"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir toplum/un dilemması - Ân diyarı (42)

Ali HAKKOYMAZ
19 Mayıs 2024, Pazar
Hem okuyup hem çalışıyordum Selim Ali. Sonra işte öyle ne tam okuyabildim ne tam çalıştım.

Şair mi ilim adamı mı ticaret erbabı mı zenatkâr mı siyasetçi mi olacaktım... karıştı gitti.

Hep olan hiç olurmuş ya... oradan oraya rüzgâra kapılmış yaprak misali…

Meğer birçok aile gibi biz de fakirmişiz; çok fakir... Eve ekmek götürebilmekmiş bütün telâşe. 

Haa, azın azı azgın bir güruh (“sen çalış; ben yiyeyim”ciler) için dünya cennet gibiydi. Aldırdıkları olmayan bunlar için milyonlar gecesini gündüzüne katıyordu.

Bütün okulları bitirdim de… okulların okul olamayışını telafi edeyim diye evi kitaplarla doldurdum. 

Eve, arabaya, mutfağa gidecek paraları da kitaba yatırdım. 

Şikayetçi miyim! 

Hayır! 

Dertlerimi çözecek bir birim, kurum yok ki... Onlar benden dertli. Olmasalar verdikleri öğrenci harçlığını geri ister miydi kocaman devlet?!

Selim Ali, dertlerimi açtın yine. 

Bir iş değil çok iş yaptım amma hepsi aynı kapıya; parasızlığa, yarınsızlığa çıkıyordu. 

Çırpınmalarım mutlaka bir işe yarıyordu; tecrübe sahibi oluyordum; en pahalısından hem de. Bilgin Abi gibi yol göstereceklere -geç de olsa- ulaşmak da nasip işiydi. 

“Kadılar, müftüler hepsi geldiler;

Sen bu ilmi nerden aldın, dediler.

Bir kâmil mürşide varmadan olmaz.” mısralarını -işçi de olsa- babamdan sık sık duyardım. 

Ne anlama geldiğini de bilmezdim elbet. 

Zaten onun da bildiği böyle birkaç mısra, bir iki fıkra ve bolca hatıra nakli idi. 

İlkokulu bitirdiğinde ben de ortaokula ya da liseye gidiyor olmalıydım. 

Yokluğun bütün mirasları ile yakından tanışmış olduğumun farkına ileri yaşlarda varacaktım. 

İş işten geçmemiş de olsa birçok şey geçip gitmişti bir kere.

Ben niye anlattım bunları ki… hiiiç! 

Dert söyletir; aşk inletir miydi o ya da tam tersi miydi; yerine göre mi değişiyordu; neyse?!

Şunu da demeli değil miyim burada Bilgin Abi!

Bayramlarda ve başka zamanlarda ellerine hürmet aşkıyla yapışan çocukların hattâ gençlerin gözlerinin içine -oradan bakabilirlerse- daha da içlerine baksa diyorum yaşını başını almışlar. Ellerinden, gönüllerinden tutsalar ya!

Çok mu zor; yarınları nura, huzura, sürura, sükûnete taşıyacak gençleri yalnız bırakmamak?! Eğer “neme lazım; başkası düşünsün…” diyeceksek hürriyetin kapıları kıyamete kadar aşılmayacak anlamına gelmez mi?! İstibdat sinsi sinsi, zulüm zulüm sırıtmaz mı?!

O zaman bu iş nereye gidiyorun cevabı çok da zor değil! Herkes olana bitene razı demektir. 

Selim Ali’nin şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. Fakat… insanca yaşamaya pek de izin vermeyen neler yakama yapıştı da böyle oldu! 

Ben bu yolları, yılları tırmanıp şartlar beni tırmalarken… sana bir “sen” lazım. demedi birileri de niye demedi?!

Okunma Sayısı: 937
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı