Türkiye en büyük krizlerinden birini yaşadı ve yaşıyor. Bazı lağımlar, kanalizasyonlar ve şişirilen karizmalardan oluşan kirli havayla dolu balonlar patladı.
Artık herkesin gördüğü “çıplak kral” hakkındaki notlarımızı paylaşalım:
1. AKP’liler insan içine çıkamaz haldeler. Olan biteni savunabilecek ya da “Olayın sebebini devlet ve iktidar dışında aramak gerekir, aradık ve bulduk, işte bu!” diyecek tek bir akıllı yok.
İktidara yakın herkes Erdoğan’ı temiz tutmanın peşinde ama yazılıp söylenenler sırıtıyor. Adeta “ortada kuyu mu var...” dedirtiyor.
Bazı saray dalkavuğu Erdoğansever amigolar, işin içindekilere “Reise ayıp ettiniz” diyerek kızıyor. Tek adamcılığın zirvesindeler.
Zira onlara göre Erdoğan’ın beladan korunması halinde diğer kaza-bela halleri önemli sayılmayacak.
Bu sebeple de birazcık makul diğer bazı AKP’liler, o bazılarına, haklı olarak, “Neden sadece Erdoğan’ı koruyormuş gibi yapıyorsunuz? Asıl korumamız gereken millet, yatırımcılar ve piyasa değil midir?” diye soruyor.
2. Olayın sembol ismi Fatma Betül Sayan Kaya’nın ve diğerlerinin “imtiyazlı şüpheli” ve “imtiyazlı sanık” muamelesi göreceği belliydi. Öyle de oldu.
Hatta öyle ki artık biliniyor ki, -AKP iktidarda kaldığı sürece olmaz ama- mahkûm olurlarsa onlar “imtiyazlı mahkûm” muamelesi dahi görecek.
3. Onların lekelenmeme hakkı sayesinde herkes böyle bir hakkın var olduğunu öğrendi.
Ama bu hakkın sadece “hak sahiplerine verilen” bir hak olduğunu ve muhaliflerin asla böyle bir hakkının olmadığını ve olamayacağını da.
4. AKP bürokratlarının paçaları tutuştu. Ama fazla zayiat beklemiyorlar zira paçadan yukarısı –her nedense(!)- ıslak ve “büyüğümüz istemez, yangın büyümez, büyüse de büyütülmez” diye umuyorlar.
5. MHP’liler pusuya yattı ve bekliyor. Zira bu kriz AKP’yi zayıflatıyor ama seçimlerde “yürütme bizde değil” diyerek kenara çekilmeye hazır duran MHP’yi güçlendirme ihtimali var.
6. Bu olayı 17-25 Aralık operasyonlarına benzetmeye çalışan bazı uyanıklar da parti içinde umduğunu bulamadı.
Akın Gürlek’e ve başsavcılarına, hiç kimse, “hükümete operasyon çekiyor” diyemiyor. Zira herkes biliyor ya da inanıyor ki o bunları Erdoğan’dan habersiz yapamaz ve yaptıramaz. (Biz bu konuda şüphe edenlerdeniz. Ama “yargı bağımsızlığı”nın sürdüğüne inandığımız için değil elbette. O ayrı mesele.)
7. Muhalefet haklı bir psikolojik üstünlük elde etti ve hiç olmadığı kadar güç sahibi oldu. Seçime kadar bu işi takip edeceği ve gündemden düşmemesi için elinden geleni yapacağı açık. İş sandığa nasıl yansır, o ayrı mesele.
8. En önemlisi şu: Güçlü Hükümet Modeli olarak da lanse edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS) adlı ucubenin devleti ve bürokratı denetimsiz güç üzerinden nasıl yozlaştırdığı net şekilde ortaya çıkmış oldu. Bu sistemi savunmuş olan, hatta bu sistemin adeta kitabını yazan çoğu çakma akademisyenlerden çıt çıkmıyor.
Zira onlar da biliyor ki bu işin bir büyük vurguna dönmesinin asıl sebebi bürokrasideki denetim mekanizmalarının külliyyen âtıl hale gelmesi. Kendisini tek adama yaslayan her bir bürokrat, kendi makamında ve kendi çapında bir “tek adamcık” oluveriyor.
Yine biliyorlar ki modern demokratik devletin icatlarından olan bağımsız düzenleyici ve denetleyici otoritelerin AKP eliyle yok edilmesi devlete ve topluma fayda değil zarar verdi ve veriyor.
Sonuç şu: Hesap sorabilmek için demokrasiye ve parlamenter sisteme dönüş şart.