Hüseyin Can: “Bediüzzaman’ın, “Velâyet bir hüccet-i risalet’tir” sözünü açıklar mısınız?”
Nübüvvet Kurumu
Allah (cc) insanlara doğru inanç kazandırmak için bazı değerler gönderir. Bu değerlere “haber” denmiştir. Çünkü bu değerler doğrudan ve bir virgül bile karışmadan Allah’a aittir. Allah’ın haberleridirler. Bu değerler peygamber aracılığıyla gelir.
Peygamberler bu değerlerin tebliğcisidirler, yani ulaştırıcısıdırlar, yani yorumlamadan ve bir virgül bile karıştırmadan insanlara haber vericidirler.
Bu değerler vahiy denilen özel bir iletişim sistemi ile peygambere ulaşır. Peygamber bu vahyi olduğu gibi, hiç değiştirmeden insanlara ulaştırır. Bu değerler toplamına din denmiştir.
Nebî kendisine gelen bu İlâhî değerlerin peygamberidir. Bunları yaşamakla ve insanlara ulaştırmakla görevlidir.
Bu değerler sistemine, yani vahiyle gelen bu sisteme “haber” denmiş olması, bu vahyin hiçbir yoruma tabi tutulmadan iletilmesi esasına işarettir. Hiç değişikliğe uğratılmadan alınıp insanlığa ulaştırılan din böyle gelir.
Bu manada nübüvvet bir haber kurumudur. En mukaddes makamdan aldığı haberi insanlara yorumsuz, katıksız, ilavesiz, amasız, ulaştırır. Ve bu görevi eksiksiz yapar.
Velâyet Kurumu
Velî, Allah’a yakın olan, Allah’ın dostluğunu kazanmış, manevî derecesi yüksek kimseye denir. Böyle kimselere Anadolu’da ermiş veya evliya da denir. Kelime Arapça kökenlidir. “Yakın, sahip, dost ve koruyucu” gibi manaları da vardır. Velî; Allah’a manen daha yakın olan, diğer insanlara göre dost olan, Allah’ın gönderdiği meselelere yürekten inanarak yaşayan ve koruyan kimsedir.
Velî; peygambere dosttur, sadıktır, peygamberin tebliğ ettiği hak ve hakikatlerin ilk yaşayıcısı velidir. Velî severek yaşadığı bu değerleri peygamberden alır. Diğer bir tabirle, velâyet makamı bu kudsî habere iman etmeyi salık veren ve iman eden bir dost makamdır.
Velâyet ve nübüvvet kavramları iki dost kavramdır. Birbirlerini nakzetmezler, çürütmezler, yok saymazlar, itiraz etmezler. Bilakis tanırlar, sayarlar, severler. Meslekler içerisinde bu iki meslekten birbirine daha yakın, daha dost, daha samimî, daha içtenlikli meslek yoktur denebilir.
Çünkü her iki meslek de İlâhî terbiyeden beslenir. Nübüvvet doğrudan beslenirken, velâyet nübüvvet aracılığıyla beslenir. Nübüvvetten aldığı derse öyle içten inanmıştır ki, bu inanmışlık kendisini velî olma derecesine yükseltmiştir.
Velâyetin Risalete Hüccet Oluşu
Nübüvvet velâyeti sever; çünkü velâyet dürüst bir makamdır. Nübüvvetten ders alır.
Velâyetin haber ve inanç kaynağı nübüvvetten başka bir şey değildir.
Velâyet, risaletin hüccetidir, yani delilidir, yani gerçekliğinin şahididir. Asl olan risalettir, risaletin haberleridir, risaletin emirleridir.
Velâyet risalete tabidir. Risalet ise doğrudan Cenab-ı Allah’a bağlıdır. Dolayısıyla esas olan risalettir. Çünkü emri alan risalettir. Uygulamakla yükümlü olan ise velâyettir. Dolayısıyla velâyet için “hüccet-i risalet” denmiştir.
Nitekim Bediüzzaman demiştir ki: “Velâyet bir hüccet-i risalettir; tarikat bir burhan-ı şeriattır. Çünkü risaletin tebliğ ettiği hakaik-i imaniyeyi, velâyet bir nevi şuhud-u kalbî ve zevk-i ruhanî ile aynelyakîn derecesinde görür, tasdik eder. Onun tasdiki, risaletin hakkaniyetine kat’î bir hüccettir.”1
Tarikat ise dinin ve şeriatın hakkaniyetine bir burhandır. Yani risalet kurumunun tebliğ ettiği hakikatleri velâyet kurumu kalben ve ruhen tasdik eder. Aynelyakîn derecesinde inanır.
Dipnot:
1- Mektubat, s. 752