Türk sinemasının en önemli sıkıntısı tutarlılık konusudur. Senaryolar yazılırken detaylı karakterler tahlilleri yapılmamakta ve bazı figürler kendisi ile çelişmektedir..
Bir dönem bu konuda oldukça kolaya kaçmışlar. Cüneyt Arkın 1963-2021 yılları arasında kayıtlara göre 330 civarında sinema filmi, dizi ve tiyatro oyununda rol almış. Tarihî filmler hariç genellikle polis, kabadayı gibi rolleri ile ön plana çıkmıştır. Benim görüşüme göre öğretmen olduğu sayılı filmlerde de kabadayıyı oynamıştır. Bu tamamen yapımcının, yönetmenin ve senaristin kararı ile olmuştur.
Hatta karakter tahlilleri yapmamak için, oldukça yetenekli komedyen Cevat Kurtuluş’a aptal uşak rolleri çok verilmiştir. Necdet Tosun aşçı olmuştur. Faik Coşkun bakkal, bahçıvan, meyhaneci rolleri oynamıştır. Sanki bunlar kadrolu bu işi yapıyormuş gibi seyirci de alışmıştır bu rollerine…
Amerikalı Marlon Brando hayatı boyunca çok film çevirmemiştir. Fakat filmleri için çok detaylı çalışılmıştır. Senaryosu, oyunculuğu ön plandadır.
Öztürk Serengil’in kayıtlarda 327 filmde oynadığı yazar. Fakat o da genellikle aynı karakteri oynamış kendini tekrar etmiştir..
Kemal Sunal kayıtlarda 82 filmde oynadığı yazmaktadır. Yüzü değişene kadar kendini tekrarlatmışlar ve aynı karakteri oynatmışlardır.
Kadın sanatçılar için de farklı bir durum maalesef yoktur. Adile Naşit, Ayşen Guruda benzer roller oynamışlardır… Aynı gülmeyi neredeyse her filmlerinde yapmışlardır.
Sinemamızda konularda birbirini tekrarlamış veya tutulan bir film yıllar sonra tekrar aynı senaryo ile çekilmiştir.
Karakterler üzerine tekrar konuşmak gerekirse, yürümeyi sevmeyen birisi elindeki çantayı kapıp kaçan hırsızı koşarak yakalarsa bu çok inandırıcı olmaz. Evden dışarıya çıkmayan bir karakter yazmışsak bunun zayıf biri tarafından oynanması gene izleyiciye çok inandırıcı gelmez, kucağında abur cubur ile oturan birisini yazmalıyız.
Aslında izleyici bir filmi izlerken oradaki karakterler ile empati kurar. Sylvester Stallone Rocky filminde ilk başlarda dayak yerken kendisi yumrukları yemiş gibi üzülür. Filmin sonuna doğru dayak atarken içten içe sevinir. Benim çocukluk yıllarımda sinema salonlarında başroldeki oyuncu, kendinden nefret edilen kötü adamı filmin sonuna doğru dövmeye başlayınca alkışlarlardı. Şimdi kimse evinde bunu yapmıyordur!