Koronavirüs korkusunun bütün dünyaya yayılıp herkese dehşete düşürmesi, panikletmesi, “hızlı, sinsi yayılarak ölüme sebebiyet” vermesinden değil midir?
İnsanlık dinden, maneviyattan, imandan o kadar uzaklaşmış, o kadar dünyevîleşmiş ki, mini minnacık bir virüsten dehşetli bir korkuya kapıldı!
Bu feci hadiseden en çok az etkilenip, en sakin olanların başında gelenlerden birisi de benim! Zira, “Bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında selâmet-i kalbini ve istirahat-i rûhunu muhâfaza eden ve kurtaran yalnız hakîki ehl-i îman ve ehl-i tevekkül ve rızâdır. Bunların içinde de en ziyâde kendini kurtaranlar, Risâle-i Nur’un dairesine sadâkatle girenlerdir.” 1
Ölüm korkularımın hafifleyip asgariye inmesinin sebebi, Bediüzzaman’ın, Kur’ân ve Nebevî metotları, yani, aklî, mantıkî, ilmî, tecrübî, gözleme dayalı binlerce delil ve belgeleri göstererek öldükten sonra dirilmeyi ispat etmesidir. Aklımı, kalbimi, vicdanımı ve sair duygu, his ve lâtifelirimi tatmin etmesidir.
Evet, Bediüzzaman, iman hakikatlerini, öldükten sonra dirilişi Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin delillerine dayanarak, modern fen, sosyal ve manevî ilimleri harmanlayarak, iki kere iki dört kesinliğinde ispat etmiştir.
Yalnızca “akıl ve ilim” ile değil; akıl, kalp, vicdan, sair his ve duyguların da gıdasını vererek, “marifet-i kâmile ve huzur-u tam” veriyor ve ölüm karşısında bizi titremekten kurtarıyor…
Risale-i Nur, hem akıl hem kalp bütünlüğünü gerçekleştirerek, yani fen, felsefe, ahlâk, edebiyat, tasavvuf ve kelâmı birleştirerek, bir arada yoğurup harmanlar ve Allah’ı bulmanın en kısa/en kestirme/en uygun Kur’ân yolunu gösterir. 2
Evet, imani meseleleri aklî ve ilmî delillerle de ispat eder:
“Kur’ân’dan gelen o Sözler ve o Nurlar, yalnız aklî mesail-i ilmiye değil, belki kalbî, ruhî, halî/yaşanan iman meseleleridir. Ve pek yüksek ve kıymettar İlâhî ilimler hükmündedirler.” 3
Evet, koronavirüsten, dünyanın dehşetli hadiselerinden en az etkilenen, “ehl-i iman, ehl-i rıza ve bunların başında Nur Talebeleri” gelir:
“Çünkü, bunlar Risâle-i Nur’dan aldıkları îmân-ı tahkîkî derslerinin nûruyla ve gözüyle, herşeyde rahmet-i İlâhiyenin izini, özünü, yüzünü görüp, herşeyde kemâl-i hikmetini, cemâl-i adâletini müşâhede ettiklerinden, kemâl-i teslimiyet ve rızâ ile, rubûbiyet-i İlâhiyenin icraatından olan musîbetlere karşı-teslimiyetle gülerek karşılıyorlar- rızâ gösteriyorlar. Ve merhâmet-i İlâhiyeden daha ileri şefkatlerini sürmüyorlar ki, elem ve azap çeksinler. İşte buna binâen, değil yalnız hayat-i uhreviyenin, belki dünyadaki hayatın dahi saadet ve lezzetini, isteyenler, hadsiz tecrübeleriyle, Risâle-i Nur’un îmânî ve Kur’ânî derslerinde bulabilirler.” 4
Dipnotlar:
1- Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 1999, Risale-i Nur Enstitüsü/internet, s. 84-85. 2- Bediüzzaman, Mektubat, s. 340. 3- Emirdağ Lâhikası-I, s. 90. 4- Bediüzzaman, Kastamonu Lâhikası, s. 84-85.