"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Şöhret girdabı ve ihlâs eşiği

Abdurrahman TAN
05 Temmuz 2026, Pazar
Şöhret; dilimize Arapça ş-h-r kökünden gelen ve "açığa çıkma, belirgin olma, yayılma" anlamı taşıyan şuhret sözcüğünden geçmiştir. Kelime anlamı itibarıyla şöhret; gizliliğin zıddı, göz önünde olmak ve yayılmak demektir. Bu noktada, "Bizler bu ünvanı taşımalı mıyız; bu ünvanı taşımanın sorumluluğu nedir?" gibi soruları kendimize sorup, üzerinde ciddî bir şekilde düşünmemiz gerekir. Şöhret, kazanıldığında nelerin kazanılıp nelerin kaybedileceğinin iyi tartılması gereken muhataralı (tehlikeli) bir hususiyet olduğu gibi, yapılan hayırlı hizmetleri bir anda yok edebilecek yıkıcı bir potansiyele de sahiptir.

“Sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi gerektiği” kuralı güzel ahlâkın esasıyken; samimiyeti ve yapılan hayırlı hizmetlerin sırf Allah rızası için eda edilmesini emreden “ihlâs” düsturu önümüzde dururken, bilerek ya da bilmeyerek şöhret kapısını aralamaya çalışmak son derece tehlikeli bir duruştur.

Bediüzzaman Hazretleri Muhakemat adlı eserinde, “Şöhret, insanın malı olmayanı da insana mal eder” düsturunu zikrederken, bunun beşerî bir zaaf olduğuna dikkat çeker. Devamında ise bir toplumun ortak emeğini, fikirlerin neticelerini (netaic-i efkâr), davranışların güzelliklerini (mehasin-i etvar) ve kültürel birikimlerini baskıcı bir yaklaşımla tek bir kişiye mal edip o kişiyi yapay şekilde kahramanlaştırma eğilimini eleştiren, derin bir sosyolojik ve psikolojik tespitte bulunur.

İnsanoğlunun genel bir karakteristiğidir: Ortada çok değerli, orijinal, nadide veya kıymetli bir eser, fikir ya da başarı varsa; bu başarıyı daha soylu, görkemli ve meşru göstermek ister. Bu sebeple toplum, o kıymetli unsuru zaten o alandaki başarısıyla meşhur olmuş, adı öne çıkmış bir kişiye aitmiş gibi sunma eğilimi gösterir. Bu sunumun arkasında ise genellikle belirli çıkarlar yatar: Ya o fikrin toplumda hemen kabul görmesi (revaç bulması) ve yalanlanmaması (tekzip olunmaması) amaçlanır, Ya da o şahsı veya lideri körü körüne yücelterek mevcut mevkileri korumak ve menfaatlerin elden gitmesini engellemek gibi art niyetler taşınır.

İşte can alıcı nokta burasıdır: Bir milletin ortak düşüncelerinin ürünü olan fikirleri veya o toplumun tarih boyunca geliştirdiği güzel ahlâkı, baskıcı ve zalimce bir mantıkla tek bir şahsa indirgemek, aslında o değerlerin içini boşaltmaktır. Tam bir "şöhret-i kâzibe" örneği sergileyerek, "Bütün bunları o yaptı, o düşündü, onun sayesinde varız" derler. Oysa o övülen şahsın hakikî büyüklüğü ve ahlâkı şunu gerektirir: Kendisine haksızca atfedilen bu "istibdat hediyesini" yani milletin ortak malı olan başarıyı tek başına sahiplenmeyi elinin tersiyle itmeli ve reddetmelidir.

Dünyevî işlerle iştigal edenlerin kendi dünyalarında “şöhret” girdabına kapılmaları bir dereceye kadar tabiî karşılanabilir; ancak iman ve Kur’ân hizmetini deruhte eden ve halk arasında bu ulvî vasıfla bilinen kişilerin azamî derecede dikkat etmesi gerekir.

Hizmet-i imaniyede bulunanların şöhret girdabına ve şaşaasına kapılmaması, aksine var gücüyle bundan uzaklaşması icap eder. Aksi takdirde, ahiret hayatı için en temel dayanak ve iksir olan ihlas düsturu elden gideceği gibi, temsil edilen mukaddes davaya da hıyanet edilmiş olacak ve bu cürmün neticesinde dehşetli bir hıyanet cezası celbedilecektir.

Dipnot:

1- Muhakemat, s. 36.

Okunma Sayısı: 165
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı