Bediüzzaman Said Nursî’nin Burdur’a nefyedilmesiyle birlikte kaleme aldığı ilk eser olan Nur’un İlk Kapısı’nın yüzüncü yılında, bu eseri her yönüyle tahlil etmek ve tekrar hatırlatmak amacıyla, bu hafta sonu Barla’daydık.
Risale-i Nur Enstitüsü tarafından tertip edilen masa çalışmasıyla her yönüyle incelenen eser ve ikinci gün gerçekleştirilen seminer programı oldukça verimliydi.
Osmanlı döneminin çöküş sürecinde fikirlerini şekillendiren ve çöküşün temellerini oluşturan maddî ve manevî hastalıkları iyi tespit eden ve hürriyet, adalet, azınlıklar, eğitim, ittihad-ı İslâm gibi entelektüel tartışmalara katılan Bediüzzaman’ın Osmanlı bakiyesi üzerinde kurulan yeni cumhuriyetin pozitivist-materyalist düşünce iklimlerinin etkisiyle bir dizi din dışı hareketlere girişmesi karşısında oluşturduğu “metin merkezli” dinî-manevî direnişin ilk adımını Nur’un İlk Kapısı’nda görüyoruz.
Bediüzzaman’ın Ankara’ya gelişiyle birlikte meclise sunduğu ve Mustafa Kemal’e de gönderdiği özel bir mektupla detaylarını paylaştığı “Namaza Dair Beyanname,” yeni Türkiye’nin yol haritasının hangi güzergahlarda ve nasıl belirlenmesi gerektiğini bildiriyordu. “Şu inkılab-ı azîmin temel taşları sağlam gerek!” seslenişinin ardında yatan motivasyon, bu milletin manevî değerlerine sahip çıkmayı, özüne dönmeyi, şeair-i İslamiyeye iltizamı ve Müslüman milletlere öncülükrolünü işaret ediyordu. Bu beyannamede Napolyon’a değil Selahaddin Eyyubî’ye benzemek gerektiği şeklindeki tekliften sonra kurucu iradenin yönünü çağdaşlaşma, muasır medeniyet seviyesine ulaşma hedefi altında taklitçi ve tahribatçı bir Batıcılık anlayışına çevirmesi ve tüm icraatlarını dindışılık üzerine bina etmesi yeni bir başlangıcı zorunlu kılıyordu. Bu başlangıç, Mustafa Kemal’in birlikte çalışma tekliflerini reddeden Bediüzzaman’ın -kaderin de sevkiyle- Yeni Said döneminin iman merkezli yeni bir inşa-tamir hareketi ve dili kurmasıyla olacaktır.
Bediüzzaman’ın Sıddık Süleyman’ın kendisine getirmesiyle tekrar hatırladığı Nur’un İlk Kapısı öylesine önemli ki… Aydınlanma adı altında tüm dünyayı kasıp kavuran, Bediüzzaman’ın fesat şebekesi olarak adlandırdığı, insanın Allah ile bağını hem kamusal alandan hem de kalplerden kopartmayı hedefleyen inançsızlık-imansızlık akımlarının yaslandığı tüm felsefî fikirleri yerle bir eden, mütavazı bir dille varlığın anlamının yeniden inşa eden Nurun İlk Kapısı, aynı akımların cazibesiyle dini rüşvet verip dünyayı da kazanamayan inkılapçılara “dur!” işaretidir. Eser, tevhid merkezli bir yaklaşımla Osmanlıdöneminin ve sonrasının siyasal ıslahçı ve iktidar merkezli anlayışlarını reddederek fertten toplumlara ve insaniyete yayılan yeni bir yolun nasıl kurulabileceğini göstermektedir.
Bediüzzaman Eski Said’den Yeni Said’e geçerken yalnızca şahsî bir tercihini ortaya koymamakta, kendi iç dünyasında ve hayatında gerçekleştirdiği dönüşümle aynı zamanda yeni dünyanın da değişim-dönüşüm kodlarını belirlemektedir. Nurun İlk Kapısı, Risale-i Nur etrafında tebarüz edecek yeni yazılımın kodlarıyla doludur. Bu kodlama tamamen Kur’ân’ın temel esasları olan tevhid, nübüvvet, haşir, ibadet ve adaletle ilgilidir ve Müslüman Anadolu’yla birlikte tüm insanlığın ruhuna ve aklına hitap eden yeni bir dille kurulmuştur. Bu öyle kıymetli ve kuvvetli bir dildir ki, Allah’a dair ne varsa bu topraklardan silmeye and içmiş sözde cumhuriyetçilerin pozitivist ve materyalist epistemolojisine, kurgusuna ve cebrî uygulamalarına politik ya da gayr-ı meşru yollarla değil, müsbet hareket ve müsbet iman diliyle daha derin ve kalıcı ontolojik bir cevaptır. Bu bağlamda Nur’un İlk Kapısı, Risale-i Nur’un ve Nur hareketinin özünü, temel kaynaklarını, aslî amacını ve hareket tarzını da ortaya koyan çerçeve bir metin olarak okunmalıdır.