"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Muhabbet imandan ne zaman kopar?

Süleyman KÖSMENE
16 Kasım 2020, Pazartesi
İzmir Çamdibi’nden Nail Aladağ: “Mesnevi-i Nuriye’de geçen ‘Bazen bir şeye şiddetli muhabbet o şeyin inkârına sebep olur’ cümlesini nasıl anlayacağız?”

Muhabbet Kimdedir?

Muhabbet inkârın değil, tevhidin malıdır. İnsan olduğu cihetle şüphesiz münkirde de sevgi vardır, ama münkirin sevgi duygusu imandan beslenmediği için münkirin inkârını artırıyor. Esasen muhabbet inkârı doğurmaz. Fakat akılda bilgisizlik ve kavrayışsızlık, kalpte imansızlık nedeniyle kâbus gibi çöken ümitsizlik, kalpteki muhabbeti düşmanlığa ve inkâra çeviriyor. Bilhassa şiddetli muhabbetin doğru bilgiden beslenmesi şarttır. Aksi takdirde şiddetli muhabbet tam zıddına dönüyor ve inkârı doğuruyor. İnsan şiddetli sevdiği şeye kavuşamayacağına inanırsa, ona düşman oluyor.

Onuncu Söz’de denildiği gibi, sonsuz cömertlik, tükenmez servet, bitmez hazineler, eşsiz-benzersiz ve sınırsız güzellik ve kusursuz mükemmellik; sonsuz bir saadet yurdunda ve emsalsiz bir ziyafet bölgesinde sürekli bulunacak muhtaç, şükredici, âşık ve hayran izleyiciler istiyor.

Demek Allah’ın sonsuz cömertliği, içinde ebedî muhtaçlar bulunan ebedî bir Cennet istiyor. Bu Cennet sonsuz olmalı, içinde yokluk, zeval ve ayrılık olmamalıdır. Çünkü eşsiz bir Cennete yokluk yakışmıyor. Yokluğu düşünmek bile acı veriyor. Eğer Cennet hayatı ebedî olmasaydı, orada yokluk söz konusu olsaydı, içindeki muhtaçlar Cennetten lezzet alamayacaklardı. Çünkü hiçbir bir seyirci, yokluk düşüncesiyle böyle sonsuz cömertliği takdir edemeyecekti. İnkâr edecekti.

Güzellik Eşsiz Ama

Üstad hazretleri iki örnek ile bu meseleyi daha da açıyor: Bir zaman bir dünya güzeli, kendi âşığını huzurundan kovar. Kovulan âşık da, “Tuh! Ne kadar çirkindir!” diyerek âşık olduğu güzelin güzelliğini inkâr ediverir.

Keza bir ayı gayet tatlı bir üzüm asmasının altına girer. Üzümleri yemek ister. Fakat koparmaya eli yetişmez. Asmaya da çıkamaz. Kendi kendine, “Ekşidir!” der, gümler gider.1

Kâinatta yüksek, benzersiz ve gizli bir güzellik her tarafı sarmıştır. Her şeyde olağan üstü bir güzellik parlıyor. Her varlık gayet güzel biçimde varlık sahasına çıkıyor, vazifesini yapıyor, bitiriyor ve gözden kayboluyor. Ardından gelen varlık yine aynı şekilde güzel biçimde geliyor.

Kâinat yüzüne serilmiş olan bu gayet güzel, sanatlı, parlak ve süslü varlıklar, ışık güneşi gösterdiği gibi eşsiz ve benzersiz bir güzelliği gösteriyor ve bildiriyor. Varlıklar bir biri ardınca yok oldukça, ardından gelenlerin de aynı derecede güzel olmaları, güzelliğin onların malı olmadığını, onların birer aynadan ibaret olduğunu ve o eşsiz güzelliklerin bir Mukaddes Güzel olan Allah’ın işaretçileri bulunduklarını ilan ediyor.

İşte bu derecede yüksek, eşsiz, benzersiz ve gizli Güzel olan Allah, Kendi güzelliklerini aynalarda hem Kendisi görmek, hem de güzelliğe hayran olanların gözüyle Kendi güzelliğine bakmak istemektedir.

İnsan Kendine Yazık Ediyor

Demek güzellik görmek ve görünmek istiyor. Görmek ve görünmek ise, âşık ve hayran seyirci istiyor. Güzellik, kendisi ebedî olduğundan, hayran seyircilerin de ebedî olmalarını istiyor. Çünkü daimî bir Güzellik, yok olucu âşıklara razı olmuyor.

Diğer yandan dönmemek üzere yokluğa mahkûm bir seyirci, daha baştan, yokluğu düşünmekten çok büyük rahatsızlık duyacak ve Allah’ın eşsiz güzelliğini göremeyecektir!

Güzelliği inkâr edecektir! Muhabbeti adavete, sevgisi düşmanlığa, hayranlığı alaya ve hürmeti hakarete dönecektir.

Çünkü insan yaratılışı gereği bilmediği şeye düşmandır. Böyle olunca da Allah’ın sonsuz güzelliğini göremez. Allah’a karşı düşmanlık, kin ve inkâr duygularıyla sarsılır. Kâfirin Allah düşmanı olması bundandır. Allah’ın, kendisine sonsuz bir mutlu hayat vereceğini bilmemesindendir.2

Böylece fıtratında cömertlik ve güzellik sıfatlarını çok iyi bilen, seven, hayran olan, âşık olan ve muhabbet besleyen insan, Allah’ı bilmediğinden ve bu sıfatların Allah’a ait olduğunu kavramadığından, yokluk ve zeval düşünceleri ile kendi kendini inkâra atıyor, küfre atıyor. Şiddetli muhabbetini, inkâra malzeme yapıyor. Kendi kendine yazık ediyor.3 

Dipnotlar:

1- Sözler, s. 88., 2- Sözler, s. 89., 3- Mesnevî-i Nuriye, s. 116 

Okunma Sayısı: 1832
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mehmet

    16.11.2020 06:19:18

    Cenab_ı Allah aile hayatı kuracak eşlere Allah korkusu ve sevgisi versin.Eşini ahiretliği olarak düşünüp öyle tercihte bulunsunlar.Sadece dünyalık muhabbet in sonunu TV lerden görüyoruz. İllede İman diyoruz. Allah için sevsinler eşler birbirlerini.Nefis hesabına olunca sevgi ,muhabbet adavet e dönüşüyor.

  • Sezai MUMCU

    16.11.2020 04:15:26

    Hiristiyanlarla sohbetlerimizde Allah'ta fanî olmayi konu olarak secmistik. Onlar da, bilhassa teoloji/ilahiyat okuyanlari deyim olarak bunu biliyorlar latincede "kontemplasyon" diyorlar. Ifadelerin en güzelleriyle bile tarifi yetersiz olan bir muamma oldugunda hemfikir olduk. Böyle bir halet-i ruhiye icine dalan abd/kul kendi istidat ve kesbiyle nail olamiyacagi ni'metlere garkoluyor. Hatta merhum ve muazzez Üstadimiz Bediüzzaman Said Nursî hazretlerinin bildirmesiyle kutup gibi zatlar bile cezbe ile bazen mümkün olmayan bir seyi kendisiymis gibi ifade eder ki o bundan mes'ul degildir ama sair insanlar algiladiklarindan mes'ul olurlar. Bizim gibi amiler Allah'i ve O'nun razi olduklarini anarak tefekkür ile gayet suurlu ve mutlu hayat sürebilirler. Sirat-i müstakim her ihtiyacimiz icin; buna mutluluk da dahil, kafi ve vafidir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı