"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Meşveret ve karar ahlâkı-2: Meşveretin sessiz imtihanı

M. Said BAYRAKLILAR
02 Eylül 2026, Çarşamba
Meşveret, birkaç insanın bir araya gelip karar alması değildir. Böyle olsaydı, onu herhangi bir toplantıdan ayıran derinlik kaybolurdu.

Meşveret, insanın kendi aklını mutlaklaştırmaktan vazgeçmesi; “Ben bilirim” diyen nefsin karşısına “Beraber arayalım” ahlâkını koymasıdır.

Bu yüzden meşveret yalnız idarî bir usul değil, aynı zamanda ciddî bir terbiye alanıdır. Çünkü insan çoğu zaman fikrini sadece bir düşünce olarak taşımaz. Ona emeğini, izzetini, geçmişini ve aidiyetini de ekler. Bir fikrine itiraz edildiğinde, bazen yalnız fikrinin değil, şahsının da reddedildiğini zanneder. Meşveret burada nefse ağır gelir; zira insana sadece konuşmayı değil, dinlemeyi de öğretir. Haklı çıkmaktan önce hakikati aramayı ister.

Fakat meşveretin başka bir imtihanı daha vardır. Şahsî enaniyeti kırmak için kurulan bir zemin, dikkat edilmezse toplu bir emniyet duygusuna dönüşebilir. Fert kendi fikrini ölçü yapabildiği gibi, bir topluluk da kendi kararını sorgulanamaz görebilir. O zaman “ben” dili çekilir; fakat aynı iddia “biz” diliyle geri döner.

Hâlbuki meşveretin kıymeti, alınan her kararın hatasız olmasından gelmez. Onun asıl değeri; niyetin ihlâsında, usulün adaletinde, kalplerin uhuvvetinde ve karar sonrasında da hakikate açık kalabilmesindedir. Bir karar meşveretle alınmış olabilir; bu, onun hiç muhasebe edilmeyeceği anlamına gelmez. Meşverete hürmet etmek başka, meşveret kararını hatasızlık makamına çıkarmak başkadır.

Burada kaderî hikmet ile beşerî isabeti de birbirine karıştırmamak gerekir. Allah bir hatadan büyük hayırlar çıkarabilir. Bir yanlış tercih, insana derin dersler verebilir. Fakat bir hatadan hayır çıkması, o hatayı baştan doğru karar hâline getirmez. Kaderin hikmeti ayrıdır; insanın mesuliyeti ayrıdır.

Eğer “neticesinde hayır oldu” diyerek bütün beşerî hataları isabetli göstermeye başlarsak, muhasebe kapısı kapanır. Oysa insan hata ihtimalini kabul ettiği ölçüde olgunlaşır. Topluluklar da böyledir. Hatasını konuşamayan bir topluluk, zamanla hatadan çok hatayı göstereni problem olarak görmeye başlar.

Elbette her itiraz masum değildir. Bazen insan kendi fikrine mağlup olur. Bazen muhalefet hakikat arayışı değil, şahsî kırgınlığın dili hâline gelir. Fakat her itirazı nefisle açıklamak da adil değildir. Çünkü insan nefsinden dolayı itiraz edebileceği gibi, vicdanından dolayı da itiraz edebilir.

Ölçü, itirazın varlığı değil; usulü, niyeti, dili ve hakikate açıklığıdır. Meşveret ne ferdin “ben haklıyım” inadına teslim olmalı ne de topluluğun “biz yanılmayız” rahatlığına sığınmalıdır. İkisi de hakikatin önüne perde olabilir.

Asıl meşveret, herkesin fikrini ortak havuza bırakabildiği; fakat kimsenin o havuzu kendi mülkü saymadığı yerdir. Orada karar alınır, uygulanır, hürmet görür; fakat hiçbir beşerî tercih hakikatin yerine konulmaz.

Belki de meşveretin en zor sorusu şudur: Kararlarımızı hakikate yaklaştırmak için mi konuşuyoruz, yoksa aldığımız kararları hakikat gibi göstermek için mi?

Okunma Sayısı: 1430
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mehmet Said Bayraklılar

    5.09.2026 16:53:34

    Gürsoy Bey, ben de teşekkür ederim. Şu noktada zaten aynı yerdeyiz: Karar çıkar çıkmaz, henüz neticesi görülmeden sırf kendi görüşü kabul edilmedi diye meşvereti itibarsızlaştırmak, müşavirlere hakaret etmek veya tesanüdü zedeleyecek bir dil kullanmak doğru değildir. Bunu daha önce de “muhalefet şahsî kırgınlığın dili hâline gelebilir” diyerek ifade ettim. Ancak zikrettiğiniz somut hadiselerin mahiyetini ve bütün taraflarını bilmediğim için belirli kişileri hüküm vererek mahkûm etmem doğru olmaz. Ben yazılarımda şahısları değil, ölçüleri tartışmaya çalışıyorum. Aynı ölçü herkes için geçerlidir: Fert kendi nefsini mutlaklaştıramaz; heyet de kendi kararını yanılmazlaştıramaz. İhlâs ve uhuvvet hem karara uymayı hem de birbirimizin hukukunu ve niyetini gözetmeyi gerektirir.

  • Gürsoy

    5.09.2026 10:26:22

    Bu kıymetli müzakere için öncelikle teşekkür ediyorum Said bey kardeşim.Risalei Nura göre ihlas doğru ve ya yanlış kritiği yapmaktan ziyade o ibadetin sırf emredildigi için yapılmasıdır.Yine de bu dediğiniz elbette yapılıyor defalarca uygun zeminlerde kararların revize edilmişligi zaten var.Fakat daha karar alınır alınmaz hiçbir menfi sonucunu dahi gormeden şura kapısından çıkar çıkmaz tesanudu bozacak ve müşavirlere hakaret sayılacak onca şeyler yazıldı sosyal medyalar vasıtasıyla ve hala devam ediyor.Bu müşavirler tanıdık değil bize söz hakkı vermediler bu şura haksız...işte bunlar somut birer haksızlıktır.Bunlari da yazın lütfen

  • Mehmet Said Bayraklılar

    5.09.2026 00:14:10

    Gürsoy Bey, zaten kusurlu beşer olduğumuz için meşverete ihtiyaç duyuyoruz. “Beşerî tercih” demek kararı değersizleştirmek değil, ona yanılmazlık vasfı vermemektir. Meşveret edilir, karar alınır, uygulanır; kişi kendi kanaati çıkmadı diye her gün yeniden tartışma başlatmaz. Bu noktada sizinle ihtilafımız yok. Fakat “neticeler bizim vazifemiz değildir” sözü tevekkül açısından doğrudur; neticelerden ders çıkarmamak anlamına gelirse eksik kalır. Bir kararın sonuçlarına bakıp daha sonraki meşveretlerde tecrübe olarak değerlendirmek de aklın ve meşveretin gereğidir. Benim söylediğim sürekli muhalefet değil; kararın uygulanmasıyla, kararın yanılmaz kabul edilmesi arasındaki farktır. İhlâs, “biz doğru yaptık” demekten ziyade, gerektiğinde “biz de yanılmış olabiliriz” diyebilmeyi de gerektirir. Selametle.

  • Gürsoy

    4.09.2026 21:48:30

    Muhterem kardeşim ihtimallere vücud libasi giydirip farklı anlamalara sebep olmak ve iyilik zannıyla fenalık etmis olabilmek tehlikesine karşı dikkatli olmak lazım diye düşünüyorum.Cunku en önemli vazifemiz şahsi manevinin ruhu olan tesanudu muhafaza etmektir.Malumunuz kararlarımızı mesveret zeminleri haricinde kamuya açık şekilde tartışmaya acmamak kararimiz da var.Hurmet göstermek lazım.Yoksa tabiki de haksızlık etmiş oluruz.

  • Gürsoy

    4.09.2026 12:47:58

    Meşveret bu kadar zor ve karmaşık bir hakikat olmasa gerek.Efendimiz gibi tatbik etmek en hayırlısıdır.Yoksa muhalif fikir sahibi her karardan sonra beşeri tercihdir bu hakikatin yerini tutmaz diye muhasebe yaparsa meşveret hakikati delik deşik olur.Beseri tercih hakikat ayrımı yaparsak meşveret etmememiz gerekir Çünkü hep kusurlu beşer olarak kalacaz.Bizim vazifemiz ilahi emri yerine getirip ibadetin ruhu olan ihlasi elde etmektir.Hayirli sonuçlar çıksin diye alınan kararlardan dogacak sonuçlar bizim vazifemiz degildir.Oraya karismamakta diğer bir vazifemizdir. Yine de siz bilirsiniz selametle kalin

  • Mehmet Said Bayraklılar

    3.09.2026 23:42:18

    Gürsoy Bey, “çoğunluğun tahakkümü” gibi ifadeler bir ihtimali ve tutumu tarif eder; herhangi bir müşaviri “müstebit” ilan etmek anlamına gelmez. Aynı şekilde yazılarımda azınlığın, muhalifin veya ferdin nefsinden doğabilecek hataları da özellikle zikrediyorum. “Ben yanılabilirim” ne kadar esas ise, “biz yanılabiliriz” de o kadar esastır. Haklısınız; tenkidin de yeri, zamanı, dili ve usulü vardır. Fakat bir fikrin kamuya açık biçimde tartışılması, tek başına şahs-ı manevinin hukukuna tecavüz sayılmamalıdır. Somut bir şahıs veya heyete hakaret etmişsem elbette tashih ederim; fakat fikir ve usul tenkidini hakaretle aynı görmüyorum. Hüseyin İlhan Bey’e de güzel temennisi için teşekkür ederim. Bu yazıların maksadı zaten önce kendi nefsimizden başlayarak meşveret, uhuvvet ve hakikat ölçülerini birlikte düşünmeye vesile olmaktır.

  • Gürsoy

    3.09.2026 16:32:35

    Çoğunluğun tahakkümü ifadeniz musavirleri mustebit yapar, somut bir haksızlık. Kuvvet vardı, istikamet yoktu, somut bir haksızlık.Elimize taş sopa alıp kafalarını mi yarmamiz gerekiyor somut bir haksızlık olması için. Meşveretler sorgulanamaz demiyor kimse ama bunun bir yeri ve usulü vardır.yazili görsel medyalarda haksız şura söylemleri ile yapılmaz bu.Tesanudu bozup ihtilafa sebep olmaktır.Sahsi manevinin hukukuna somut bir haksizliktir bu.Musavirlerin hak ve hukuklarinin cignenmesidir somut bir haksızlık bu. hakaret edildi ama vurmadilar somut bir haksızlık yapılmamis mi oldu bana? Nefsin ve BEN'in sessiz imtihanı ve ya azınlığın isyanı gibi yazılarda bekliyoruz sizden.Selametle

  • Hüseyin ilhan

    3.09.2026 11:58:48

    Muhterem kardeşim bir muslumanin içtimai hayat ile ilgili,hizmet-i imaniyeyide doğru ve uhuvvet içinde yapılmasına matuf bu tahkiki,derinlemesine makalelerin kitap haline gelmesini bekliyoruz.

  • Mehmet Said Bayraklılar

    3.09.2026 09:44:42

    Gürsoy Bey, bir yazının hangi niyetle yazıldığını veya kelimelerin arkasında hangi “gizli manaların” bulunduğunu zan üzerinden tayin etmek yerine, metinde söylenenler üzerinden konuşmanın daha adil olacağını düşünüyorum. Eleştiri elbette olur; fakat “maske”, “nedamet et”, “helallik iste” gibi hükümler için somut bir haksızlığın ortaya konulması gerekir. Mahmut Bey’in hatırlattığı Şûrâ 38 ise zaten meşveretin Kur’ânî temelidir. Ancak âyetin meşvereti emretmesi, meşveretle alınan her beşerî kararın ilahî bir isabet kazandığı anlamına gelmez. Meşveret kıymetlidir, karar uygulanır ve neticesinde Allah’tan hayır umulur; fakat insanın ve topluluğun hata ihtimali ortadan kalkmaz. Benim üzerinde durduğum nokta da budur: Meşverete hürmet ile meşveret kararını sorgulanamazlaştırmak aynı şey değildir. Muhasebe, meşveretin düşmanı değil; doğru usulle yapıldığında onun öğrenme ve tashih imkânıdır.

  • Gürsoy

    3.09.2026 00:59:58

    Sayın Bayraklılar kardeşim yazının söylemediği anlam ona yüklenmiş diyorsunuz.Nur talebelerinin hepsi en az sizin kadar ehli tahkiktir.Kuvvet vardı istikamet yoktu, Çoğunluğun tahakkümü, Meşveretin imtihanı ahlaki kararlar gibi yazılarınızda, İhlas, hakikat ve uhuvvet maskesi giydirdiginiz kelimelerinize hangi manaları yüklediğinizi gayet iyi anlıyorlar merak buyurmayin.Nedamet edin yeni bir yazı yazın, hak ve hukuklarini cignediginiz dava arkadaşlarımızdan helallik isteyin.En az sizin kadar Allah'tan korkan hak ve hukuk bilen samimi dava adamlarıdır onlar da.Selametle kalın

  • Mahmut avcı

    2.09.2026 22:37:50

    "Fazla demokrasi iyi değildir" demokrasi doğru bir şekilde icra edildiğinde ekseriyetle iyi neticeler doğurur. Meşveret, hürriyet, toplantı her ne denilirse adına yoksa karar icra edilinceye kadar her kesimden sorgulamalar kişilere ya sabır çektirir, neticesi ise Allah'tan hayrı beklenir. Meşveretin ilahi kutsiyeti budur. "Onların işleri aralarında şûra (istişare/danışma) iledir" şura/38

  • Mehmet Said Bayraklılar

    2.09.2026 21:49:35

    Ahmet Said Bey’in ilk yorumundaki “karar öncesi hür tartışma, uygulamada disiplin, sonrasında objektif öğrenme” çerçevesi yazının maksadıyla büyük ölçüde örtüşüyor. Yazıda kararların uygulanmaması veya uygulama esnasında sürekli tartışılması savunulmuyor; aksine “karar alınır, uygulanır, hürmet görür” deniliyor. İtirazım, karar sonrasında itaati kararın doğruluğuna dair sorgulanamaz bir kabule dönüştürmeyedir. “Biz de yanılabiliriz” demek şahs-ı maneviyi küçültmez; beşer oluşumuzun gereğidir. Vicdanî itiraz ihtimalini kabul etmek de her itirazı meşru saymak değildir; nitekim yazıda nefisten ve şahsî kırgınlıktan doğan muhalefet açıkça eleştiriliyor. Meşveretin gücü, hatasız olduğuna inanmakta değil; kararı birlikte uygulayacak kadar disiplinli, neticelerini dürüstçe değerlendirecek kadar da hakikate açık olabilmektedir.

  • Ahmet Said

    2.09.2026 19:57:08

    İş dünyasında "İtiraz et ama adanarak/uygula” olarak bilinen bir kural vardır. Karar alınana kadar sonuna kadar tartışılır; ancak karar alındıktan sonra, muhalif kalanlar bile alınan kararı kendi kararıymış gibi eksiksiz uygular. Sürekli tartışma eylemi felç eder. Bir topluluğun ilerleyebilmesi için, alınan kararın sahada bağlayıcılığı olması şarttır. Alınan karar hemen ertesi gün veya uygulama esnasında sürekli sorgulanmaz. Ancak karar uygulandıktan belirli bir süre sonra sonuçlar objektif bir şekilde masaya yatırılır. Eğer hata yapılmışsa, bu durum itiraz edenlerin "Ben demiştim" egosunu tatmin etmek için değil, sistemin öğrenme sürecinin bir parçası olarak görülür. Gerektiğinde rotayı değiştirebilme erdemi gösterilmelidir. Özetle meşveret; karar alınana kadar hür bir fikir meydanı, uygulanırken sağlam bir disiplin mekanizması, sonuçlar değerlendirilirken ise objektif bir öğrenme laboratuvarı olmalıdır.

  • Ahmet Said

    2.09.2026 19:52:40

    Bu makale, meşvereti eyleme dönük bir "ortak akıl ve karar alma mercii" olmaktan çıkarıp, sürekli kendini sorgulayan, eylemsiz, entelektüel bir felsefe meclisine dönüştürmeyi teklif etmektedir. İslami ve geleneksel meşveret ahlakında aslolan istişare esnasında hürriyet, karar sonrasında mutlak itaattir. Bu metin, karar sonrasındaki itaati "hakikate perde olmak" ile suçlayarak meşveretin belkemiğini kırmaktadır.

  • Ahmet Said

    2.09.2026 19:52:16

    Elbette hiçbir beşeri meclis hatasız değildir; ancak meşveretin bereketi, alınan kararın mutlak doğruluğunda değil, o karara hep birlikte itaat edilmesindedir. "Kararlarımızı hakikat gibi mi gösteriyoruz?" şüphesi, üyelerin meşveret meclisine duyduğu güveni zehirler ve sürekli bir "acaba yanlış mı yapıyoruz?" vesvesesine kapı aralar.

  • Ahmet Said

    2.09.2026 19:52:06

    "İnsan vicdanından dolayı da itiraz edebilir" denilerek, meşveret kararına uymak istemeyen bireylere son derece kullanışlı, meşru bir mazeret sunulmaktadır. Çoğunluğun veya heyetin kararına uymak nefse ağır geldiğinde, kişi kendi kibrini "vicdani bir itiraz" gibi sunarak gruptan ayrışabilir. Bu durum, uhuvveti (kardeşliği) değil, anarşiyi besler.

  • Ahmet Said

    2.09.2026 19:51:50

    Yazar, meşveret heyetinin ortak iradesini "Biz diliyle geri dönen bir enaniyet" olarak yaftalamaktadır. Oysa meşveretin gayesi tam da budur: "Ben"den vazgeçip "Biz"in (şahs-ı manevinin) havuzunda erimek. Topluluğun ortak kararına duyulan güveni "sorgulanamaz kör bir emniyet" olarak göstermek, meşveret heyetinin manevi otoritesini sarsmaktan başka bir işe yaramaz.

  • Ahmet Said

    2.09.2026 19:51:34

    Makaledeki "Bir karar meşveretle alınmış olabilir; bu, onun hiç muhasebe edilmeyeceği anlamına gelmez" tezi son derece tehlikelidir. Meşveretin kuralı açıktır: Karar alınana kadar herkes fikrini hürce söyler, ancak karar alındıktan sonra (kendi fikrine zıt dahi olsa) kişi o kararı kendi kararıymış gibi savunur ve uygular. Karar sonrası muhasebe kapısını açık bırakmak, meşvereti bitmeyen bir tartışma kulübüne çevirir ve aksiyonu felç eder.

  • Yusuf

    2.09.2026 19:34:32

    Burda meşveret konusunda gayet güzel bir yazı yazılmış. Ülkedeki demokrasi için sınırsız özgürlük ve muhalefet hakkı talep edenler konu meşverete gelince eleştirilemez bir tavır takınıyor. Hayret. O zaman ülkede seçimlerde alınan karar gereği iktidarı hiç eleştirmemek lazım gelir. Bu mantıklı mı sizce? Yazı tam isabet.

  • Yusuf

    2.09.2026 19:31:24

    Beşeri tercih insanların meşveret ederek bir karara varmasıdır. Hakikat ise ilahi olandır. Vahiydir. Sünnettir. Meşveret ile vahiy ve sünnet hatta icma ve kıyas baspas edilemez. Yazar çok haklıdır.

  • Mehmet Said Bayraklılar

    2.09.2026 19:01:35

    Dolayısıyla maksadım meşvereti itibarsızlaştırmak değil; bilakis onu “çoğunluk ne derse artık hakikat odur” anlayışından korumaktır. Çünkü meşveretin itibarı yanılmazlığından değil; ihlâsından, adaletinden, uhuvvetinden, usulünden ve gerektiğinde kendi kararına da hakikat namına bakabilme cesaretinden gelir. Şahsımla ve hangi teklifimin kabul edilip edilmediğiyle ilgili tahminlere ise girmeyi doğru bulmuyorum. Bir fikrin doğruluğu veya yanlışlığı, yazanın şahsına dair zanlarla değil, ortaya koyduğu ölçülerin doğruluğuyla değerlendirilmelidir. Yazının sonunda sorduğum soru da zaten hepimiz için, önce kendi nefsime yönelttiğim bir sorudur: Hakikati mi arıyoruz, yoksa kendi kanaatimizi —ister “ben”, ister “biz” diyerek— hakikatin yerine mi koyuyoruz?

  • Mehmet Said Bayraklılar

    2.09.2026 19:01:19

    Elbette insan, kendi görüşü kabul edilmediğinde nefsini sorgulamalıdır. Yazıda bunun aksi değil, açıkça “Bazen insan kendi fikrine mağlup olur; muhalefet şahsî kırgınlığın dili hâline gelir” denilerek tam da bu tehlikeye dikkat çekiliyor. Fakat adalet, meselenin diğer tarafını da görmeyi gerektirir: Her itirazı nefis, her çoğunluk kararını da hakikatin kesin ölçüsü sayamayız. “Ben yanılabilirim” terbiyesi fert için ne kadar gerekli ise, “biz de yanılabiliriz” terbiyesi topluluk için de o kadar kıymetlidir. Uhud örneği de karar alındıktan sonra disiplinin ve karara sadakatin önemini gösterir; bundan “meşveretle alınan hiçbir karar daha sonra muhasebe edilemez” neticesini çıkarmak ise ayrı bir iddiadır. Kararın uygulanmasıyla tarihî tecrübeden ders çıkarılması birbirini dışlamaz.

  • Mehmet Said Bayraklılar

    2.09.2026 19:01:01

    Yorum yapan bütün okuyuculara teşekkür ederim. Sanırım bazı değerlendirmelerde yazının söylemediği bir anlam ona yüklenmiş. Yazıda meşveret kararlarının uygulanmaması, her yerde alenî muhalefet edilmesi veya insanın kendi fikri kabul edilmeyince “hakikat” adına kararı tanımaması savunulmuyor. Tam tersine açıkça, “Orada karar alınır, uygulanır, hürmet görür” deniliyor. Üzerinde durduğum ayrım şudur: Bir karara uymak başka, o kararı yanılmaz kabul etmek başkadır. Meşveretin bağlayıcılığı ile beşerî kararların hata ihtimali birbirine zıt değildir. Usulüne uygun alınmış bir karar uygulanabilir; fakat zaman içinde neticeleri görülebilir, muhasebe edilebilir ve gerektiğinde yine usulüne uygun biçimde tashih edilebilir. Zaten “kararlar zamanla değişebilir, revize olabilir” denildiğinde de esasen aynı hata ve muhasebe imkânı kabul edilmiş olmaktadır.

  • Gürsoy

    2.09.2026 15:08:08

    İbadet niyetiyle yapılan mesveretlerimizi, birkaç kişinin bir araya gelip karar alması değildir hitabina muhatap kılmak mıdır ahlâkî olan? Ekseriyetle alınan nihai kararlardan sonra nefsin karşına, kardeşlerinin meziyyat ve fikriyatiyla fikren yaşamak ihlâsıni koymaktır ahlâkî olan.Usulune uygun yapılan mesveretlerden sonra alınan kararlara karşı heryerde aleni muhalefet edenlerin imtihanidir bu.Kararlar zamanla değişebilir revize olabilir bunun da usulü bellidir.Heryerde bu kararları tanımıyoruz diye ileri geri konuşmak, delilsiz nefsi süslü kelimelerle perde altında kararları ve bu kararları alanları her türlü ithama muhatap kılmak ahlâkî değildir. Evet bir imtihan var ama Meşveretin değil o imtihan...

  • HASAN

    2.09.2026 14:03:21

    Yazar bu yazıda güzel cümleler altında maalesef meşvereti itibarsızlaştırmıştır. "Orada karar alınır, uygulanır, hürmet görür; fakat hiçbir beşerî tercih hakikatin yerine konulmaz." Demek, ne demektir. Beşeri tercih nedir? Hakikat nedir? Beşeri tercih diyerek küçültülen, hakikat denilerek yüceltilmek istenen nedir?

  • Mustafa Nazlıoğlu

    2.09.2026 13:19:23

    Mükemmel bir yazı elinize emeğinize yüreğinize sağlık sayın Bayraklılar.

  • Yaşar

    2.09.2026 13:00:26

    Meşveretin en büyük imtihanı karar alınırken değil, insanın kendi görüşü kabul edilmediği zaman başlar. İşte orada kim gerçekten meşverete inanıyor, kim sadece kendi fikrinin kabul edilmesini istiyor ortaya çıkar. Bu sebeple meşvereti sorguluyor görüntüsü altında meşveret kararlarını sürekli tartışmaya açmak yerine, önce şu soruya dürüstçe cevap vermek gerekir: “Ben gerçekten meşveretin yanlış olduğunu mu düşünüyorum, yoksa meşverette benim istediğim karar çıkmadığı için mi meşvereti sorguluyorum?”

  • Bülent Bektaş

    2.09.2026 12:55:15

    Demokrasi bakımından da aynı ayrım yapılabilir. Demokrasi yalnızca çoğunluğun karar vermesi değildir. Çoğunluğun yönetme hakkının yanında azınlığın konuşabilmesi, muhalefetin meşruiyeti, eleştiri hakkı, hukuk ve kararların sonradan denetlenebilmesi de demokratik düzenin parçasıdır.

  • Ahmet tan

    2.09.2026 11:29:24

    “Meşveret karar verebilir ama kararın arkasında durmak zorunda değildir” anlayışı, sonunda karar alamayan, aldığı kararı uygulayamayan ve her karar sonrasında yeniden tartışmaya açılan bir topluluk meydana getirir. Üstelik “çoğunluk yanılabilir”, “topluluk da enaniyete kapılabilir” gibi teorik ihtimalleri sürekli öne çıkararak mevcut meşveret kararlarını hedef göstermek de samimi bir muhasebe değil, çoğu zaman alınan kararı kabullenememenin entelektüel kılıfı hâline gelebilir. Elbette yanlış karar varsa deliliyle ortaya konur. Usulde problem varsa açıkça söylenir. Haksızlık varsa itiraz edilir. Fakat bunun yolu, meşveretin itibarını sürekli aşındırmak veya kararları sürekli “acaba hata mı?” noktasında tutmak değildir.

  • Hasan taşkın

    2.09.2026 11:27:48

    Meşvereti anlatıyor gibi görünüp, aslında meşveretin ruhunu zedeleyen bir yaklaşım ortaya koymuşsunuz. Meşveret elbette hatadan ve muhasebeden münezzeh değildir. Fakat meşveret mekanizmasını işletip, usulüne uygun şekilde alınmış bir kararın sonucunu beğenmeyince sürekli “ama bu karar da sorgulanmalı, belki hata yapılmıştır” diyerek tartışmaya açmak, meşveret kültürünü güçlendirmez; bilakis meşvereti işlevsiz hâle getirir. Asıl mesele şudur: Meşverete girmeden önce mi hakikati arıyoruz, yoksa istediğimiz karar çıkmayınca mı “hakikat”, “vicdan”, “muhasebe” ve “itiraz hakkı” kavramlarını öne çıkarıyoruz?

  • Hasan Fehmi

    2.09.2026 10:53:30

    Dikkat ediyorum, Sayın yazarın meşveretle ilgili bir problemi var galiba... Meşveret etmeyi, meşverette karar almayı sürekli bir şekilde eleştiriyor. Acaba diyorum kendi düşünce veya teklifleri meşveretlerde kabul görmediğinden mi meşveret kararlarına böyle eleştirili yazılar yazıyor diye şüpheli düşünüyorum. Ele verir telkini kendi yer salkımı kabilinden olabilir mi ki, yazılarında bazı düturlardan bahsediyor kendince ancak meşveretlerde kendisi bu düsturlara ne kadar uyuyor, çok merak ediyorum. Hz. Peygamberin Uhud savaşı öncesindeki istişareyi, alınan kararı, sahabenin bu kararın yanlış olabileceğine dair Hz. Peygambere gelip kararı tashih etme taleplerine Hz. Peygamberimizin cevabını yazarın bir daha okumasını tavsiye ederim. Bu konu Risale-i Nurda da geçiyor, o bahsi de tekrar okumasını tavsiye ederim. Uhud savaşı öncesindeki karar muhasebe edilmiş mi?

  • Hasan Fehmi

    2.09.2026 10:44:29

    Hz. Peygamberin Uhud savaşı öncesindeki istişareyi, alınan kararı, sahabenin bu kararın yanlış olabileceğine dair Hz. Peygambere gelip kararı tashih etme taleplerine Hz. Peygamberimizin cevabını yazarın bir daha okumasını tavsiye ederim. Bu konu Risale-i Nurda da geçiyor, o bahsi de tekrar okumasını tavsiye ederim. Uhud savaşı öncesindeki karar muhasebe edilmiş mi? Yazı Meşvereti itibarsızlaştırma anlamına gelebilecek bir ihtiva taşıyor. Sanki biraz da cerbeze yapılıyor. Zira yazıyı destekleyecek ne bir ayet, ne bir hadis, ne İslam tarihinden bir hadise, ne Risale-i Nur'dan bir cümle geçmemekte, sadece kendi içinde çelişen cümlelerle yazarın düşüncelerini içermektedir. Bence yazar meşvereti itibarsızlaştırma anlamına gelebilen bu yazısını tashih etmeli, zira meşveret edenlerin hukukuna tecavüz etmiş olur diye düşünüyorum.

  • Enes

    2.09.2026 10:25:40

    Ben ve biz şeklinde dikkat çekilen nüans çok önemli. Meşveret sanki yanılmaz gibi bir hava oluşmamalı. Meşveretin kararları da sorgulanabilmeli.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı