"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Türkçe-İngilizce karışık bir hikâye!

Suna DURMAZ
04 Aralık 2013, Çarşamba
Mezuniyet kutlamalarını düşündükçe, Elif’in yüreği sevinç ve heyecandan pırpır ediyordu! Yoğun ders çalışmalar ve imtihanlar bitmiş ve nihayet yıl sonuna gelinmişti. Bir hafta sonra yapılacak olan diploma töreninin akşamında, Elif arkadaşlarıyla birlikte çıkıp “vur patlasın, çal oynasın” eğlenecekti. Dolayısıyla, gecede giyeceği elbise çok güzel olmalıydı. Lâf aramızda, içindeki bir ses de “Gecenin en alımlı kızı olman lâzım!” diye Elif’in kulağına fısıldıyordu! Kızının heyecanını gören Şükran Hanım: “Yavrucuğum merak etme! İnan bana çok güzel olacaksın; bir de uzun saçlarını beline kadar saldın mı, harikulâde gözükeceksin! Ama elimizi çabuk tutmamız lâzım. Alış veriş için fazla vakit kalmadı” dedi.
Şükran Hanım meşhur markalardan anlamadığı için Elif annesiyle alış verişe çıkmaktan nefret ederdi. Bu yüzden, “Lütfen Mami!.. Ben Ayşe ile çıkmak istiyorum. Please anne please!” diye yalvardı.
Şükran Hanım: Ama kızım, hani sen “Türkolog” diye lâkap taktığın Ayşe’nin konuşmalarından rahatsız oluyordun?
Elif: Evet rahatsız oluyordum ve hâlâ da oluyorum. Ama Mami, biz onunla dört yıl boyunca beraber okuduk. Sık sık konuşmamı kesip “Elifcim onun Türkçesi şöyle” demesinin dışında, Ayşe çok iyi bir kızdır.
Şükran Hanım: Sen bilirsin kızım. Ben sana gerekli parayı veririm; gerisi sana kaldı artık. Bana kalırsa bugünden başlayın, dedi.
Annesini ikna eden Elif “Yuppi!” diye çığlık atarak Şükran Hanım’ın boynuna sarıldı ve “Seni çok seviyorum benim biricik annem; I love you.. I love you.. I love you !” diyerek annesini öpücüklere boğdu. Sonra Ayşe’ye telefon açtı.
“Hi Ayşe! Nasılsın kuzum?
Ayşe: Aa! Merhaba Elif! Ben iyiyim, sen nasılsın bakalım? Alış verişlerini yaptın mı?
Elif: Hayır daha yapmadım. Ben de zaten bunun için seni aradım. Benimle shopping yapar mısın? Prom’da ne giyeceğimi tam bilemiyorum. Senin zevkli olduğunu herkes biliyor. Bana idea verirsin.
Ayşe: Tamam ama bir şartla.
Elif: What?.. Neymiş bakalım şartın!?
Ayşe: Türkçe cümlelerin içinde yaban otu gibi duran İngilizce kelimeler kullandığın zaman seni ikaz edeceğim ve sen buna  kızmayacaksın. Anlaştık mı?
Elif: Uff be Aysha! Okulda anladık da, alış verişte de hocalığını yapacaksın yani. Başbelâsı cadı Türkolog ne olacak! Tamam anlaştık. Senin istediğin gibi olsun.
Ayşe: Hemen şimdiden başlayalım. Benim ismim Ayşe; Aysha değil!!
Elif: Oh my God! Ya şimdiden başlama ne olur! Hem dur bakalım, sen Türkçe’ye bu kadar önem veriyorsun ama, Türkçe olup İngilizce başlık taşıyan AYSHA diye bir dergi var bu memlekette!
Ayşe: Unutma seninle anlaştık, dedi ve telefonu kapattı.
Ertesi gün  Bakırköydeki bir alış veriş merkezi önünde buluşan iki arkadaş, birlikte o mağaza senin bu mağaza benim dolaşıp durdular. Ancak, bir türlü Elif’in istediği gibi kırmızı bir elbise bulamadılar. Tam ümitleri tükenmişken, mağazaların birinde siyah boncuklarla işli kırmızı bir gece elbisesi buldular.
Elif: Wavvv! Ayşe bak bu tuvalet tam promluk. Siyah ayakkabılarım ve çantam da var. Ay kız! Desene gecenin en atraktif ve en hot kızı ben olacağım.
Ayşe: Evet güzel bir elbise. Ama prom değil, mezuniyet gecesi. Atraktif ve hot değil; alımlı, cazip ve hoş diyebilirsin. Sonra, niye kedi gibi “wavvv!” diye bağırıyorsun? Bir kere Türkçede “W” (dabılyu) harfi yok! Seni şaşırtacak derecede bir şeyi beğendiğin zaman, ya “Ah ne güzel” dersin; veya “Subhânalllah!”. Biz Müslümanız kuzum. Babamın söylediğine göre, Kur’ân-ı Kerîm’de geçen kelimeleri  bilinçli bir şekilde şükür ve nimet namına kullandığımız zaman, bir harfe 10 sevap yazılırmış. Gördün mü aradaki farkı?
Elif: Okey Ayşe Hoca, okey... Ya arkadaşım Türkolog olduğun yetmiyormuş gibi, bir de din hocası kesildin başımıza! Bak ben daha fazla yorulmak istemiyorum ve bu elbiseyi alıyorum. Dolaşmaktan topuklarım çatladı ve karnım çok acıktı. Sende acıkmışsındır. Parayı ödeyelim ve hemen şu yandaki caffee shop’da ekmek arası birşeyler yiyelim, okey mi?”
Ayşe: Tamamdır Elifcim. Ama, “okey” olur; “caffee shop” da büfe olursa!
Elif: Ayşe, mezuniyet gecesini düşündükçe adrenalinim yükseliyor!
Ayşe: Heyecanlanıyorsun yani. Eh tabi normal bir durum. Ama adrenalinim deme yahu! Bu sözü herkes anlamaz ki!
Elif: Haklısın arkadaşım. Bu kelimeyi, annesi İngiliz olan Yeliz var ya, ondan öğrendim. Aslında önceleri mânâsını bile bilmiyordum. Baktım herkes kullanıyor; yabancı dil izlenimi veriyor diye ben de söylemeye başladım. Doğrusunu istersen; annem de “Ne diyorsun be kızım? Adam gibi düzgün konuşsana!” diye bana kızıyor. Neyse inşaallah düzeltirim. Ekmek arasının yanına içecek ne istersin. Hot, cold?
Ayşe: Dur bir düşüneyim.. Hımm, sıcak-soğuk içecek arasından neyi seçeyim? Tamam sıcak olsun. Sıcak bir çay iyi olur.
Elif: Allah iyiliğini versin Ayşe. Kelime avcısı gibisin vallahi. İnan seninle konuşmak çok zor!
Ayşe: Ne yapayım? Türkçem kıymetlidir. Elifciğim, dikkat etmezsek dilimiz ve kültürümüz yozlaşacak. Tıpkı Fransa’nın eski sömürgelerinde olduğu gibi. Yıllardır Kuveyt’te yaşayan bir abla tanıyorum. Onun dediğine göre, Lübnan, Fas, Cezayir, Tunus gibi ülkelerdeki insanlarla konuştuğun zaman seninle yarı Arapça, yarı Fransızca konuşuyorlarmış. Son yıllarda, bir de İngilizce eklemişler. Yani bir kişiyi anlaman için üç dil bilmen gerekiyormuş! Arapça “Ehlen ve Sehlen” diye başlayıp, Fransızca “Bonjour, Bonsoir” ile devam ediyor; İngilizce “Bye bye” ile bitiriyorlarmış! Böyle olmamızı  istemezsin değil mi? Bana “Bir-iki kelime ile yozlaşma olur mu?” deme sakın! Olur canım; hem de bal gibi olur!                                                                          
Dedemin bir sözü var: “Evlek evlek sattık, böyle böyle battık!” Yani: “Aman canım bir karış satmaktan zarar gelmez” dedik ve taviz verdik. Sonunda bir de baktık ki batmışız! Hani Arapça kelimeler kullansan, fazla bir şey demeyeceğim. Çünkü, Arapça  Allah’ın ezelî ve ebedî kelâmı olan Kur’ân-ı Kerîm’in dilidir. Ayrıca; Arap topraklarındaki 500 yıla yakın bir hâkimiyetimiz dolayısıyla dilimize giren Arapça kelimeler artık Türkçeyle özdeşmiştir.
Elif: İlâhi Ayşe! Bir kelimeden antropoloji ve tarih dersi çıkardın ya. Vallahi helâl olsun sana! Neyse, bana hocalık yapmayı bırak da sana arkadaşlardan biri hakkında söyleyeceklerim var. Ama kimseye söyleme!
Ayşe: Kimmiş o?
Elif: Hani şu çok agresif olan ve ironi yapan kız var ya!”
Ayşe: Şu saldırgan tabiatlı ve bir şey konuştuğunda sözlerinin tersini kasteden kız mı?
Elif: Pes artık! Ayşecim rica ediyorum, lütfen artık düzeltme ve bugünlük bu kadarla yetin!
Okunma Sayısı: 3517
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Sezai Mumcu

    4.12.2013 00:00:00

    Insan Avrupayi gezerken onlarin ne kadar cok Türkce kelime bildigine hayret ediyor, hani Balkanlar neyse orada bir yüzlerce yillik varligimiz var, Italyan ve Ispanyol resmen kamyon diyolar, Fransiza büfe, baraj, bagaj, garaj, debriyaj, kamuflaj, makyaj, stopaj, peron, mersi deyince anlamalari cok hos hele o Ilk ögretmenin bulusu olan Alfabeyi ve cengelli s, c harfleri Ispanyollar, Fransizlar ve Slavlar ayni ilk ögretmenden ögrenmis olmalilar, hani latin harfleri o icat etmisti ya. Bir de Türkiye’nin bastan basa demir aglarla örülmüs olmasi gibi Isvicre, Avusturya gibi ülkelerde de demir aglarla örmüs olmamiz (baska kim yapabilir oralarda) kivanc veriyor. Bazi yenilestirilmis Türkce deyimler var ya onlardan en orijinalini bütün dünyada ortak ismi olan Handy’i cep telefonu olarak türkcelestirmemiz olmasaydi biz yanmistik. Bu arada en lüzumlu türkcelestirmelerden biri de uluslararasi kampus veya kampüs denen o anlasilamayan kavrami yerleşke olarak tüm manalari icererek bütün insanligin kazanimi olmali. Bu B-tim lenemez teklifler arasinda otobüs icin biri cokoturgacligötürgec kelimesiyle türkcelestirelim demis. Artik sirtimiz yere gelir mi?

  • erkam yıldırım

    4.12.2013 00:00:00

    ALLAH RAZI OLSUN

  • Kezban Kurkcu

    3.12.2013 00:00:00

    Sevgili Suna Abla,

    Kaleminize saglik...Gercekten cok hassas bir konuya hikaye tadinda oaln yaklasiminiz hem yaziyi okurken daha cok zevk almama hem de bir kez daha guzel dilimizi korumanin ozel caba gerektirdigini dusunmeme sebep oldu. Bir dil bilimci olarak ana dili korumanin ehemmiyetini surekli vurguluyoruz, zira ana dili kuvvetli olan insanlarin digger dilleri ogrenmelri desteklenmis oluyor. Oglumdan dolayi edindigimiz tecrube ile de sabittir ki; dil ogrenen insanlar gayet guzel bir sekilde iki dili (hatta uc ya da dort) beyinde ayri ayri muhafaza edebiliyorlar. Oglum iki yasindayken Turk arkadaslarla gorustugumuzde merhaba darken Amerikali arkadaslarla gorusmelerimizde hemen Ingilizceye gecerek Hi diyordu:)) Iki yasindaki bir cocuk da bile bu mumkunken biz yetiskinler icin dilimizi, kulturumuzu, dinimizi yasatmak icin biraz farkindalik yeterli olacak galiba...
    Size tekrar cok tesekkur ederim bu farkindaligin onemini hatirlattiginiz icin.
    Not: Yazim hatalarim varsa affola, zira Turkce yazmakta zorlandigimi farkettim...
    Sevgiler,
    Kezban Kurkcu

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı