19 Ağustos 2013, Pazartesi
Bediüzzaman, Risale-i Nur’da sık sık “cemaat, şahs-ı manevî” vurgusu yapar. Himmetleri, enerjileri, gayretleri, dikkatleri şahıs değil, şahs-ı manevî üzerine çeker. Şahs-ı manevî nedir?
Şahıs bir damla ise, şahs-ı manevî sayısız damlaların bir araya geldiği bir havuzdur.
“Müteaddid eşya bir cemaat şekline girse, bir şahs-ı manevîsi olacaktır. Eğer o cem’iyet, imtizaç edip ittihad şeklini alsa, onu temsil edecek bir şahs-ı manevîsi, bir nevi ruh-u manevîsi ve vazife-i tesbihiyesini görecek bir melek-i müekkeli olacaktır.” (Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s. 152.)
Şahs-ı manevî, cemaatin, ekibin, grubun, çoğunluğun esrarlı gücüdür. Onu anlamak ve gereğince hareket etmek çok önemlidir. Zira, bugün maddî-manevî, olumlu-olumsuz bütün işler, hareketler “şahıs” değil, “şahs-ı manevî”lerce yürütülmektedir.
İdarede de, ticarette de, ilmî faaliyetlerde de bu böyledir. İşi, buluşları, şahıslar değil, ekipler, gruplar, şirketler yürütür, yapar. İlmi faaliyetler; bilgi toplama bile grup/cemaatleşmeyle irtibatlı...
“Cemaatle ifâ ettiğimiz ibâdetlerin daha fazîletli” olmasının sırları budur. Peygamberimizin (asm) ölüm-kalım savaşı Bedir’de bile cemaatle namaz kıldırması cemaatleşmenin, şahs-ı manevînin önemini anlatır. (Nursî, Emirdağ Lâhikâsı, s. 459.)
Cemaatin ruhu olan şahs-ı mânevî çok daha sağlam ve güçlüdür.
Ferdin cemaat/grup şuûru, genel bir şuûru; o da millî birlik ve beraberliği; o da güç ve kuvveti doğurur. Ferdin gücü cemaatin şahs-ı mânevîsine karşı sivrisinek kadar kalır. (Bediüzzaman Said Nursî, Sünûhat, s. 52.)
İman Kur’ân hizmetleri de, şahısla değil, cemaatle yürütülür, yürütülmelidir.
“Eski zamanda değiliz. Eskiden hâkim bir şahs-ı vâhid idi. O hâkimin müftüsü de, onun gibi münferit bir şahıs olabilirdi, onun fikrini tashih ve tâdil ederdi. Şimdi ise, zaman cemaat zamanıdır. Hâkim, ruh-u cemaatten çıkmış, az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı mânevîdir ki, şûrâlar o ruhu temsil eder.
“Şöyle bir hâkimin müftüsü de ona mücanis olup, bir şûrâ-yı âliye-i ilmiyeden tevellüd eden bir şahs-ı mânevî olmak gerektir. Tâ ki, sözünü ona işittirebilsin. Dine taallûk eden noktalardan, sırat-ı müstakîme sevk edebilsin.” (Bediüzzaman Said Nursî, Sünûhat, s. 51.)
Okunma Sayısı: 1424
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.