"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Meşveret ve karar ahlâkı-2: Meşveretin sessiz imtihanı

M. Said BAYRAKLILAR
02 Eylül 2026, Çarşamba
Meşveret, birkaç insanın bir araya gelip karar alması değildir. Böyle olsaydı, onu herhangi bir toplantıdan ayıran derinlik kaybolurdu.

Meşveret, insanın kendi aklını mutlaklaştırmaktan vazgeçmesi; “Ben bilirim” diyen nefsin karşısına “Beraber arayalım” ahlâkını koymasıdır.

Bu yüzden meşveret yalnız idarî bir usul değil, aynı zamanda ciddî bir terbiye alanıdır. Çünkü insan çoğu zaman fikrini sadece bir düşünce olarak taşımaz. Ona emeğini, izzetini, geçmişini ve aidiyetini de ekler. Bir fikrine itiraz edildiğinde, bazen yalnız fikrinin değil, şahsının da reddedildiğini zanneder. Meşveret burada nefse ağır gelir; zira insana sadece konuşmayı değil, dinlemeyi de öğretir. Haklı çıkmaktan önce hakikati aramayı ister.

Fakat meşveretin başka bir imtihanı daha vardır. Şahsî enaniyeti kırmak için kurulan bir zemin, dikkat edilmezse toplu bir emniyet duygusuna dönüşebilir. Fert kendi fikrini ölçü yapabildiği gibi, bir topluluk da kendi kararını sorgulanamaz görebilir. O zaman “ben” dili çekilir; fakat aynı iddia “biz” diliyle geri döner.

Hâlbuki meşveretin kıymeti, alınan her kararın hatasız olmasından gelmez. Onun asıl değeri; niyetin ihlâsında, usulün adaletinde, kalplerin uhuvvetinde ve karar sonrasında da hakikate açık kalabilmesindedir. Bir karar meşveretle alınmış olabilir; bu, onun hiç muhasebe edilmeyeceği anlamına gelmez. Meşverete hürmet etmek başka, meşveret kararını hatasızlık makamına çıkarmak başkadır.

Burada kaderî hikmet ile beşerî isabeti de birbirine karıştırmamak gerekir. Allah bir hatadan büyük hayırlar çıkarabilir. Bir yanlış tercih, insana derin dersler verebilir. Fakat bir hatadan hayır çıkması, o hatayı baştan doğru karar hâline getirmez. Kaderin hikmeti ayrıdır; insanın mesuliyeti ayrıdır.

Eğer “neticesinde hayır oldu” diyerek bütün beşerî hataları isabetli göstermeye başlarsak, muhasebe kapısı kapanır. Oysa insan hata ihtimalini kabul ettiği ölçüde olgunlaşır. Topluluklar da böyledir. Hatasını konuşamayan bir topluluk, zamanla hatadan çok hatayı göstereni problem olarak görmeye başlar.

Elbette her itiraz masum değildir. Bazen insan kendi fikrine mağlup olur. Bazen muhalefet hakikat arayışı değil, şahsî kırgınlığın dili hâline gelir. Fakat her itirazı nefisle açıklamak da adil değildir. Çünkü insan nefsinden dolayı itiraz edebileceği gibi, vicdanından dolayı da itiraz edebilir.

Ölçü, itirazın varlığı değil; usulü, niyeti, dili ve hakikate açıklığıdır. Meşveret ne ferdin “ben haklıyım” inadına teslim olmalı ne de topluluğun “biz yanılmayız” rahatlığına sığınmalıdır. İkisi de hakikatin önüne perde olabilir.

Asıl meşveret, herkesin fikrini ortak havuza bırakabildiği; fakat kimsenin o havuzu kendi mülkü saymadığı yerdir. Orada karar alınır, uygulanır, hürmet görür; fakat hiçbir beşerî tercih hakikatin yerine konulmaz.

Belki de meşveretin en zor sorusu şudur: Kararlarımızı hakikate yaklaştırmak için mi konuşuyoruz, yoksa aldığımız kararları hakikat gibi göstermek için mi?

Okunma Sayısı: 156
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı