"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Türkiye ne kadar Müslüman?

Ahmet DURSUN
08 Mayıs 2014, Perşembe
Bu sorunun doğru şekli “Biz ne kadar Müslümanız?”dır. Gerçek şu ki, İslâm hakikatlerini belli sınırlar içine hapsetmeye kalktığımız zaman içinden çıkamayacağımız paradokslarla karşılaşıyoruz. Bu paradoks, bazı veriler göz önüne alındığında, örnek bir lider İslâm ülkesi olma iddiasındaki ülkemiz için kahredici sonuçları içinde barındırabiliyor.
Meselâ MAZLUMDER’in düzenli olarak yayımladığı Dünya İnsan Hakları raporlarında insan hakları ihlâllerinin en çok İslâm ülkelerince yapılıyor olması hiç de tesadüfî değildir. Zulmün, başına adalet tacını geçirdiği; keyfî uygulamaların revaçta olduğu, fikir hürriyetinin olabildiğince kısıtlandığı, haksız yere idamların yapıldığı, jurnalciliğin kol gezdiği, devletçi-iktidarcı reflekslerin daha ağır bastığı, kişisel hak ve hürriyetlerin bu refleksler karşısında eridiği bir dünyadan söz ediyoruz. Bu dünyanın adının İslâm olması işte bu kahredici paradoksun özünü oluşturuyor.
Bu genel değerlendirmeler ışığında dindar nesiller iddiasındaki ülkemize bakıldığında çok da iç açıcı sonuçlarla karşılaşmıyoruz. İslâmî hayatın sosyal hayatta artık daha görünür olduğu şeklindeki son yılların meşhur tartışmaları dünya ülkelerinin İslâmîliği konusunda yapılan araştırmalarla havada kalıyor. Türkiye 208 ülke arasında yapılan İslâmîlik sıralamasında 103. sırada yer alıyor. Her yıl milyonlarca Müslüman’ı misafir eden Suudi Arabistan, komşumuz İran da İslâmîlik sıralamasında ilk yüzde yer alamıyorlar. Diğerlerini saymaya bile gerek yok. Şaşırtıcı bir şekilde Yeni Zelanda, Lüksemburg ve İrlanda ilk üç sırayı paylaşırken İsveç, Danimarka, İngiltere, Norveç gibi Batılı ülkeler, İslâmîlik konusunda bize fark atıyorlar.
Gediz Üniversitesi öğretim üyelerinden Abdulkadir Civan’ın bir makalesinde belirttiği bu durum, Global Economy Journal dergisinde yayımlanan Rahman ve Askari adlı iki ekonomistin incelemesine dayanıyor. Temel İslâmî prensiplerin baz alınarak yapıldığı inceleme, dünya ülkelerinin bu prensiplere ne kadar uygun davrandıkları tesbit edilerek yapılmış. Araştırmada iktisadî endeks, hukuk ve yönetişim endeksi, insanî ve politik haklar endeksi ve uluslar arası ilişkiler endeksi gibi alanlar, İslâmî prensipler bazında değerlendirilmiş ve dünya ülkeleri İslâmîlik sıralamasına sokulmuş. Sonuç İslâm âlemi için tam bir hüsran. Elin gavuru bizden daha Müslüman.
Şimdi, İslâmî değerlere sahip çıkamadığımız için hüsrandayız tartışmalarına mı girelim, kendi değerlerimizi kaptırdığımız için mi dövünelim. Günümüz İslâm toplumların belini büken sıkıntıların özünde Asr-ı Saadet prensiplerinden uzaklaşma olduğunu söylemek bu durumda neye yarar? Yine de şunu vurgulamak gerekir diye düşünüyorum: Asr-ı Saadet ya da özlenen İslâmîlik… her yönüyle fazıl insanların “Medine-i Fazıla”sıdır. Şimdilik birkaç bin kilometre ötemizde ecnebi diyarlarında gezinen bu hülya “erdemli toplum” nitelemesini hak edenlerin düzenidir, insanlıktır, “hukuk devleti”dir. Bu durumda İslâmîlik; insan haklarını, din ve vicdan hürriyetini, fikir hürriyetini, ilim hürriyetini, kanun hâkimiyetini, millet hâkimiyetini, adaleti içselleştirenlerin hayat biçimidir.
Âkif’in “Müslümanlık nerede, bizden geçmiş insanlık bile” dediği bir dünyanın adına İslâm diyoruz. Hakikatte bu isim Müslüman toplumların birkaç asırdan beri devam edegelen zillet fotoğrafına hiç de yakışmıyor. Bize yakışan bir karıncanın bile hukukunu güvence altına alan İslâm yüreğinden birazcık olsun nasiplenmek. Bize yakışan ayakkabı kutusu muhabbetlerinden hakikaten kurtulabilmek, bilmem kaç yüz bin liralık saatlerin cazibesine kapılmamak. Eğer adımız Müslümansa bize yakışan; dünya zevklerinin öncelendiği, nefisperestliğin hâkim olduğu, gerçek mutlulukların maddede sanıldığı, şeref ve itibarın makam ve mevkilerde arandığı ve maddeleştirildiği, paranın ve gücün her türlü ahlâksızlığı-yolsuzluğu örttüğü, iktidar yolunda her şeyin mubah sayıldığı, herkesin istediğini istediği şekilde yapabildiği bir dünyadan olabildiğince kaçabilmektir.
Araştırma sonuçları özetle şöyle diyor: İslâm dünyasını çitlerle çevrilmiş sınırlar içine hapsetmek yerine bu hakikatlerin yaşandığı yerler olarak düşünmek daha gerçekçi ve İslâm hakikatlerini yaşamaya çabalayan kişiler olmak da daha “Müslümanca”dır. Nerede yaşarsanız yaşayın.
Okunma Sayısı: 5676
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı