"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sabır kuvveti bugün içindir

Zülal Destancı
05 Ağustos 2020, Çarşamba
Üstad Bediüzzaman’ın dediği gibi: “ … bütün hadisatı ve fâni mevcudatı kucağına alarak beraber çalkanan zaman nehrinin içinde mahlûkat, mütemadiyen sür’atle akıp gidiyorlar.”

Bazen de bütün hadisatı kucaklayan insan bir hadisede duraksıyor. Bir sinyal alıyor ruhun de- rinliklerinden. Dilinden “of of” inlemeleri okunuyor. O halde gelin bu Üstad Bediüzzaman Said Nuri’yi dinleyelim. Bize neler söylüyor? Risale- i Nur’u sadece “of of” kelimeleriyle bile tararsanız karşınıza 4 temel yer çıkıyor.

1. Sabır kuvvetiyle ilgili olan 13. söz

“Zevâl-i lezzet elem olduğu gibi, zevâl-i elem dahi lezzettir. Evet, herkes geçmiş lezzetli, safalı günlerini düşünse, teessüf ve tahassür elem-i mânevîsini hissedip “Eyvah” der. Ve geçmiş musîbetli, elemli günlerini tahattur etse, zevâlinden bir mânevî lezzet hisseder ki, “Elhamdülillâh, şükür, o belâ sevabını bıraktı, gitti” der, ferahla teneffüs eder. (...) Aynen öyle de, geçmiş ve gelecek elemli saatleri—ki hiç ve mâdum ve yok olmuşlar—şimdi düşünüp sabırsızlık göstermek ve kusurlu nefsini bırakıp Allah’tan şekvâ etmek gibi “Of, of” etmek divaneliktir. Eğer sağa sola, yani geçmiş ve geleceklere sabır kuvvetini dağıtmazsa ve hazır saate ve güne karşı tutsa, tam kâfi gelir; sıkıntı ondan bire iner.”

Eğer bize sıkıntı veren hadise geçmişte ise zeval-i elem lezzettir hükmüne dahil olup zaten lezzeti doğurmuş. Üstadın bir diğer deyişiyle kuvvet olmuş. Tecrübe olmuş. Eğer gelecek kaygısı taşıyorsak zaten gelmemişler belki de gelmeyecekler, belki de o zamana biz gidemeyeceğiz. Geriye sadece şimdiki hadiseler kaldı. Yani şimdi ve burada ne yapabilirim sorusu. Modern psikolojinin de gündeminde parlayan bir teknik olarak şimdi ve buradalık ilk olarak Fritz Perls tarafından geliştirilen Gestalt Terapiden ortaya çıkmıştır. Şimdiki zaman Gestalt Terapi için var olan tek zamandır. İnsanların geçmişe ve geleceğe dağıttıkları enerjilerini şimdiye odaklamaları için dâvet eder. Önce şimdiki zamandan başlamayı ifade eder. Perls “Sağlıklı insan, şimdiki zamandan ayrılmaksızın, gerekli durumlarda geriye ya da ileriye bakmakta serbesttir.” der. 

Modern psikolojide bir an-ı seyyale hükmünde olan ömrü fark etmeye yaklaşmış. Şimdiye odak- lamaktadır. Ancak şimdiki zamanın sıkıntılarına yol göstermede eksik kalmaktadır. 

Risale-i Nur, Kur’ân ve hadisin ışığında sabır kuvvetinin günlük hadiseler için yeterli olduğunu hatta sabrı 3’e ayırarak musîbetlere özel bir sabrın verildiğinden bahseder. Rasûlullah (asm) Efendimiz sabrı şöyle tarif buyurmuştur: “Sabır üçtür: Musîbetlere karşı sabır, kullukta sabır, günah işlememekte sabır…” (Süyûtî, II, 42; Deylemî, II, 416)

2. Musîbetlere karşı bakış açımızı değiştiren Lemaat

“Ey musîbetzede! 

Musîbetin içinde bir nimet münderiçtir. Dikkat et de onu gör. Nasıl her şeyde vardır,

Bir derece-i hararet. Her musîbette vardır bir derece-i nimet. Daha büyüğü düşün. Küçükteki nimetin,

Dereceyi görerek Allah’a çok şükür et. Yoksa istizamla ürkersen, “of, of”la  üflersen, o da aksine şişer.

Şişer de dehşetlenir. Eğer merak da etsen, bir iken ikileşir. Kalb de olan misali, döner hakikat olur.

Hakikatten ders alır, sonra döner, başlıyor, kalbini tokatlıyor.”

Risale-i Nur musîbet içerisinde gizlenen nimet hazinesini ‘ara, bul’ der. Yaşanılan durumun sıkıntısını arttıracak tuzaklara da dikkat çekmiştir. İlk olarak bakış açısını tamir eder. Gözünde büyütürsen, olumsuz bir bakış açısıyla bakarsan musîbeti arttırırsın der. “Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır” düsturuyla bir çok Risalede musîbetlerin, hastalıkların hikmetlerini okutur. Şükre sebep olması, ömür dakikalarını uzatması vb. birçok nimeti gözler önüne serer. İkinci olarak merak eklenirse hastalığın ikileşir diyerek ikinci tuzağı da gösterir. Hastalar Risalesi’nde, “Ey lüzumsuz merak eden hasta! Sen hastalığın ağırlığından merak ediyorsun. O merakın senin hastalığını ağırlaştırır. Hastalığın hafifleşmesini istersen, merak etmemeye çalış. Yani, hastalığın faydalarını, sevabını ve çabuk geçeceğini düşün, merakı kaldır, hastalığın kökünü kes” ifadeleriyle çözümler sunduğu gibi birçok Risalede de merak duygusunun doğru kullanımı noktasında yol gösterir.

Bediüzzaman, adeta bir psikolog gibi kendini açma tekniğini kullanarak kendi hayatından örnekler verir. Okuyan kişiye ‘sadece bu durumu yaşayan ben değilmişim’ hissini vererek yalnızlığına ortak olur. Olaylar karşısındaki duruşuyla sözleriyle manevî rehberlik vazifesini üstlenir. 

İşte bir örnek: 13. Söz’de bahsettiğimiz sabır kuvvetiyle olan kısmın hemen altında bu ifadeler gelir: “Hattâ, şekvâ olmasın, ben bu üçüncü Medrese-i Yusufiyede, birkaç gün zarfında, hiç ömrümde görmediğim maddî ve mânevî sıkıntılı, hastalıklı musîbetimde, hususan Nur’un hizmetinden mah- rumiyetimden gelen meyusiyet ve kalbî ve ruhî sıkıntılar beni ezdiği sırada, inâyet-i İlâhiye bu mezkûr hakikati gösterdi. Ben de sıkıntılı hastalığımdan ve hapsimden razı oldum. Çünkü benim gibi kabir kapısında bir biçareye, gafletle geçebilir bir saatini on adet ibadet saatleri yapmak büyük kârdır” diye şükreyledim“ diyerek musîbetler üzerinden şükür penceresini aralar.

3. Fıtrata uygun gaye-i hayal ve hedef-i ruh belirlemekten bahseden 26. Lem’a

“Ben o gurbetler ve hastalıklar ve mazlumiyetlerin tazyikiyle dünyadan alâkamı kesilmiş bularak, ebedî bir dünyada ve bâki bir memlekette daimî bir saadete namzet olduğumu iman telkin ettiği hengâmda, tahassür akıtan of, oftan vazgeçip, beşâşet izhar eden oh, oh dedim. Fakat bu gaye-i hayal ve hedef-i ruh ve netice-i fıtratın tahakkuku, ancak ve ancak bütün mahlûkatının bütün harekâtlarını ve sekenatlarını ve ahvâl ve a’mallerini kavlen ve fiilen bilen ve kaydeden ve bu küçücük ve âciz-i mutlak nev-i insanı kendine dost ve muhatap eden ve bütün mahlûkat üstünde bir makam veren bir Kadîr-i Mutlak’ın hadsiz kudretiyle ve insana nihayetsiz inâyet ve ehemmiyet vermesiyle olabilir diye düşünürken...”

Burada da ‘of of’  seslenişinden kurtaracak başka bir yol daha sunuyor. Fıtrata uygun gaye-i hayal ve hedef-i ruh belirlemek. 

Bu hedeflere ulaştıracak bir güç bulmak. Yani ancak saadeti ebediye ile tatmin olacak bir ruhun ihtiyaçlarını fark edip bütün ar- zularını yerine getirebilecek olan Kudret-i Mutlak’ın dairesinden istemek, O’na yönelmek.

4. Fatır-ı Hâkimin insana verdiği garip bir halet (17. Lem’a)

Bazen de oluyor ki insan bir hadiseye takılmadan ortada bir sebep yokken içinde bir sıkıntı hali bir sıkışmışlık hali yaşayabiliyor. ‘Of, of’ nidaları ortaya çıkıyor. Bu haline bir anlam veremeyen insanlar için bakın Risale-i Nur’da nasıl rahatlatıcı ifadeler, nasıl tesbitler var:

“Ey insan! Fâtır-ı Hakîmin senin mahiyetine koyduğu en garip bir hâlet şudur ki:

Bazen dünyaya yerleşemiyorsun, zindanda boğazı sıkılmış adam gibi “of, of” deyip dünyadan daha geniş bir yer istediğin halde; bir zerrecik, bir iş, bir hatıra, bir dakika içine girip yerleşiyorsun. Koca dünyaya yerleşemeyen kalp ve fikrin o zerrecikte yerleşir. En şiddetli hissiyatınla o dakikacık, o hatıracıkta dolaşıyorsun. Hem senin mahiyetine öyle mânevî cihazat ve lâtifeler vermiş ki, bazıları dünyayı yutsa tok olmaz; bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor. 

Baş bir batman taşı kaldırdığı halde, göz bir saçı kaldıramadığı gibi; o lâtife, bir saç kadar bir sıkleti, yani, gaflet ve dalâletten gelen küçük bir hâlete dayanamıyor. Hattâ bazan söner ve ölür.”

Öncelikle şu rahatlamayı sunuyor kişiye: “Bu yaşadığın hal normal, bu senin insan olman kadar tabiî” diyerek yaşadığı durumu tesbit ediyor. İrademizin devreye girdiği kısım için ise şu sözlerle devam ediyor: “Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük letâiflerini onda batırma” diyerek günahlardan ortaya çıkan lâtife cenazelerinin önüne geçmezsen of of’larının şiddetinin artacağı konusunda ikaz ediyor. Çünkü “Günah işleyenin kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbini kaplar, kalb kapkara olur” hadisinin tehdidine yanaşan insan kalp katılığı nisbetinde ruh sıkıntısına mazhar olur. 

Daha veciz ifadeyle “zulmet-i kalb ruh sıkıntısının menbaıdır.” 

Rabbim hepimizin ‘of, of’larını ‘oh’ seslenişine çevirsin. Hayatlarımızda Elhamdülillah kelimesini hayatlandırsın inşallah.

Okunma Sayısı: 1174
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Özdem Çiçek

    5.8.2020 08:36:22

    Kalemine sağlık kardeşim Allah razı olsun🌷🌷🌷

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı