Merhum ve mağfur Bekir Berk’in her vefat yıldönümünde olduğu gibi bu vefat yıldönümünde de Yeni Asya’nın manşetten haber yapıp dua talep etmesi bazı “gazete kılıklı” operasyon aparatlarını üzmüş.
Her saçmalamaya elbette cevap verilmez. Ama bazıları var ki genel bir cevabı ve tokadı hak eder. Ta ki “köpeksiz köy bulduk …” sanmasınlar.
Öncelikle, vefat etmiş bütün ehl-i imanın rahmete gitmesi için dua etmek, dinimizin de insaniyetimizin de gereğidir. Vefat eden ulularımızın aleyhinde konuşmak ya da yazmak veya unutmak ve ademe mahkum etmek ise ancak bu aparatların oyununa gelenlerin yapabileceği bir densizliktir.
Yeni Asya’nın, mazisinde Nurlara büyük hizmetler etmiş bütün hizmet erbabına dua edip ettirmesi ve onları hayırla yad etmesi de bir kadirşinaslıktır.
Mazlumların Avukatı unvanı ile şöhret bulmuş Merhum Bekir Berk’e gelince. Onun hizmetlerini ve kahramanlıklarını anlatmak bizim gibi bir acizin haddi değil. Zaten hakkında yazılmış çok sayıda kitap ve onlarca araştırma makalesi ile kendisinin kaleme aldığı ve Yeni Asya Neşriyattan çıkmış olan “Zafer Bizimdir”, “Türkiye’de Nurculuk Davası” ve “İthamları Reddediyorum” adlı kitapları da gösteriyor ki o bir kahramandır.
Ancak kendisiyle ilgili bazı cümleleri tekrar edebiliriz (Muhammed Nur Sungur yazıyor):
“Hayatı hep mücadeleyle geçen bu aziz insan, tâ İstanbul Hukuk Fakültesi’nde talebeliğinden itibaren temayüz etmeye başlamış, Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyeti Başkanlığı, MTTB Komünizmle Mücadele Komisyonu, Türk Kültür Ocağı, Milliyetçiler Deneği İstanbul Şube Başkanlığı gibi o dönemde birçok sosyal faaliyetlerde bulunmuş, bilahere Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ve Nur Talebelerinin davalarını üstlenmiştir.”
“Kendisi hayat safahatından yer yer bahsederken şöyle derdi: Ben eskiden beri milliyetçi damarı kabarık biriydim. Tan Matbaası basıldığında milliyetçi gençlerle beraberdik. Sonraki yıllarda solcuların aldattığı Mareşal Fevzi Çakmak’ı bir konuşma ile uyardım! ‘Komünizme Karşı Mücadele’ dergisi çıkardım. Osmanlı padişahlarına ve bilhassa Fatih, Yavuz ve Kanunî’ye hayrandım. Bu sevgi ve hayranlığım Risaleleri ve Nur Talebelerini tanıdıktan sonra daha da katlandı.” Yazının linki:
https://www.yeniasya.com.tr/muhammed-nur-sungur/hakki-haykiran-hakperest-bekir-berk_565402
Şu cümleler de kendisinin 12 Mart 1971 Muhtırasından sonra açılan davada yaptığı savunmadan bir kesit:
“Muhterem Başkan, muhterem hâkimler! 14 yıl evvel girdiğim Risale-i Nur’la ilgili bir davanın müdafaasında ceza talebine karşı müdafaama şu cümle ile başlamıştım: ‘Bu dava, başlangıçta iddia edildiği gibi dinin istismarı davası değildir. Aynı zamanda bu dava, karşımızda maznun sandalyesinde oturan bu on kişinin davası da değildir. Hadd–i zatında onların şahsında bir iman boğulmak istenmekte, bir kitaba karşı savaş açılmış bulunmaktadır. Bu savaş iki zihniyetin mücadelesi, bu şahıslar onun vesilesi, bu salon o muharebenin meydanıdır. Ve bu savaşın silâhı kılıç değil, kalemdir. Hedefi beden değil, vicdandır.”
Özetle, bize düşen, kötü niyeti açıkça belli olan kanalizasyon kılıklı kanallara ve mecralara aldırmadan, maziye hürmete, duaya ve istikbale hizmete devam...