"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Uzun ince bir yoldayım

Zeynep ÇAKIR
30 Nisan 2026, Perşembe
Yakından takip edenler İstanbul Yalova arasında mekik dokuduğumu iyi bilir.

Bu evlilikten kaynaklı bir durum da değil. 18 yaşımdan beri bu gel gitler mütemadiyen devam ediyor. Bazen gerek havanın durumundan, gerekse yolculuğun o andaki şeklinden dejavu yaşadığım da olur. Bugün de öyle oldu. Sanki öğrenciyim Yalova’da bir kaç gün durmuşum da vizelerim için geri dönüyorum. Bunu hissettiren ise baharın nesimi. Sabah üşüten havanın aksine ılık hatta sıcağa kayan bir hava ve bir güzel rüzgâr alıp beni gençliğimin kıpır kıpır günlerine hayalen aldı götürdü  Gerçekten hayatım zaman ve mekân üzerinden bu gel gitler üzerine kurulmuş sanki. Bu da  hastalık, yorgunluk gibi sebeplerin etkisine rağmen daima enerjik dinamik ve hareketli olmamı gerektiriyor. 

Yazlıkta evi olanlar, torun çocuk bakmaya gidenler ya da ebeveynlerine yardıma koşanlar hasılı iki evli olanlar o koşturmacanın nasıl bir şey olduğunu gayet iyi bilir. Benim bir de babamın dairesi ve benim olanla sayısı üçe çıkıyor. Ara günler neyse de özellikle dönüş ve ondan bir önceki gün her şeyi ayarlamanın telâşında pin pon topuna dönüşüyor vücut. Bir oraya, bir buraya bir aşağı bir yukarı. Kirli sepetinde çamaşır, bulaşık makinesinde bulaşık kalmayacak, evler temiz tutulacak, yemek bırakılacak derken vücut kendini bırakana kadar bir faaliyetin içinde buluyor insan kendini.

Bugün köyden ayrılırken akrabamız bir genç çocuk abla götüreyim dedi, sağolsun. Minibüs debelenmesinden kurtulup kolayca indim iskeleye, ama saat de çok erken. Oturdum bir çay bahçesine önce elimdeki çantayı bir masaya bıraktım. Sanki o hareketle bütün ağırlıklarımı yorgunluğumu zihnindeki düşüncelerimi hasılı bütün yüklerimi üzerimden attım oraya bıraktım. Sonra da mis gibi havayı soludum, berrak gökyüzüne baktım, kendime yine hafif bir şeyler ısmarladım. Görüş mesafemde biraz arka plânda kalsa da İstanbul kıyılarını belli belirsiz gösteren deniz manzarasına baktım.

Zihin zamanının gerisine gider, bazen de ilerisini düşünür, insan hep bir sonrası için çabalar. “Anda kal” derler ya yeni tabirle. İşte bir saat boyunca hakikaten ânın tadını çıkardım. 

Dünyanın yüklerini üstlendiğimiz kadar vazifeli memur olduğumuzu bilip ona göre hareket etmek gerekiyor. Bütün bu koşturma gayret; o çay bahçesinde dinlenme ile bitti geride kaldı. Elbette faydalı bir gayret, ama fâni ve zail olacak şeylerin telâşı nihayetinde. Elimizde olan niyetimize göre bunun da ecrini mükâfatını Rabb-i Rahîm’imizden ümid etmek. Evet, kaç gün kalırsak kalalım, ne kadar emek verirsek verelim sonuçta ayrılıyor o gemiye biniyoruz. Geri dönüşü olmayan yolculuğumuza olmalı asıl yatırım. 

Hakikatin künhüne vâkıf olmak için şu ikaza dikkat kesilmek lâzım: “Sen burada misafirsin. Ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği birşeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fâni dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise, aziz olarak çıkmaya çalış. Vücudunu Mûcidine feda et. Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın. Çünkü, feda etmediğin takdirde, ya bâd-ı hevâ zâil olur, gider, veya Onun malı olduğundan, yine Ona rücû eder.”

Okunma Sayısı: 156
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı