"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hukuk devletlerini yıkma teşebbüsü

Ahmet BATTAL
14 Temmuz 2026, Salı
Fıkrayı bilirsiniz.

Padişah patlıcanla yeni tanışmış. Yediği patlıcanlı yemekleri çok çok beğenmiş. O beğendikçe dalkavuk da patlıcanı övüp durmuş. Bir gün her ne olduysa acı patlıcan denk gelmiş ve yemeğin tadını kaçırmış. Padişah hışmından sofrayı devirmiş. Dalkavuk da başlamış patlıcanın aleyhine konuşmaya. Bunun üzerine padişah sormuş: “Hani sen değil miydin günlerdir bu patlıcanı öve öve göklere çıkaran. Ne oldu da yerden yere vuruyorsun?” Cevap hazır: “Efendim ben patlıcanın dalkavuğu değilim ki sizin dalkavuğunuzum!”

Bu hikâyeyi neden anlattık?

Bir hafta boyunca NATO/OTAN aynasında zavallı Türkiye halkı gerçekleri değil kendisini ve kendi zavallı gerçekliğini gördü. Çünkü Türkiye’ye dönük Türkçe haber yayınları gerçek bir magazin yayınıydı ya da gerçek bir iktidar reklamı idi. 

Her tüpe girip her dala/kanala konan ve daha düne kadar sırf Erdoğan eleştirdiği için “NATO dağılıyor” teranelerine sarılan gazeteci kılıklı fareler bir hafta boyunca abartılı NATO övgüleriyle kanalizasyonlarda arz-ı endam ettiler. Böylece geçen aylardaki ve yıllardaki haksız ve anlamsız NATO düşmanlıklarını gizlemeye ve silmeye çalıştılar. 

“İHA’mız/SİHA’mız var, Erdoğan’ımız var, o yüzden İsrail bize saldıramıyor”ların doğru olmadığını, doğrusunun NATO üyeliği kalkanı olduğunu, onun da mazisinin Erdoğan’ın doğumundan önceye denk geldiğini, hatta Erdoğan’ın bir ara neredeyse Türkiye’yi bu Assambleden çıkarayazdığını ama şükür ki çıkaramadığını vs. söyleyemezlerdi elbette. Söylemediler zaten. 

Ne de olsa onlar patlıcanın dalkavuğu durumundalar. Kırağı çalmış acı patlıcan yiyesiceler. 

İyi de hiç mi hakikati söyleyen kalmadı. 

Evet, maalesef tarla taş doldu. Ürün bereketsiz. 

Basın hürriyetini ve halkın haber alma hakkını bu şekilde yerle bir eden de zaten yirmi beş yıllık bu iktidar. 

Ama bazı gerçekler sessiz söylenir ve Fizan’dan duyulur. Biri de şu:

Birileri Türkiye’nin silah sanayiindeki başarısını(!) el aleme göstermek ve ortaklarımıza da duyurmak için bir proje tasarlamış. Zirveye katılan devlet görevlileri için, üstlerine adları kazınmış biçimde özel tabanca imal etmiş ve mermileriyle birlikte paket yapıp hediye etmiş.

Cebe ya da çantaya mermi bırakmanın anlamı meşhur iken bunu böyle yapanların maksadı ne olabilir bilinmez. 

Herhalde “Biz de yerli ve milli tabanca yapabiliyoruz hem de üstüne isim de yazabiliyoruz” demek değildir. Zira onu Karadeniz’deki dedemin dedesi de yapayidi. Neyse. 

Ama tabancayı alanların bazıları sormuş: Bunun ruhsatı nerede? Buralarda bu işler öyle ruhsatsız olup bitiyor mu? Bu işin bir envanter boyutu yok mu? 

Başka bazıları ise gittiği yerde ruhsat çıkaramayacağı için tabancayı götürmemiş. İade etmiş. (Artık o iade edilen tabancalar nerededir, kimin belindedir kim bilir). 

Ne mesaj verdiklerine gelince. 

Onlar demiş oldular ki “Bizim devletimiz bir hukuk devleti. Biz devletimizi temsil ediyoruz. Siviliz. Askerimiz var ama bizim silahla işimiz olmaz. Bizde silah ciddi iştir. Ortalıkta gezmez.”

Şimdi biz bunları yazınca; “Efendim bu NATO toplantısı zaten bir silahlı gücün toplantısı, böyle bir toplantıya gelenlere hediye olarak tabanca değil de gül mü verecektik” diyenler olabilir ama onlar da bizi madara eden bu çerçeveli tablodan sonra hediyelik kına işini düşünsünler.

Okunma Sayısı: 252
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı