"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Meddah

Ali Rıza AYDIN
22 Ocak 2026, Perşembe
Arapça “medh” kökünden gelen meddah, sözlükte “metheden, çok öven” manasına geliyor.

Çeşitli taklitlerin yer aldığı hikâyeler anlatarak halkı eğlendiren meddahlar, Osmanlılar 'da “kıssahan, şehnâmehan” adıyla da anılmışlardır.

Halkı eğlendirmek maksadıyla, çeşitli insan tiplerini, lehçelerini taklit ederek gülünç tavırlar sergileyen meddahlar, bu maharetlerini vüzera, vükelâ meclislerinde hatta saraylarda icra eder, anlattıkları komik hikâyeler ile zevatı neşelendirir, eğlendirirlermiş. 

Zaman içinde dinî konulardan, ahlâkî mevzulardan uzaklaşan meddahlar, dinleyicilerin ilgisini daha fazla çekebilmek için anlattıkları kıssalarda geçen çeşitli hayvanlarla canlıların ses ve hareketlerini taklit etmeye başlamışlar.

Kaynaklarda, Selçuklu hükümdarlarının saraylarında meddahlar bulunduğu; Osmanlı hanedanlarının bu ananeyi Selçuklulardan aldığı ifade edilmektedir.

Yıldırım Bayezid döneminde Kör Hasan, Kastamonulu Hacı Sâdî; ll. Murad devrinde Bursalı Hacı Kıssahan; Fatih Sultan Mehmed’in sarayında ise Balaban Lal, Ömer ve Mustafa adlı meddahların / kıssahanların bulunduğu ifade edilmektedir.

Öyle ki: Kadıların su-i istimaline kızıp, hepsinin birden idamını emreden Yıldırım Bayezid’i Kör Hasan adındaki Arap asıllı meddahın, “Kadıların yerine Bizans’tan keşiş getirelim” sözüyle güldürdüğü; bunun üzerine, öfkesi yatışan Yıldırım Bayezid’in kadıları affettiği kayıtlara geçmiştir.

Bu, bu kimselerin tarih boyunca hep var olduklarını; kendilerine, bir şekilde bir yer buldukları görülmektedir.  

Evliya Çelebi bu sanatı “mukallitlik” olarak tarif ediyor ve kendi devrinde Çarıkçı Oğlu Süleyman, Şebek Çelebi, Ablak Çelebi gibi birçok tanınmış meddahların bulunduğunu ifade ettikten sonra şöyle diyor:

“Meddahlar, Allah’ın yarattığı ne kadar haşarat ve hayvanat varsa hepsini sadalariyle taklit ederlerdi. Bir devenin kükreyerek başka develere hücumunu taklit etse, gerçek sanılırdı.”

Vaktiyle, 1700-1800 yıllarının İstanbul’unda, Fatih ilçesi civarındaki Şehzadebaşı semtinde icra edilen Direklerarası eğlencelerinde musikî fasılları, Karagöz oyunları ve meddahların taklitleri ve anlattıkları gülünç hikâyeler halkın gözde eğlencesiydi.

Eğlence mekânlarını çoluk çocuk mâaile dolduran halk, meddahların anlattıkları hikâyeleri canla başla dinler, eğlenirlerdi.

Buraya kadar olanlar, işin meslekî yönü.

Bir kimseyi mübalağa derecesinde öven hatta onda olmayan meziyetlerle metheden kimseye de “meddah” denir. Bu övgünün bir adım ilerisi ise düpedüz yağcılık, yalakalık, dalkavukluktur.

Bu da meselenin ahlâkî tarafı!

Geçmişte bu iş, maharet olarak görülmüş ve bununla iştigal edenler itibar görmüş. Bu özelliklerinden dolayı bu kimseler saraylarda, idareye yakın pozisyonda bulunur; lüzumunda havayı yumuşatma, moral pompalama vazifesiyle tavzif edildikleri bile olmuştur.

 

Her zamanın dalkavuğu aynıdır;

Bir fark var ki: avanağı, gayrıdır.

A. R. A.

Okunma Sayısı: 156
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı