"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Büyük Mehdî (Mehdî-i Âl-i Resûl) (1)

Abdülbakî ÇİMİÇ
17 Haziran 2019, Pazartesi
E-mail adresimize gelen bir mesaj ve sorular: “Risalelere çok yakın ve çok uzak olmayan birisi olarak açık ve net olarak soruyorum: “Hadîslerdeki Mehdî konusunun aslı nedir? Nasıl anlamalıyız? Ya da kaç tür Mehdî vardır?“

Bizler de hem bu suallere, hem de genel beklentilere cevap olabilecek şekilde meseleyi incelemeye ve birkaç yazı ile paylaşmaya çalışacağın inşâallah. Öncelikle şunu açıkça ifade edelim. Büyük Mehdî’nin, âhirzamanın en büyük fesadı zamanında gelmesi adetullah ve ilcaat-ı zaman gereği lüzumludur. Bizim de vuzuha kavuşturmaya çalıştığımız mes'ele, âhirzamanda gelecek olan Büyük Mehdî'nin hizmeti, vazîfesi, durumu ve ahvâlidir. Ahirzamanda gelmesi beklenilen “Büyük Mehdî’nin siyaset, diyanet, saltanat, cihad”1 gibi çok dairelerde vazifeleri vardır. Her asırda, meyusiyete düşen insanların "kuvve-i mâneviyelerini teyid" edecek, Al-i Beytten "bir nevi mehdî" hükmünde zatlar çıkmış. Ancak bunlar âhirzamanda gelecek ve müceddid-i âhirzaman olan Muhammed Mehdî ünvanına sahip Büyük Mehdî vasfını taşıyamamıştır. Şu da bir hakîkattir ki, asırlardır muntazır kalınan ve bin senedir ehl-i îmânın beklediği Büyük Mehdî konusunun Risale-i Nur'da hakkıyla izah edilip netleştirildiğini görüyoruz. Bediüzzaman’ın ısrarla nazarları Risâle-i Nur’a çevirmesinin altında yatan saik de budur. Çünkü şu dehşetli asırda, Risâle-i Nur; bir vâris-i Peygamberîdir, bir dellâl-ı Kur'ân'dır, bir hâdim-i îmândır. Bir vekîl-i Nebiyy-i Zî-şândır. Büyük Mehdî’yi arayanlar Risâle-i Nur satırları içinde mestur vaziyette onu sırr-ı ihlâs ve şahs-ı mânevî ruhu ile bulurlar.

Daha da net ifadesiyle “Güneş harâretiyle, ziyasıyla, elvân-ı seb'asıyla güneştir. Biz bu güneşi gördük, gündüze erdik. Geçmiş asırlardaki müceddidler de bu en mühim vazîfe ile müstahdem olmakla berâber, onlar îmânın ve mârifetin neticelerinden, meyvelerinden ve feyizlerinden bahsederek îmânı kuvvetlendirmeye uğraşmışlardı. Fakat onların zamanında îmânın esâsâtına ve köklerine hücum yoktu. Ve erkân-ı îmâniye sarsılmıyordu. Şimdi ise îmânın köklerine ve erkânına şiddetli ve cemâatli bir surette taarruz var. Bu küllî tahribatı Kur'ân-ı Mucizü'l-Beyân'ın mucîze-i mânevîyesinden tereşşuh eden Risâle-i Nur tamamıyla önlediğinden ve hakâik-ı imâniyenin esaslarını kalblere yerleştirdiğinden, o beklenilen zâtın (Büyük Mehdî’nin) o mühim vazifesinin yapılmış olduğunu körler bile görmektedirler. O intizar edilen Zâtın nâşir-i efkârı Risâle-i Nur olacak.”2 ve olmuştur.

Her asır, Mehdî mânâsına ümmetin fıtrî bir ihtiyacına binâen beklemişler. Ve bir kaç vecihde rivayetlerin delaletiyle bir kaç mehdî, belki her asırda bir nevi mehdî Sâdât-ı Ehl-i Beyt'ten geleceği ümmetçe kabul edilmiştir. Âhirzamanda Hazret-i Mehdî (Büyük Mehdî) geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dair müteaddit rivâyât-ı sahiha vardır. Ayrıca âhirzamandaki Büyük Mehdî’den evvel çok Mehdîler gelmiş geçmiş diye Risâle-i Nur isbat etmiş. Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi mehdî ve müceddid geliyor ve gelmiş. Fakat herbiri üç vazifeden(îmân-hayat-şeriat) birisini bir cihette yapması itibarıyla, âhirzamanın Büyük Mehdîsi ünvanını almamışlar. Böylece büyük Mehdînin vasıfları sabık Mehdîlere işaret eden rivayetlerle mutabık çıkmamasından o hadisler müteşabihattan ibarettir.

Mehdî ile ilgili müteaddit rivâyât-ı sahihanın muhtelif olması ve rivayetlerin karıştırılmasının sırrı ise şöyle ifade edilmiş: “Hem büyük Mehdînin vasıfları sabık Mehdîlere işaret eden rivayetlerle mutabık çıkmamasından o hadisler müteşabih hükmüne geçmiş olmasından ibarettir.”3 Bundan dolayı Büyük Mehdî’nin halleri sâbık mehdîlere işaret eden rivayetlere mutabık çıkmıyor. Bu noktanın hikmetleri Mektubat’ta şöyle izah edilmiştir:

Hz. Peygamberimiz'in (asm) geleceğe bakan haberleri, muayyen bir zamana ve cüz'î bir tek hâdiseye bakıyor değiller: “Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın istikbalden haber verdiği bazı hâdiseler, cüz’î birer hâdise değil, belki tekerrür eden birer hâdise-i külliyeyi, cüz’î bir surette haber verir. Halbuki o hâdisenin müteaddit vecihleri var. Her defa bir vechini beyan eder. Sonra râvi-i hadîs o vecihleri birleştirir. Hilâf-ı vaki gibi görünür. Meselâ, Hazret-i Mehdîye dair muhtelif rivayetler var. Tafsilât ve tasvirat başka başkadır. Halbuki, Yirmi Dördüncü Sözün bir dalında ispat edildiği gibi, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vahye istinaden, herbir asırda kuvve-i mâneviye-i ehl-i îmânı muhafaza etmek için, hem dehşetli hâdiselerde ye’se düşmemek için, hem âlem-i İslâmiyetin bir silsile-i nuraniyesi olan Âl-i Beytine ehl-i îmânı mânevî raptetmek için Mehdîyi haber vermiş. Âhirzamanda gelen Mehdî(Büyük Mehdî) gibi herbir asır, Âl-i Beytten bir nevi mehdî, belki mehdîler bulmuş. Hattâ, Âl-i Beytten mâdud olan Abbasiye hulefasından, Büyük Mehdî’nin çok evsâfına câmi bir mehdî bulmuş. İşte, Büyük Mehdî’den evvel gelen emsalleri, nümuneleri olan hulefa-i Mehdîyyîn ve aktâb-ı Mehdîyyîn evsafları, asıl Mehdî’nin(Büyük Mehdî’nin) evsâfına karışmış ve ondan rivayetler ihtilâfa düşmüş.”4 Görüldüğü üzere her asırda gelen mehdîler ile ahirzamanda geleceği haber verilen Büyük Mehdî’nin iltibas edilmesinin sebepleri burada çok net bir şekilde izah edilmiş.

Dipnotlar:

1- Şuâlar, s. 932.

2- Fihrist Risalesi,2011, s.246, Envar Neş. 

3- Fihrist Risalesi,2011, s.195, Envar Neş.

4- Mektubat, s.165.

Okunma Sayısı: 2860
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı