Eskişehir’in Odunpazarı semtinde bulunan ve 1318’de hamam olarak inşa edilip daha sonra camiye dönüştürülen Ak Cami'nin Osmanlı dönemi öncesine dayanan eski bir geçmişi vardır. Yaklaşık 700 yıllık yapı, şehrin en eski tarihî mekânlarından biridir. Cami, Kütahyalı İshak Fakı isimli bir zat tarafından yaptırılmıştır. Caminin kalın taşlarını birbirine bağlayan "horasan" denilen bir tür harç tekniğidir.

Bu harcı yaparken yüz binlerce yumurtanın akını karıştırırlarmış. Bu yüzden hem yüz yıllarca sağlam kalmış, hem de bu özellik sayesinde caminin içi yazın serin, kışın sıcaktır.
Ak Cami'yi bu kadar tanınır yapan, tarihî özelliklerinin de ötesinde Bediüzzaman Said Nursî'nin 1935–1936 yıllarında Eskişehir hapsi döneminde burada bulunmasıdır. Ak Cami Bediüzzaman’ın yattığı hapishaneye yaklaşık 150 metre mesafededir. Tabiî hapishane yıllar önce yıkılmıştır.

“Ak Cami’de olmam lâzım”
Bir Cuma günü, hapishane müdürü ile kâtip otururlarken, bir ses duyarlar: "Müdür Bey, Müdür Bey, benim bugün mutlaka Ak Cami’de olmam lâzım." Hapishane müdürü dönüp bakar, kendisine yüksek sesle ve amirane hitap eden kişi Bediüzzaman’dır. Bu talebi ciddîye almaz ve geçiştirmeye çalışır. "Peki Efendi Hazretleri" der. Müdür sonra da kendi kendine söylenir: “Her halde Hoca Efendi kendisinin hapiste olduğunu ve dışarıya çıkamayacağını bilmiyor, Bediüzzaman’ın gönlünü alayım, Ak Cami’ye gidemeyeceğini izah edeyim" düşüncesiyle Üstadın koğuşuna gider. Koğuş penceresinden bakar ki, Bediüzzaman içeride yok! Hemen jandarmaya sorar. "Hoca Efendi nerede?", "İçerideydi Efendim, üzeri de kilitli." Derhal camiye koşar. Bediüzzaman’ın ileride, birinci safta, mihrabın sağ tarafında namaz kıldığını görür. Hemen hapishaneye döner, Hazret-i Üstadın “Allahü Ekber” diyerek secdeye kapandığını hayretler içerisinde görür. (Bu hadiseyi bizzat o zamanki hapishane müdürü anlatmıştır.) Tarihçe-i Hayat'ta yer almaktadır.
