Ayfer Yörü: İşârâtü'l-İ'caz da geçen "elhamdülillah" bahsinde Saniyen: Şu elhamdülillah cümlesi, her biri niam-ı esasiyeden birine işaret olmak üzere, Kur'ân'ın dört süresinde tekerrür etmiştir. (En'am, Kehf, Fatır ve Sebe' sureleridir. Elhamdülillah cümlesi neden bu dört sürede tekerrür etmiştir, bilgi alabilir miyim?
Hamd ve Şükür Komşuluğu
Hamd’de; Cenab-ı Hakk’ın izzet ve azametini, ulviyet ve yüceliğini, büyüklük ve kemâlâtını, celâl ve kibriya’sını takdir ön plânda.
Şükür’de ise; eşref-ı mahlukat ve ahsen-i takvim1 suretinde yaratılmış insanın kâinattın bir meyvesi ve halifesi sıfatıyla Rabbine teşekkür hisleri ön planda.
İçimize döndüğümüzde, hamd’i izzet ve onurumuz… Şükr’ü kadirbilirliğimiz ve minnettarlık duygumuz… Hamd’i şuur ve basiretimiz, şükr’ü kalbimiz… Hamd’i kulluğumuz, şükr’ü insanlığımız… Hamd’i imanımız, şükr’ü ubudiyetimiz… Hamd’i aczimiz ve zaafımız, şükr’ü fakrımız ve ihtiyaç içinde oluşumuz gerektirirler.
Dergâh-ı İlâhiyeye döndüğümüzde ise: Hamd’i Cenab-ı Hakk’ın İstiğnâ-i Zâtî’si, şükr’ü Gınâ’sı2… Hamd’i Samediyet’i, şükr’ü Ehadiyet’i… Hamd’i kemâlâtı, şükr’ü ihsânâtı… Hamd’i Rahmâniyet’i, şükr’ü Rahîmiyet’i… Hamd’i Ulûhiyet’i, şükr’ü Rubûbiyet’i… Hamd’i Rezzâkiyet’i, şükr’ü Mağfireti ve Ğufrân’ı… Hamd’i Celâlî sıfatları, şükr’ü Cemâlî sıfatları… Hamd’i Aynî sıfatları3, şükr’ü ise fiilî sıfatları4 isterler.
Hamdin ve Şükrün Edası
Hamd ile şükür arasında bu nüansların bulunmasına rağmen; temelde ve özde kulun Rabb’ine yönelişini ifade etmesi bakımından şükretmek hamd etmeyi; hamd etmek de şükretmeyi içinde barındırır. Yani bu nüanslar çok büyük mana farklılıklarını husûle getirmezler. Şükreden bir insan, eşsiz izzet, istiğnâ ve ikrâm sahibi Rabb’ine hamd etmiş; hamd eden bir insan da, büyük ihsân, lütuf ve nimetlerle perverde eden Rabb’ine şükretmiş olmaktadır. Zaten Kur’ân’da şükür ifadesi olarak “hamd” terimi gündeme getirilmiştir.
“Elhamdülillâh” kelimesinde hamd ve şükür mefhumları birlikte temsil edilmiştir.
Esasen bizim yaptığımız ibadet ve itaatlerden tutun da, tesbih, tehlil, tekbir, tazim, tahmid, zikir, fikir, şükür, hayır ve hasenatımıza kadar amellerimizin tamamında “hamd” manası vardır.
Yani bütün bu ibadetler Cenab-ı Hakk’ın azamet ve kibriyası önünde, hayranlık ve mahviyet içinde yapmakla mükellef olduğumuz muhtelif “secde” şekilleridir. Meselâ bir bardak su içen veya bir dilim elma yiyen birisi, bizzat tadarak, tanıyarak, hissederek, görerek ve yaşayarak bu nimetteki tat, koku, renk, vitamin, şifâ...vs. ihsan ve ikrâm konusu bütün değerlerde Cenab-ı Hakk’ın eşsiz izzetinin cilvelerini, benzersiz İstiğnasının izlerini, misilsiz azametinin ihtişamını, nazirsiz kibriyasının gösterişini, denksiz samimiyetinin turalarını müşahede eder; üzerinde “Elhamdülillâh” der; Hamdi’ni de, Şükrü’nü de eda etmiş olur.
Şükreden Bir Kul Olmayayım mı?
“Elhamdülillah kelimesi mîzanı doldurur. Sübhân’allah ve’lhamdü-lillâh kelimeleri yerle gök arasını sevapla doldurur.”5 hadis-i şerifinin verdiği, ihlâsla söylenmiş bir hamd kelimesinin bile, yerle gök arasını sevaba gark edeceği ve mahşerde mizanı dolduracağı müjdesi asla unutulmamalıdır.
Bediüzzaman Hazretlerinin (ra); “Bir elmayı yiyen ve ‘Elhamdülillah’ diyen adam, o şükür ile ilan eder ki; “O elma doğrudan doğruya Dest-i Kudretin yâdigârı ve doğrudan doğruya hazine-i rahmetin hediyesidir” kaydı ve devamla; “Lezzetli bir nimeti insan yese, eğer şükretse, o yediği nimet, o şükür vasıtasıyla bir nur olur, uhrevî bir meyve-i Cennet olur.”6 ifadeleri bu hadis-i şerifi izah ve tefsir eder. Cennetin nuru bâkî olduğundan; dünyada yerle gök arasını dolduracak ve mahşerde mizan terazisini sâlih ameller lehinde ağırlaştıracak kabiliyette oluşu yadırganmamalıdır.
Şükre ve hamde doyum olmadığı gibi; sonsuz mükâfatına da doyum olmaz. Hazret-i Âişe (ra) anlatır: “Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) geceleri mübarek ayakları şişesiye kadar ibadet için ayakta kalırdı.
Ben kendisine: “Ya Resulallah! Sizin geçmiş ve gelecek günahlarınız bağışlandığı halde niçin böyle yapıyorsunuz?” dedim. Allah Resulü (asm):
“Çok şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdu.7
Dipnotlar:
1- Tîn Suresi: 4.
2 -Lem’alar, s. 104.
3- İşârâtü’l-İ’caz, s. 23.
4- Mektubat, s. 348, 349, 350.
5- R. Salihîn, 25.
6- Mektubat, s. 350.
7 -R. Salihîn, 1107.