Evlâdın, Cenab-ı Hakk’ın insanlara bahşettiği en büyük ikramlardan biri olduğu herkesin malumudur.
Ancak bu lütuf, aynı zamanda ahirette çetin bir hesaba konu olacak; neticesinde ya ebedî saadete ya da şekâvete kapı aralayacak bir imtihan vesilesidir. Bu sebeple anne ve babalar; “Bize lütfedilen bu emaneti nasıl karşılamalıyız, onu nasıl muhafaza etmeliyiz ve mülk sahibine karşı vazifelerimiz nelerdir?” sorularını zihinlerine ve kalplerine sormalı; büyük hesap günü gelip çatmadan evvel kendilerini hesaba çekmelidir.
Cenab-ı Hak, “Mal ve çocuklarınızın sizin için birer imtihan olduğunu ve büyük mükâfatın Allah katında bulunduğunu bilin.” (Enfâl Suresi: 28.) ayetiyle bizleri açıkça ikaz etmektedir. Yaratıcımızın biz ebeveynleri önceden uyarması, şüphesiz sığınılacak büyük bir lütuftur. Zira bu uyarıyı görmezden gelmek ve emanete hıyanet ederek görevleri ihmal etmek, insanı ebedî bir hüsrana sürükler. Öyleyse anne-babalar olarak bizlere düşen; bu ikaza samimiyetle uymak, sorumluluklarımızın bilincinde olmak ve üzerimize düşen vazifeleri hakkıyla yerine getirmektir.
Hadis-i şerifte buyrulan, “Çocuğa güzel bir isim vermek, güzel bir ahlâk kazandırmak ve onu iyi bir eğitimle yetiştirmek” vazifelerinin asıl gayesi nedir? Nebevî mesaj bize neyi emretmektedir, bizler neyi anlamaktayız? Evlâda güzel isim koymaktan maksat; o isim her telaffuz edildiğinde çocuğun gönül dünyasında ve çevresinde uyandıracağı manevî tesirdir. Bizlerin evlâtlarımıza Kur’ân ahlâkını aktarmamız gerekirken, bugün anne-babaların çocuklarından dert yanmasını neye yormalıyız? Adil, hakkaniyetli, dürüst, yardımsever, merhametli, saygılı ve sevgi dolu nesiller büyütmekle mükellefken, şayet çocuklar insanlığa ve çevreye zarar verecek noktaya gelmişse, ebeveynlerin kendilerini sarsıcı bir öz eleştiriye tabi tutması gerekir. Zira kurtuluşun, nesillerimizi Peygamber Efendimizin (asm) eşsiz ahlâkıyla ilmek ilmek işlemekten geçtiği gün gibi ortadadır. Hadis-i şeriflerin işaret ettiği ideal eğitim; yalnızca dünyevî başarıya odaklanan bir model değildir. Gerçek eğitim; dünyevî ilimlerin yanında evlâdımızın maneviyatını güçlendiren, kalbine Allah sevgisini ve muhabbetini nakşeden, ona her daim Yaratıcı’sını hatırlatan bütüncül bir yaklaşım olmalıdır. Nitekim Üstad Hazretleri bu muazzam dengeyi şu sözlerle özetlemektedir: “Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder... Ayrıldıkları vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile ve şüphe tevellüd eder.”1
Üstad Hazretlerinin Barla Lâhikası’nda, “Bedreddin’in validesine dua ediyorum. Elbette Bedreddin’in hüsn-ü terbiyesinde en mühim hisse onundur. Çünkü onun en birinci üstadı odur.”2 buyurması bir ebeveyn için paha biçilmez bir iftihar vesilesidir. Bu sebeple, Bedreddin misali evlâtlar yetiştirirken, onların gelecekte amel defterimize bırakacakları olumlu ya da olumsuz tesirleri çok iyi hesap etmek gerekir.
Yazıyı şu dua ile bitirelim: Onlar, “Ey Rabbimiz!” derler, bize mutluluk getirecek eşler ve çocuklar bahşet; bizi takva sahiplerine öncü yap.” (Furkan Suresi, 74.)
Dipnotlar:
1- ESDE, s. 216.
2- Barla Lâhikası, s. 377.