"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dindarların Abdülhamid yansısı ile imtihanı -3

Ahmet BATTAL
24 Nisan 2026, Cuma
Gelelim Bediüzzaman’ın meşrutiyetçiliğine ve cumhuriyetçiliğine…

Bediüzzaman da Peygamberimizin Arap toplumu içindeki durumuna benzer biçimde saltanatsız aşiret kültüründe doğup büyümüş ve İslâm’ın saltanatı değil cumhuriyeti, istibdadı değil hürriyeti emrettiğini erken yaşta öğrenmiş bir manevî şahsiyettir. 

İşte delilleri: 

Bediüzzaman, Osmanlı mutlakiyetinin en koyu döneminde, 1890’larda, henüz 15 yaşlarında iken, “bunlar cumhuriyetçi” diyerek yemeğinin adeta torpilli tarafını karıncalara veriyordu. 

Bunu görüp, “Nerden çıktı bu cumhuriyet merakı, biz bunu daha önce duymadık, sen önceki âlimlerimize muhalefet mi ediyorsun” diye itiraza kalkanlara ise adeta “Evet, ama ben peygambere ve dört halifeye tâbi olduğum için ve onlar cumhuriyetçi olduğu için böyle yapıyorum” demişti. 

Bu hatıra, kendisi Darü’l-Hikmeti’l-İslâmiye üyesi iken 1920’de yeğeni tarafından telif ve neşredilen “Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatı” adlı eserde de yer almıştı. 

Kısa süre sonra İstanbul’daki Osmanlı Saltanatı kaderin de hükmüyle yıkılıp yerine Ankara merkezli bir cumhuriyet kurulduğunda bunu elbette desteklemiş, sevinmiş ve alkışlamıştı. 

Hatta 1922 sonunda TBMM’de okuyup neşrettiği beyannamede “Ankara’da ‘devlet ve hükümet’, İstanbul’da ‘din ve hilafet’ şeklinde yetki karmaşası bize uymaz, zihinler ve kuvvetler çatallanır, siz hilafeti de şahıs halife olmaktan çıkarın, Ankara’ya getirin ve bir heyete verin” fikrini teklif etmişti. (Merak edenler o Beyannamenin son paragraflarını dikkatlice okuyabilirler.).

Sonrasında şeklen bu teklife uyuldu; Kanunla İstanbul’daki hilafet bitirildi ve Ankara’daki Meclis halife sayıldı. 

Ama ardından olanlar oldu. Muhalefet kriminalize edildi. Başka tür bir saltanat kuruldu. Cumhuriyet antidemokratik, ama alabildiğine seküler/laik, inkılapçı, dinde reformist (bid’acı) ve şeair düşmanı bir rejime dönüştürüldü. 

Nitekim 1946’ya kadar hiçbir cumhurbaşkanlığı seçimi çoktan seçmeli gerçek bir seçim olmadı. 

Meclisi halife ilân eden kanun yürürlükte, ama Meclisin elinden hilafet yetkisi fiilen alındı. (Türkiye’de dinî alandaki yüz yıllık gerilimler, aslında bu al-ver işinin kavgasıdır.)

Şeaire taraftar dindarlar bu sebeple zulme maruz kaldılar. Bediüzzaman da 1935’te cumhuriyet düşmanı olduğu iddiasıyla ve idam talebiyle Eskişehir’de Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandı. Bu suçtan beraat etti. Başka suçtan şeref cezası aldı. 

Mahkemede Bediüzzaman, “cumhuriyet düşmanı” ithamına karşı, dosyanın delilleri arasında bulunduğu anlaşılan 1920-21 baskı Tarihçe-i Hayat kitapçığında anlatılan –yukarıda naklettiğimiz- “karıncaya hürmet ve cumhuriyette selefe muhalefet” hatırasını delil gösteriyor ve “Siz beni saltanatı geri istemekle itham ediyorsunuz, ama ben daha siz doğmadan önce ve üstelik gerçek bir cumhuriyetçiydim” diyor. 

Devamında da “...ama sizin derdiniz laik cumhuriyet kılıfı altındaki dinsizlik politikalarına karşı çıkmam ise, evet, hayatım pahasına buna karşı çıkarım, bunu da şeref bilirim, zira ben laikliği din ve vicdan hürriyeti olarak bilirim, siz başka türlü tatbik ediyorsanız itiraza devam ederim” diyor. 

Bediüzzaman demokrasi ile iç içe geçmiş gerçek cumhuriyeti istedi. 

Bediüzzaman’ın yolundan gittiğini iddia edenlerin, bilhassa Erdoğan iktidarının pekişmesinden sonra gelen benzerlik kurmalarla başlayan ya da artan Abdülhamit ve saltanat merakı işte bu sebeple problemli. 

Okunma Sayısı: 1222
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Aşkın Doğan

    25.04.2026 11:25:59

    Abdülhamid hazretlerinin etrafında Selanikliler olabileceği nazara alinarak bizzat üstada yapılan zulmün ondan gelmedigini tasavvur etmek daha güzeldir.ustad zaten Abdülhamid'in kendisini ittihatçı zannetmemesi için kürt kıyafetiyle geziyordu.Ama onunla gorusturmediler efendim.fotograf makinesi geç icad edildi

  • Nuri

    24.04.2026 23:40:49

    Üstadı ikinci Said dönemine hapsetmek ve Üçüncü Saidle başlayan içtimai nurculuğu ve adalet ve hürriyet istemeyi bırakın sadece iman hizmeti yapın deyip Nurcuların elini kolunu bağlamak, Emirdağ Lahikasını ve Eski Said Eserlerini adeta çöpe attırmak, yirmibeş ve on beş sene önce ve şimdilerde kimin kimlerin aklının ürünü acaba? Hem Gazete neden çıkarılır ki? İman hizmeti için gazete mi lazım? Hem gazete okuyucusu! olup hem de bu gazete çıkmasın demek!? Feyalilacep....

  • ABDULNUR

    24.04.2026 22:34:38

    Hocamın halet-i ruhiyesini bu ve önceki makalelerden anladım: Bir Nurcu olarak vicdanı sızlamış, ağlıyor. “Neden Müslümanlara muhalefet ediyorum?” diye kendine sorarken, doğruları eğip büküyor, Eski Said’in hakikatlerinden kırıntılarla teselli devşiriyor. Müdafaasında taraftar bulma arzusu ise gizlenemeyecek kadar açık. Ne güzel demişler: “Kişi kendi nefsine en meşhur avukattır; yanlışını hakikat, hakikatini yanlış gösterir.”

  • Nuri

    24.04.2026 21:31:32

    Unutmayalımki kaderin hükmü, hükmü infaz edilmiş ve bitmiş işler ve oluşlar içindir. Tarih ve mazi böyledir. Hal ve istikbale ise daima tedbir ve tevekkül noktasından bakmak icap eder. AKP mazide kalınca ona da böyle bakılır. Hele bir maziye geçsin de....

  • Enes

    24.04.2026 17:30:09

    Osman bey, meselemiz iktidar değil. Ama siz ısrarla her şeyi iktidara karşı pozisyon almakla ölçüyorsunuz. İktidara karşı pozisyon alan siyasal islamcılar iyi, Nurcular kötü....halkçılar demokrat, Nurcular tek adam meftunu... Samimiyetle soruyorum bu mantıksızlığı kimin mantığı alabilir? Hangi Nurcunun mantığı kabul eder? Nurcular iman hizmetini tek adama devretti diyorsunuz. İddianız bu. Öyle ya, müddei iddiasını ispat ile de mükellef olmalı. Evet, buyrun. Bahsini ettiğiniz nurcular kimdir? Ben söyleyim, sizin hayal dünyanızdaki nurculardan başkasından bahsetmiyorsunuz. Gerçek hayatta sizin tasavvurunuzdaki gibi nurculuk yok. Acizane tavsiyem okuyarak, araştırarak, yaşayarak fikir sahibi olmak yönündedir. Selam ve dua ile..

  • Osman Yıldırım

    24.04.2026 14:37:37

    Sayın Ahmet hocam,siyasalislam meftunu ve tekadam muhabbet dindarlara vede bazı nurculara bu gerçeği anlatmak gayrimümkindür. Çünkü adamlar öylesine şartlanmıslar ki kendileri yapması gereken iman hizmetlerini bile siyasetçilere havavale edip işin kolaycıliğına kaçmaktalar, yani siyasetçi dindar olunca hwrşeye kadirdir o herşeyi yapar gibi bir anlayışa sahipler,oysaki iman hizmetini yapmak siyasetçinin işi değil bizzat müminlerin Müslümanların işidir,bu beklentiler dolayıdır ki dinden uzak garip bir toplum oluştu, beklesinler ki Reis dindar toplum oluştursun, Reisinde yegane amacı koltuğu korumak olduğundan bu beklenti asla gerceklesmeyecektir. Bundandır ki üstad dindar siyasetçilerden ziyade adil ve demokrat siyasetçileri tercih etmiştir,ne yazık ki bugünün dindarlarına bu ince meseleyi anlatmak çok zor. Hz. Ali efendimiz devletin dini Adalettir demiş,adaletin olmadığı bir toplumda dindarlık beklemek beyhude bir bekleyiştir.

  • Bahadır

    24.04.2026 12:24:03

    Bediüzzaman nasıl ki, müstebit tek parti zamanında yönünü iman hizmetine dönerek o minvalde gayret gösterdi ise ülkemizin mevcut durumunda demokrasi havası ziyadesiyle dumura uğratıldığı için bizler de esas mesaimizi bu iman hizmetine tevcih etmeliydik. Siyasi görüş uğruna nice insanları kaybettik. Halbuki iman dersi tarafgirlik kaldırmazdı. Bunun vebali de hesabı da ağır...

  • ABDULNUR

    24.04.2026 12:12:09

    risalelerden çok Demokrat partili görüşler ağırlık verilince böyle oluyor.

  • Enes

    24.04.2026 05:42:25

    Hilafet kurumu "kaderin hükmü" ile yıkıldıysa, bugün başımızda olan siyasal islamcılar da "kaderin hükmü" ile başımızda olmalılar. Hilafetin yıkılmasını nasıl kabullenip yeni şartlara ayak uydurduysak, bugün başımızda olan iktidarı kabullenip yeni şartlara ayak uydurmak gerekmez mi? Kaderin hükmü tecelli ediyorsa, biz neden iktidarın şekli ile mücadele edelim? Bizim vazifemiz iman hizmeti yapmak mıdır, iktidarın şekli belirlemek midir?

  • Yağmur Darendeli

    24.04.2026 00:24:15

    Tamam da hocam anlattığınız konunun Abdülhamid ile ne alakası olduğunu anlayamadık. Sizin anlattığınız şey başka bişey Abdülhamid başka bir dünya. Çok tekellüflü bir yol yaptığınız şey.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı