Türkiye’nin Avrupa Birliği yolculuğu etrafında devam eden tartışmalar aynı zamanda ‘turnusol kağıdı’ vazifesi de yapıyor.
Türkiye’yi idare edenlerin her fırsatta, “AB’den bize ne, biz işimize bakarız. Gerekirse üyelik yolundan döneriz. AİHM’i de tanımayız. Bize Ankara Kriterler yeter” tavrı takınması millet ve memleket menfaatine işler değil.
Bu yöndeki bir tartışmaya belki de beklenmedik şekilde dahil olan Tuğrul Türkeş, böyle düşünenlerin “devlete ve millete nasıl bir kötülük yaptıklarının” farkında olmadığı mealinde beyanlarda bulundu. Esasında Tuğrul Türkeş, daha önce de benzer açıklamalar yapmıştı. Şimdi onları da hatırlamanın zamanı.
Önce eski bir haberden bir bölüm: “Gezi Parkı davasının iç hukuk yollarıyla çözülmesini savunan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Türk Delegasyonu Başkanı ve AKP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, CHP lideri Özgür Özel’in, Avrupa Parlamentosu’ndaki Türk temsilcilerin ‘Ağzımızı açsak karşımıza Kavala çıkıyor. Saati soruyorsun sen önce Kavala’yı çıkar diyorlar’ söylemini doğruladı. Türkeş, ‘Özel, yoğun temaslarda bulundu. Sağ olsun, bizim Türk delegasyonun odasını ziyaret etti. Söyledikleri doğrudur. Ama siyasetçi olarak kendine has şekilde ifade etti’ dedi.” (t24.com.tr, 7 Mayıs 2024)
Bu da yeni haber: “AKP Ankara Milletvekili (ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türk Grubu Başkanı) Tuğrul Türkeş, (...) ‘Yapay zekayla basit bir diyalog bile ülkemizin AİHS’ye taraf olmaktan vazgeçmesi senaryosunun ne denli ‘deli saçması’ olacağının anlaşılması için yeterliyken, bunu üst düzey sorumluluk sahiplerinin açıktan dillendirmeye cesaret etmeleri ancak Kafkayen absürtlükle izah edilebilir. Evrensel hukuk ilkeleri ve adalet bugün ve yarın için herkese, hepimize lazım’ dedi.”
[Ara notu: Kafkayen absürtlük, Franz Kafka’nın eserlerinden doğan, bireyin mantıksız, zalim ve anlaşılmaz bürokratik bir dünyada sıkışıp kalmasını ifade eden edebî ve felsefî bir kavramdır. Bu dünyada kurallar vardır ama kimse bunları açıklamaz; suçlamalar vardır ama suçun ne olduğu asla bilinmez.]
Türkeş, X hesabından “Türkiye’nin hukuk burcunda akıl tutulması” başlığıyla yaptığı açıklamada, şunları da kaydetmiş: “Ülkemiz, 70 yılı aşkın bir süredir kurucuları arasında yer aldığı Avrupa Konseyi’nin saygın bir üyesidir. Keza AİHS’ye (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) yine bir o kadar süredir taraftır. AİHS’ye uyumu denetlemek amacıyla teşkil edilen AİHM nezdinde ise 1987 yılından bu yana bireysel başvuru hakkını kabul etmiş, zorunlu yargı yetkisini de 1990 yılından itibaren özümsemiştir. Bugün ise söz konusu bu ciddi birikimin ve Avrupa’yla entegrasyon mekanizmasının birtakım hezeyanlarla hiç edilmek istendiğini müşahede ediyoruz.
“Modern zamanlarda AB-Türkiye ilişkileri pek çok çetin sınavdan geçmiş, ancak köklü Hariciyemizin emektar diplomatlarının da alın teri ve çabalarıyla hep ‘daha ileriye’ taşınabilmiştir. Bu emeklerin kimileri tarafından zayi edilmek istenmesi - üstelik doğuracağı kesin uzun vadeli/yapısal hukukî, ekonomik ve siyasî istikrarsızlaşma ivmesi bütünüyle inkar edilerek - tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır. Herkes için eşit işleyen hukuk ve adalet, kalkınmanın da refahın da medenîleşmenin de ön şartıdır. Bugün hukuku ve adaleti aşındıran yahut aşındırmış memleketlerin içinde bulundukları sefalet ve dünya sahnesinde uğradıkları geri döndürülemez itibar kaybı herkesin malumudur. Türkiye’yi bu seviyelere çekmek isteyenlerin devlete ve millete nasıl bir kötülük yaptıklarının farkında olduklarını zannetmiyorum.”
Türkiye’yi idare edenlerin “yüzde yüz yanlış”ta ısrar etmeleri sadece “akıl tutulması” ile izah edilebilir mi? Bakalım “en yetkili”ler Türkeş’in bu beyanının dikkate alacaklar mı?