Eskişehir Yeni Asya okuyucularının Barla’da gerçekleştirdiği iki günlük ziyaret, Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin hatıraları, Çamdağı ve kabir ziyaretleriyle manevî bir yolculuğa dönüştü.
Bazı insanlar, bulundukları ve gezdiklere yerlerde öyle izler bırakırlar ki, kıyamete kadar bu izler kaybolmaz. Onların takipçileri de, o izleri takip ederek oraları ziyaret eder, hatıralarını yaşar ve yaşatırlar. Bu yerlerin başında, Peygamber Efendimizin (asm) yaşadığı ve İslamiyeti dünyanın başına bir taç olarak yerleştirdiği Mekke ve Medine gelir. Oraları ziyaret etmek, imkânı olan her Müslümana bir farz olarak İslam'ın beş şartından birisi olarak emredilmiştir.

Hac vazifesi haricinde, Peygamber Efendimizin (asm) izinden giden, İslâm'a ve Kur'ân'a hizmet eden Allah dostlarının da yaşadığı ve hizmet ettiği mekânlar, onların takipçileri tarafından ziyaret edilir, hatıraları yâd edilerek hizmette şevke vesile olurlar.
Barla'nın taşı toprağı konuşuyor
Nur cemaati için Said Nursî Hazretlerinin yaşadığı, asrın müthiş hastalıklarına müşfik ilaçlar ürettiği yerlerin başında gelen mekân, Barla'dır. Eğirdir'den Barla'ya kayıkla geçerken namaz vakti girince kayık üzerinde namaz kılmasını, garib bir kıyafetle, garib bir vaziyette, garib bir şekilde sürgün edildiği bu ücra köyde, nasıl bir iman ve irade ile ne müthiş bir hizmet başlattığını, Barla dağlarının dili olsa da anlatsa. Gerçi Barla'nın her karış toprağı, deresi, dağı, bahçesi bağı, Üstadın mücadelesini anlatmaya, kahramanlıklarını haykırmaya devam ediyor.

Eskişehir'den Barla'ya
Biz de, Eskişehir Yeni Asya okuyucuları olarak, Üstadımızın sekiz sene ikamet edip hizmet ettiği, Risale-i Nur'un tohumlarını atıp onu yeşertmek için çileler çektiği yer olan Barla'yı iki günlüğüne ziyaret etmek istedik. Eskişehir, Üstad ve hizmet söz konusu olduğunda, kalabalık bir kitle olarak katılmakla şöhret bulmuş bir ilimizdir. Barla programını da iki otobüs, beş özel araçla, toplamda yüz kişilik bir katılımla programımızı gerçekleştirdik.

Hatıraların izinde Çamdağı
Sabah namazı, tesbihat ve dönerli okuma ile başlayan program, akşam dersleri ve şahsî okumalarla devam etti. Ertesi gün sabah namazı ve dersinden sonra programımızda Çamdağı ziyareti vardı. Öğle namazından sonra iki otobüsle Çamdağı'na doğru yola çıktık. Otobüsün gidebildiği son noktaya kadar gittikten sonra, yaya olarak zirveye doğru tırmanış başladı.

Beni en çok duygulandıran iki olaya şahid oldum. Birisi, yaşlı ve hasta ablalarımızın zirveye ulaşmak için gösterdikleri gayret oldu. Normalde gençlerin bile çıkmakta zorlandığı dik yokuşlara tırmanan seksen yaşını aşmış ablalar vardı. Ağustos'un sıcağında, onlara bu dik yokuşları tırmandıran hangi şevk, hangi kuvvetti acaba? Kayma ve düşme tehlikesine rağmen, onları Üstad Hazretleri'nin hatırasını taşıyan bu zirvelere çıkartan, Üstad'a duyulan sevgi ve onun hatıralarına duyulan saygıdan başka bir şey değildi. Ve, Üstad'ın "Yıldız sarayına değişmem" dediği Çam ağacının kesilmiş bir ceset gibi yatan koca gövdesini hüzünle seyrederken gözlerde biriken yaşları gördüm. Beni de duygulandıran ikinci manzara bu oldu.
O ağaç katilleri, zalim oldukları kadar da ahmak insanlarmış. Ağaçları kesmekle, milletin gönlündeki Bediüzzaman sevgisini de keseceklerini zannetmişler. Heyhat! Dar düşünceler, dar görüşler!

Barla'dan ayrılmak zor
Aynı gün programımızda kabir ziyareti vardı. Çamdağı'ndan sonra Üstad'ın saff-ı evvel taleberinin de medfun olduğu Barla kabristanına gittik. Başta Peygamber Efendimiz (asm) olmak üzere, Üstadımızın, orada medfun olan talebelerinin ve ehl-i imanın ruhuna fatihalar ve manevi hediyeler takdim ettik. Ertesi gün de Cennet Bahçesini ziyaretle programımızı tamamlamış olduk.
Her ayrılık hüzün verir. Ama Barla'da ayrılmak, bir başka hüzünlüydü. Şevk ve heyecanla geldiğimiz Barla'da hüzünle dönmek zorunda kaldık. Merhum Hilmi Doğan Ağabeyin, "Mümkün olsa kalacaktım/ Bir ömür boyu Barla'da" şiirini terennüm ederken, arzuladığımız her şeyin bu dünyada mümkün olmadığını idrak ederek Eskişehir'e doğru yola çıktık.
Dönüş yolculuğumuz esnasında yaşadığımız bir ibret verici olayı da anlatmadan geçmek istemedim.

Arıza vesile oldu
Bolvadin'i geçtik, Emirdağ istikametine doğru seyrederken, bizim bindiğimiz otobüs arıza yaptı. Bu şekilde yola devam etmemiz mümkün değildi. Motor aksamında bir parçanın değişmesi gerekiyordu. Bizim yolcuların bir kısmını öteki otobüse aktardık ve yirmi kişi kadar otobüsün tamir edilmesini beklemeye başladık. Parça Eskişehir'den gelecekti. En az üç saat kadar meskun mahal dışında, yolda beklemek zorundaydı. Yolun kenarında yüz metre kadar ileride bir bahçe içinde bir tane ev vardı. O evde yaşayanlar bizim durumumuzu fark etmişler, "şu yolculara bir çay ikram edelim" demişler. Bizim yolcuların da çoğu hanımdı. Neyse, karşıdan bir işaretle bizim hanımlar o eve gittiler. Ev sahipleri de inançlı insanlarmış, hatta bazı akrabaları Risale-i Nur'u biliyormuş. Bizimkiler bir muhabbete başlamışlar, tam iki saat geçmiş. Bu arada çaylarını içmişler, ikindi namazını kılıp tesbihat yapmışlar. Risale-i Nur'dan derslerini okumuşlar. Ev sahipleri ile muhabbetleri neredeyse akraba derecesine gelmiş. Otobüsümüzün arıza yapması, bizim orada beklemek zorunda kalmamız birer tesadüf değil, oradaki insanlara Nur takdim etmek gibi bir vazifemiz olduğunu anladık. Bu arada beklenen parça geldi, takıldı ve yola devam ettik.
Sırlar âlemi
Buraya kadar tevafuklar, hizmetin kerameti olarak devam ederken, en ilginç olanı da şöyle gelişti: Bir kardeş Barla'dan hatıra bir saat almıştı. Büyükçe bir duvar saati. O saati de ev sahiplerine hediye etmişler. Saati Barla'dan alan kardeşe saatin bedelini vermek için herkes gönlünde ne geçtiyse katkıda bulunarak bir miktar para toplandı. Toplanan para sayıldığında, tam saate ödenen miktar kadar para toplanmıştı. Ne fazla, ne eksik. "Hâzâ min fadli Rabbî" dedik. Rahmetli Halil Uslu Ağabeyin dediği, "Sırlar âlemi!"
Bu şekilde zevkle, şevkle, nurlarla ve sırlarla dolu bir seyahati daha Allah'ın izni tamamlayıp Eskişehir'e döndük.