"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

15-20 Temmuz meselesinde biz ve siz - 2

Ahmet BATTAL
30 Ekim 2019, Çarşamba
Cumartesi günü yayınlanan “Şehidiniz kalem kırdı” başlıklı yazımız hayli tebrik ve değerlendirme yanında bazı eleştiriler de aldı.

Bir takipçimiz o yazıdaki bazı cümlelerden dolayı –bizce yanlış anlayarak ve her halde iyi niyetle- şu eleştirili soruyu sormuş: “Yaşadıklarımız, itiraflar ve görüntülü delillere rağmen doğrularla yanlışları karıştırıp anlatmak masumlara saygısızlıktır. Yazınızda FETÖ’nün devlete başkaldıran silâhlı bir örgüt olduğunun ‘bir iddia’ olduğu ifadesi geçiyor. Gerçekten hâlâ bir iddia olduğu kanaatinde misiniz?”

Yazımızdaki cümle şuydu: 

“Bildiğiniz üzere, devlet tarafından ‘FETÖ’ adı verilen örgütün -meselâ PKK gibi- kendi silâhı yok. Silâhlı örgüt niteliği, ruhsatla ve kanun gereği ‘devletin silâhı’na sahip olanların bu silâhlarla devlete başkaldırdığı iddiasına dayalı.”

Önce şunu tekrar söyleyelim: Doğrudan ve içeriden bilgi sahibi değiliz. Zira;

- Bizler “istihbarat gazeteciliği” yapmıyoruz. Devletin derinlerinden uzağız ve uzak kalmaya özellikle çalışıyoruz. Hayatı okumak ve anlamak için açık kaynaklar ve prensiplerimiz bize yeter. 

- Arşivini tutmuyoruz zira 15 Temmuzun “kitabını yazmayı” planlıyor değiliz. (İleride tayyar birileri onu da yapar ve bu işin ekmeğini de yer. Yesin!)

- Darbe planlayıcısı olduğu iddia edilen herhangi bir ya da birkaç sanığın avukatlığını da üstlenmiş değiliz. 

Dolayısıyla hem o gece ile ilgili ve hem de sonrasında yaşananlarla ilgili “arka plan” bilgilerine sahip değiliz. 

Bu eksik bilgilerle, bilhassa “bir numaralı sanık” hakkında hüküm vermemiz doğru olmaz. Ve üstelik hüküm vermemiz de gerekmiyor. 

Hükmü hâkimler verecek. İşleri zor. Zira sis pus açılmadı. Zira “sadece dosyaya” bakmalarına izin verilmiyor! Biz onlar için sadece “Allah sizi hakikî ve tam adalete muvaffak etsin” diye samimî duâ ediyoruz. 

Asıl hükmü ise kader verecek ve ona da elbet inanıyoruz. 

Olanlar hakkında sizin olmayabilir, ama bizim şüphelerimiz var Zira; 

Türkiye’de dindarların çok azının “gerçek demokrat” yani “gerçekten darbe karşıtı” olduğunu iyi biliyoruz. “Siyasal İslâmcılar”ın da “Bürokratik İslâmcılar”ın da “iktidara gelelim de nasıl gelirsek gelelim” ya da “iktidarda kalalım da nasıl kalırsak kalalım” anlayışında olduğunu ve amaca ulaştıran yollar hususunda Makyavelli’nin mezarını hasedinden çatlattığını biliyoruz. 

Bu yönden bakıldığında şunu görmeyenler sağırdır: 

12 Eylül’e de, 28 Şubat’a da övgüler dizmiş olan istihbarat ve gizli ilişkiler meraklısı Gülen’in de, Erbakan ve avanesinin de, demokratlık hususunda sabıkalı olduğunu en erken ve en net şekilde söyleyen ve söylediği için diğer dindarlarca neredeyse aforoz edilen biri varsa o da Yeni Asya’dır. 

Biz “altı, ortası, üstü” ayrımını sağlıklı bulmuyoruz. Biz, eğitimcilik, sivil toplumculuk yayıncılık gibi faaliyetleriyle kendisini “cemaat” olarak tanıtan ve masumlarla dolu olan yapının içine yerleşmiş ya da yerleştirilmiş olan ve “sızma zeytinyağlı mahrem imamlar” eliyle ve “siyasetçiyle aşnacının” fişneci eliyle gelip giden gizli talimatlarla yürütülen işlere hep şüpheyle baktık. 

Bu konuda hem devleti ve hem de “samimî cemaat”i ikaz da ettik. İnanmayanlar “ETÖ dâvâları”ndaki yayınlarımıza ya da “cemaat ve siyaset ilişkileri”ne dair yazılarımıza baksın yeter. 

Ama 15 Temmuz ve yargılamaları hususunda şüphelerimiz var. Zira basın hür değil. Yargılamalarda usûl kurallarına uyulmuyor. Bu kadarını, her halde, bizi eleştirmeye kalkanlar da biliyordur!

Şimdi o dosta biz soralım: 

(Yanlış anlaşılmasın bizim fikrimiz belli ve yukarıda. Ama şu da var:) Herhangi bir suça bulaşmış olmayan, herhangi bir cemaate ya da örgüte mensup olmayan, hatta dindar da olmayan, ama “15 Temmuz, AKP iktidarının içinden görünen birilerinin önce cemaati ve sonra AK Partiyi bitirmek için planladığı bir tiyatroydu” diyen kişileri, bu “sizce yanlış fikir”leri sebebiyle neyle suçlayabilirsiniz? 

“Filanca siyasetçinin siyasetini sevemedim bir türlü” diyene “sev kardeşim” türküsünü 7/24 cebren ve hükmen dinletme hakkınız var mı?

İyi niyetle ve öğrenip düzeltmek için soruyoruz: Biz o yazımızdaki hangi cümlemizde “doğrularla yanlışları” karıştırdık? 

Darbe ile ilişkisi olmayan geniş kitlelere, güvenlik bürokrasisi eliyle ve 20 Temmuz KHK furyası ile nahak yere terörist damgası yapıştırıldığını siz red mi ediyorsunuz? 

Eğer cevabınız red ise, var ya, o tekbiricik şehit Zekeriya Altınok, sizin kaleminizi de kırar Mehmet İnal Hoca, kırar! 

Sakalınıza ben baktım, siz de kalbinize bakın, bari ahiretinizi koruyun…

Okunma Sayısı: 3495
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Oğuz Yiğiter

    30.10.2019 14:17:57

    İşte bu...

  • Abdullah Tunç

    30.10.2019 11:24:22

    Harika bir yazı. Siyasi ve içtima-i ha yatı doğru okuyan,doğru anlayan ve doğru anlatan bir yazı.Burada doğru lar ile yanlışlar birbirinden ayrılmış. "Türkiye'de dindarların çok azının" ile başlayan paragraf harika olmuş.Siya sal islamcılar ile brokratik islamcıların temel anlayışları,bakış açıları,hizmet tarzları net olarak ifade edilmiş.Aynen yazdığınız gibidirler." Yanlış anlaşılma sın ile başlayan paragraf ta tam ger çekleri aksettiriyor. Bunlar feraset ve dirayetle ortaya konmuş tespitlerdir. Kusaca yazının tamamı serape doğru larla doludur.İfrat ile tefritten uzak müstakim bir makaledir. Üstadımızın siyasi ve içtima-i alemlerdeki yazıları nın bir cilvesini taşıyor kanaatındayım .Tebrikler sevgili hocam.Sizleri can-ı gönülden alkışlıyorum.

  • sami

    30.10.2019 08:05:23

    Siyaset ve idare tecrübesi de olan Prof. Dinçer’den sadece bir örnek aktaracağım: “Geleneksel dönemlerde insan birey olarak değil, bir aileye, bir aşirete, bir ülkeye veya dine mensup olarak vardır. Sahip olduğu değer bu aidiyeti içinde değer kazanır. Geleneksel devlet yapısı içinde insan ‘eşref-i mahlukat’ olarak tanımlansa da birey olarak haklara sahip değildir… Modern devlette ise her bir birey kanun karşısında eşittir…” Tarihteki hiçbir hukuk sisteminde ve fıkıhta bu yoktur. Çağımızda bütün hürriyetler gibi din ve vicdan hürriyeti de siyasetin demokratik görevidir. Bu gelişme sebebiyledir ki, modern anayasal devletin özü “birey hak ve hürriyetleri”dir. Bunu başaran toplumlar güçlü ve refahlıdır. Müslümanlar için de başka çıkış yolu yoktur; olmadığı dört asırdır görülüyor zaten. Taha Akyol

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı