147.
12- Zilzal Suresi: 7.
13- Lem’alar, s. 100.