"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Demokrasimizin uzun yolculuğu

Ahmet DURSUN
14 Mayıs 2026, Perşembe
Bugün, siyasî tarihimizde “Demokrasi Bayramı” olarak adlandırılan 14 Mayıs 1950 seçimlerinin yıl dönümü.

14 Mayıs, sadece bir seçim günü değil; modernleşme adı altında sefahet-i mutlakın topluma zerk edildiği, istibdad-ı mutlakın “Cumhuriyet” adı altında mutlak otoriterizme ve dinsiz bir rejime dönüştürüldüğü “tek adam -tek parti” döneminin seçimler vasıtasıyla sona erdirildiği, devlet-toplum ilişkilerinin yeniden tanımlandığı, milletin tekrar söz hakkını elde edebileceği inancının müşahhaslaştırıldığı bir kırılma anıdır. Bu seçimlerin millet nezdinde uzun yıllar “Demokrasi Bayramı” olarak anılmasının arka planında ise uzun bir demokrasi mücadelesi yatmaktadır. 

Namık Kemal’in “Ne efsunkâr imişsin ah ey didar-ı hürriyet!” diyerek aşkını ilân ettiği, Bediüzzaman’ın “Ey hürriyet-i şer’î! Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sadâ ile çağırıyorsun” diye seslendiği demokrasi yolculuğu, önce 31 Mart ile baltalanacak, sonra kendisini “cem’iyet-i mukaddese” olarak ilân eden İttihat ve Terakki’nin  Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nı saf dışı bırakmak için çeşitli hile, baskı ve fizikî şiddet sebebiyle tarihe “sopalı seçimler” olarak geçen “1912 Seçimleri”yle derin bir yara alacaktı. Sonrasında hızla çöken bir imparatorluk ve ardından “Cumhuriyet” adı altında mutlak istibdat dönemi… 

1912’nin sopalı seçimlerini hatırlatan 1946’daki “açık oy-gizli tasnif”iyle gerçekleştirilen çok partili dönemin ilk seçimleriyle millet iradesinin adeta çalınması, millet nezdinde büyük bir güvensizlikle birlikte ciddi bir nefrete de yol açar. Lâkin ok yaydan çıkmıştır. “Gizli oy-açık sayım”la gerçekleştirilen 14 Mayıs 1950 seçimleri ise demokrasi yolculuğumuzda bir milat oluşturmuş, “Yeter! Söz milletindir!” sloganı adeta hayat bulmuştur. Adnan Menderes liderliğindeki Demokrat Parti büyük bir seçim zaferi kazanmakla kalmamış, “demokratlık ve demokrasi” kavramlarının sosyolojik ve siyasî olarak nasıl bir değişime ve dönüşüme yol açacağını icraatleriyle göstermişlerdir.

1950 seçimleri, toplumsal bir dönüşüm ve değişim arzusunun sonucu olarak tarihî bir değere sahiptir. Zira 1950 seçimleri, tek parti döneminin dayattığı devlet merkezli, din dışı bir modernleşme anlayışını reddetme anlamını da taşımaktadır. Bu seçimler, halka tepeden bakan, milleti “yozlaşmış gayr-ı medenî varlıklar” olarak gören üstenci “şehirli bürokratik elitler”den yönetimi alarak “milletin hakkını millete verme” anlamını taşıyordu. “Yeter! Söz milletindir” sloganıyla milleti arkasına alan Demokrat Parti de, çevreden merkeze doğru yayılan tüm demokratik taleplerin hakkıyla karşılık bulduğu yegâne merkez olarak kendini işaret ediyor ve tarihe de Türkiye’nin demokrasi yolculuğunun Demokrat Parti olmadan tamamlanamayacağı mesajını veriyordu. 

Bugünün Türkiyesi, 14 Mayıs ruhunun devam edip etmediğiyle ilgili ciddi soruları içinde barındırmaktadır.  Günümüzde sandığın hâlâ meşru çözüm yolu olarak görülmesi demokratik bilinç açısından elbette ki çok önemlidir; lâkin Bediüzzaman’ın tarif ettiği, “demokratik anlayış”ı belirleyen  adalet ve liyakat, kuvvetin kanunda olması, güçler ayrılığı, bağımsız yargı, temel hak ve hürriyetler ve şeffaflık gibi mekanizmaların neresinde olduğumuz cevap bekleyen bir sorudur.  

14 Mayıs çok güçlü bir mesaj vermişti. Bu mesaj, millete rağmen hiç bir şey yapılamayacağı, meclislerin milletin kalbi hükmünde olduğu ve özü itibariyle millet iradesine kulak verilmesi yönündeydi.  Millet iradesini temsil eden meşruiyetin aşınıp aşınmadığıyla ya da Osmanlı’nın çöküşünü hazırlayan ve demokrasinin yerleşmesini engelleyen ahlâksızlık, adaletsizlik, liyakatsizlik, rüşvet, doğruluktan uzaklaşma, iftiralarla köşe kapmaca gibi hallerin günümüz Türkiye’sinde yaşanıp yaşanmadığıyla ilgili sorulara verilecek cevaplar da şu anda demokrasi yolculuğumuzun neresinde olduğumuzu da açıkça ortaya koyacaktır. 

Okunma Sayısı: 992
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ömer Adıbelli

    14.05.2026 22:26:10

    Siyasal İslâmcıların hürriyet ve demokrasi derdi olmadığı doğrudur. Ve lȃkin meftunu olduğumuz AB’nin acaba böyle bir derdi var mıdır? Bosna’da yaşanan insanlık dışı katliama göz yuman; Suriye, Myanmar, Doğu Türkistan, Ruanda gibi pek çok yerdeki fecȃatı görmezlikten gelen bir AB, hürriyet ve demokrasi havarisi midir? AB’nin şimdiye kadar iyi bir sınav vermediğini görmeliyiz. Türkiye’den hiçbir üstünlüğü olmayan Demirperde ülkelerini ve Kıbrıs Rum kesimini bünyesine alırken, Türkiye’yi yarım asırdır, çeşitli bahanelerle kapıda bekleten AB mi demokrasi derdindedir? Sırf AKP’nin yanlışlarına odaklı bir analiz bizi doğru sonuca götürmez. Onu yanında AB’nin tutumunu da iyi değerlendirmeliyiz. Almanya ve Fransa gibi ülkelerin yakın gelecekte Türkiye’ye karşı tavırları değişmez. Onlar için Türkiye bir ortak değil, rakiptir. Ayrıca, Kemalizm’in temelinde; alfabesi, şapkası, müziği ile, kısaca modern hayat tarzıyla, Avrupaileşmenin nihaî hedef olduğunu da unutmamak lȃzımdır.

  • Ömer Adıbelli

    14.05.2026 22:20:07

    Meseleyi gelip geçici siyasîlere indirgemeden, evrensel değerler ölçeğinde bakmasıdır. Ülkemizde, bugün ve geçmişte, gerçek anlamda bir demokrasinin uygulanmadığının bilincindeyiz. İtirazımız, beşerin bu zamana kadar bulabildiği en az mahzurlu sistem olarak tanımlanan, demokrasiye değildir. Demokrasiyi (buna bağlı olarak AB’yi) benimserken, kendi değerlerimizden vazgeçmeden, asgarî hassasiyet gösterilmelidir. (En azından İngilizlerin AB’ye girerken önemli değerleri Sterlinden vazgeçmedikleri gibi) Efendim, ben I. Avrupa’yı benimserim, II. sinden bana ne! Diyemeyiz. Çünkü Hıristiyanlık İslȃmiyet’e duhul etmedikçe, her iki Avrupa daima ve iç içe var olacaktır. Batının İslȃm ȃlemine karşı hazırki tavrı bunun göstergesidir. II. Avrupa’yı var eden Avrupa Felsefesi ile Hikmet-i Kur'âniyeyi mukayese eden Risale-i Nur bahisleri göz ardı edilmemelidir. (Bu mevzu, Köprü Dergisinin 85. sayısında rasyonel bir şekilde incelenmişti, oraya da bakılabilir.)

  • Ömer Adıbelli

    14.05.2026 22:16:37

    İslȃmî meseleler, ifrat ve tefritten uzak değerlendirilmelidir. Körü körüne batı düşmanlığı ne kadar yanlış ise, demokrasi denilen hayat tarzını İslȃm’la özleştirmek de o kadar yanlıştır. Çünkü, İslȃmla bağdaşan yönleri olduğu gibi, taban tabana zıt tarafları da bulunmaktadır. Ayrıca, demokrasi ile cumhuriyet terimleri birbirine karıştırılmamalı. Asrı Saadetteki Halifelik, babadan oğula geçmediği için Cumhuriyet mȃnȃsında idi, fakat demokrasi değildi. Demokratik sistemde, temel insan hakları, eşitlik, hürriyet, serbest seçimler gibi, İslȃm'ın cevaz verdiği hususlar yanında, ekonomide serbestliğin gereği olan; faiz, içki, kumar, domuz eti ile toplumdaki sefih hayat tarzı gibi, İslȃm'la bağdaşmayan pek çok mesele bulunmaktadır. Meselȃ; İslȃm'da “mürtedin hakkı hayatı yoktur” hükmünü, demokrasinin hangi prensibi ile bağdaştıracaksınız? Netice itibariyle: İslȃm vahye dayalı bir din; demokrasi ise beşerî ve dünyevî bir sistemdir. Bu iki mefhumu mukayese ve aynileştirmek yanıltıcıdır.

  • A. Yılmaz

    14.05.2026 20:31:36

    Erdoğan israile, Siyonizme destek falan veriyor olabilir. Sadece buna bakarak değerlendirme yapılamaz. Aynen avrupayı nasıl iyi-kötü diye ikiye ayırıyorsak, Erdoğan'ı da o terazide tartmak icap eder. Diğer taraftan da İsrail'in önünü almaya çalışan, yayılmacılığına dur diyen bir Erdoğan da var. İsrail neden küplere biniyor? Ama bu işler öyle hemen savaş ilan etmekle olmuyor da. Eğer öyle olsaydı Menderes 1950'lerde İsrail devleti daha kurulmadan başını ezerdi. Siyasette içerde ve dışarda çok değişken var. Ak-kara demek kolay ama doğru değil.

  • A. Yılmaz

    14.05.2026 20:26:41

    CHP'NİN tek parti dönemi ile ak parti dönemini kıyas etmek mümkün değil. Anlatmaya gerek var mı? Bugün dersanelerimiz 7/24 hizmete açık. Önünde bir engel yok. Başörtü sorunu yok. Ezan okunuyor en önemlisi. Ezan okumanın yasak olduğu bir dönem ile hiçbir dönem kıyaslanamaz.

  • Semanur Tunoğlu

    14.05.2026 19:14:20

    Müslüman halkımız aynı teveccühü 1930'da SCF'ye de göstermiştir. 50 de yapılan seçim 30 da yapılabilseydi Demokrat Partinin yerinde SCF olurdu. (Allahu alem) Müslüman halk için siyasette en güzel pusula, CHP'nin karşısındaki en makul adaydır. Devirler değişir, isim ve resimler değişir ama bu hakikat 14 Mayıs'ın bir mirası olarak devan etmektedir.

  • Semanur Tunoğlu

    14.05.2026 19:10:24

    Şehit Adnan Menderes ve arkadaşları 1950'de seçimleri kazanmasının tek sebebi vardır: CHP. Evet halk partisinin karşısında öne çıkan Demokrat Parti idi. Müslüman halkımız da buna binaen yani dine dost diye Adnan Menderes'i başbakan yaptı. Ve Menderes ilk icraat olarak bu desteğin gereğini yaptı. Yani 14 Mayıs'ın hakkını demokrasi isteğine falan vermek yanlış olur. 14 Mayıs dine taraftar olanlar ile muhalif olanların mücadelesidir. Demokrasi ile diktatörlük mücadelesi tali bir konudur.

  • Mehmet Türeli

    14.05.2026 17:22:36

    Bugünün Türkiyesi, 14 Mayıs ruhunun devam edip etmediğiyle ilgili ciddi soruları içinde barındırmaktadır. Günümüzde sandığın hâlâ meşru çözüm yolu olarak görülmesi demokratik bilinç açısından elbette ki çok önemlidir; lâkin Bediüzzaman’ın tarif ettiği, “demokratik anlayış”ı belirleyen adalet ve liyakat, kuvvetin kanunda olması, güçler ayrılığı, bağımsız yargı, temel hak ve hürriyetler ve şeffaflık gibi mekanizmaların neresinde olduğumuz cevap bekleyen bir sorudur. Bu konuda uzman bütün yazar ve akademisyemler bu soruların cevapları için detaylı çalışma yapmaları lazım.

  • Enes

    14.05.2026 16:39:04

    Dsp mv olduysa, 28 Şubat destekçisi Anap da Demokrat parti ile birleşti. Ona eleştiri yok mu :)

  • S. Pelin Kurukahveci

    14.05.2026 14:33:17

    Ahmet hocama bu güzel yazı için çok teşekkür ederim.

  • S. Pelin Kurukahveci

    14.05.2026 14:33:00

    Her görüşten, ideolojiden toplumsal yapının parti kurup iktidara talip olma hakkına demokrasi denir. Bu hakkı kullandığı için insanlar ve toplumsal gruplar suçlanamaz. Mesela, parti kurup iktidar oldukları için siyasal islamcıları suçlamak demokrasinin mantığına aykırı bir şeydir. Bu durum parti kurup 1950'de iktidarı ele alan Demokratları CHP'nin suçlamasına benzer ve demokrat bir kimlik olmadığına delalet eder. Demokratların iktidardan uzaklaşmasını dışarda suçlu arayarak bulamazsınız. Doğru soru, Demokratlar nerde, neyi yanlış yaptı sorusudur. Bu soruyu sorarsanız, nerde neyi yapmaları gerektiğine dair bir cevap aramaya başlarsınız. İşte gerçek demokrat kimlik budur.

  • Hüseyin İlhan

    14.05.2026 11:32:59

    Dün CHP tek parti iktidarı din tahribatı yapar,demokrasiye mani olurken bugün ise AKPMHP bunu üstlenmiş yapıyor.Bakın 28 ŞUBAT AZLİMİ DSP,MHP,ANAP koalisyonu partilerinden DSP'nin mevcut genel başkanı hemde AKP'li 28 ŞUBAT Mağdurlarına mv.olarak seçtirilmedi mi.MHP ise iktidar ortağı olarak milyonların hakkı peşkeş çektirilmedi mi.Kısaca AKP-MHP-CHP hangi yönden farklı. AKPMHP milletinin seçtiğine DARBE YAPAN iktidar.Ülkede dün askeri vesayet varken bugün ADALETE,DİNE,MÜLİKYETE din tahripçsi,siyonist katil destekçisi iktidarın vesayeti var.Öyle ise Uygur soydaşıma soykırım yapaan ÇİN komünist ve kapitalistlerini TBMM'de savunan iktidar,siyonist katillere destek veren ve ülkede hak,hukuk,adaleti katledip milleti,ülkeyi perişan eden AKPMHP ye neden destek verir bazı kanburlar.

  • Necati

    14.05.2026 00:50:59

    Açık ve net Akp gizli dinsiz komiteler ve Kemalistler ile birlikte Türkiye'de demokrasi ve demokratlara büyük darbeler vurdular. Ve tek adam, tek Reis, istibdat sistemini yeniden bu milletin başına bela ettiler.

  • Enes

    14.05.2026 00:30:31

    Menderes ve arkadaşlarını idam ettiler. İdamdan önceki süreçte çok çirkin iftiralar attılar. Menderes'e diktatör diyorlardı. Açık oy gizli tasnif.....CHP'nin marifeti bu. Anlatmakla bitmez. Allah CHP'nin şerrinden ümmeti korusun. Kıyamete kadar da ellerine yönetme gücü vermesin. Amin amin amin.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı