"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Gülbahar

Ayla AĞRAK
21 Temmuz 2019, Pazar
Sabahın erken saatleriydi. Güneşin ilk ışıkları yüzüme yansıyordu ki, yarı uyanık vaziyette annemin “Gülbahar’’ diye seslenişiyle uyandım.

On iki yaşındaydım ve okula gitmem gerekirken sabahları annemle birlikte ahırda inekleri sağardık. Kardeşlerim küçük oldukları için anneme ev işlerinde yardımcı olup kardeşlerime bakardım.

Bizim köyde hiç kimse kız çocuklarını okula yollamazdı. On dört yaşına geldiklerinde başlık parası almak için evlendirirlerdi. Durumu iyi olmayan da berdel olarak evlendirilirdi. 

Ahırdaki işim bittikten sonra eve geldim. Odaya girdiğimde babam anneme ‘Ben evleneceğim, sana kuma getireceğim.’ diyordu. Kulaklarıma inanamamıştım. Babam annemi beğenmezdi, sevmezdi, ama evleneceğini tahmin edememiştim. Ağladım içimden anneme sarılmak istedim. Babamın korkusundan dolayı onu da yapamadım. Annem babama sinirli ve yaşlı gözleriyle bakıp ‘Hayır izin vermem’ diye itirazda bulundu. “Sen karşı çıksan da olacak bu iş, hem evleneceğim kişiyi buldum yarın gidip isteyeceğim” dedi. Annem ne diyeceğini bilemedi, öylece durdu ve sustu. 

Akşam olmuştu. Gökyüzüne baktım. Derdimi paylaşacağım bir yıldız aradım göremedim. Ya da üzgün ve gözlerim nemli olduğu için mi göremiyordum sevdiğim yıldızları. Gece üzüntüden ve ağlamaktan uyuyamamıştım. Kalktığımda babam yoktu yatağında. Anneme baktım yüzü morarmıştı. Babamdan dayak yediği belliydi. Bu tür davranışlar evimizde her zaman olduğu için alışmıştım.

İkindiye doğru babam eve geldi. “Keşke gelmeseydi.” diye içimden geçirdim. Evleneceği kişinin ailesiyle görüşmüştü. Babası dul ve bir çocuklu olan kızı için başlık parası istiyordu. Babamın o kadar verecek parası yoktu. Düşünceliydi hiç konuşmuyordu. Annem bir ara babama yönelerek “Ne oldu.” diye sordu. Babam “Evleneceğim ve başlık parasını da vereceğim.” dedi. Annem paramızın olmadığını biliyordu. Babama “Nerden bulacaksın bu kadar parayı“ dedi. ”Gülbaharı evlendirip alacağım başlık parasıyla“ dedi.

Bütün bu konuşmaları duymuştum. Duyduğumda hiçbir şey yapamadım. Evlenmem diye itirazda bulunamadım. Beni çocuk yaşta evlendirip aldığı başlık paramla kendi zevki için evlenecekti. İnanamıyordum bütün bunlara çaresizlik içinde çocukluğun verdiği bir hal ile oturup ağladım, ağladım… 

Aradan birkaç hafta geçtikten sonra beni istemeye geldiler. Uzaktan babamın akrabası oluyorlardı. Babam beni otuz beş yaşındaki birisine vermişti. On iki yaşında bir çocuktum ve şu an evden uzaklaşıp doyasıya oynamak ve çocukluğumu yaşamak isterdim.

Anneme baktığımda hep gözleri doluydu. Kendisi için ağlamıyordu, benim çocuk yaşta evleneceğim için ağlıyordu. Çaresizdi ezikti bir şey elinden gelmiyordu.

İlkbaharın son haftasıydı. Artık bu evden gitme zamanıydı. Neredeyse üzerimden düşecek büyük kırmızı bir çarşaf giydirdiler. Beni süslediler kolumdan tutup evden çıkarttılar, çıkartırken annem yanıma geldi.”Ah bahtsız kızım“ diye bana sarıldı. ”Ne olur beni bırakma anne“ diye bağırıyordum. Herkes bize bakıyordu, geldiler beni ayırmak istediler. 

Ağlayan bir çocuk nasıl annesine sığındığı gibi ben de anneme sığınıp hiç annemi bırakmak istemiyordum. Anneme “İşte Gülbahar’ın gidiyor anne çileli zorlu bir hayatın beklediği bir yere gidiyor. On iki yaşımı çocukluğumu burada bırakıp solmaya gidiyorum“ dedim. 

Gittiğim ev çok büyüktü ve burada yirmi dört kişiyle beraber kalacaktım. Çok şaşkındım yaşımdan büyük şeyler isteniyordu. Yemek yap, evi süpür, ahıra git, kuyudan su taşı, çocuklara bak ve bunun gibi birçok ağır işler… Bunları yapamadığım zaman eşimden, annesinden ve hatta büyük abisinden şiddet görüyordum. Vücudumda hiç bitmeyen morluklar vardı. Hayvan muamelesi görüp kamçılayıp vuruyorlardı.

Baba evindeyken büyük bir sevinçle gece olsun yıldızlarla derdimi paylaşayım derdim. Ama koca evinde ise hiç gece olmasını istemiyordum. Hep gündüz olsun derdim. Evliliğin ve kadınlığın ne olduğunu bilmiyordum. Bilmediğim için de kocamdan hep şiddet görüyordum.

Bu evde beni tek anlayan görümcem Şerife’ idi. Eşimin küçük kardeşiydi. O da benim gibi küçük yaşta evlenip kocasını trafik kazasında kaybedince babasının evine geri döndü. Benim bu ezikliğime ve haksızlığıma dayanamayıp bir gün “Gülbahar seninle bu evden kaçalım“ dedi. Ben de büyük bir mutlulukla kabul ettim. Gece herkes yattıktan sonra gizlice Şerife ile evden çıkıp gittik. İkimiz de küçük olduğumuz için fazla kaçamadık. Köyün hemen çıkışında oturup uyuya kaldık. Uyandığımızda köylüler bizi bulmuştu. Bizi ilk gören eşimin büyük abisiydi. Bizi görür görmez bir yandan küfür ediyor bir yandan da dövüyordu. Saçımızdan sürükleye sürükleye eve kadar götürmüştü. Çok halsiz düşmüştüm hem yediğim dayaktan hem de on üç yaşında ilk çocuğuma hamile kalmaktan.

Eve geldiğimde abisinin dayağı yetmezmiş gibi kocamın dayağı beni bayıltmıştı. Gözlerimi açtığımda yerde betondaydım üstüm başım yırtık yüzüm gözüm mosmordu. Halsizlikten güç belâ ayağa kalkmıştım. 

Yılların bana vermiş olduğu üzüntü ve çaresizlikten dolayı çökmüş, tanınmaz hale gelmiştim. Üst üste çocuklarım oldu yirmi altı yaşında beş erkek ve bir kız çocuğum olmuştu. Çocuklarımı çok seviyorum onlara olan bağlılığım biraz olsun üzüntülerimi gideriyordu. Hasta olduğundan dolayı  mıdır ne, bilmiyorum, ama eşimi de sevmeye başladım.

Eşim hastalandığından dolayı yataklara düşmüştü. Eşimin bakımını her şeyiyle ben ilgileniyordum. Çocuklarım küçüktü onlarla yeteri kadar ilgilenemiyordum. Birlikte yaşadığımız halde ailesi bana yardım etmiyordu. Annesi hep “Mecbursun sen bakacaksın“ diye azarlıyordu.

Bir gece çok rahatsızlandı. Eşimi hastaneye götürdüler iki gün sonra cenazeyle geldiler. “Kim ölmüş?“ diye sorduğumda eşimin babasından burnumu kanatacak bir şekilde tokat yedim. Babası “Kim? diye soruyor kocan“ dedi. Tabutuna sarıldım ağladım. Birden on beş sene içinde bana yapmış olduğu zulümleri, şiddetleri, haksızlıkları gözümün önünde canlandılar. Geri çekilmek istedim, ama olmadı yine ağladım, üzüldüm…

Kocamın ölümünden seneler geçmişti. Çocuklarım büyümüştü köyden taşınmış şehire yerleşmiştik. Gurbette çocuklarımla birlikte hayatın birçok zorluklarına katlandık. Çocuklarım inşaatlarda amelelik yapıyorlardı. Bazen soframızda sadece su ve ekmeğimiz oluyordu. O yediğim kuru ekmeği eşimin sofrasındaki çeşitli yiyeceğe değiştirmezdim. Çünkü boğazımdan düğümlenmeyip gönül rahatlığıyla yutkunabiliyordum.

Geçmişin bana verdiği çileler ve üzüntüler beni olgunlaştırmıştı. Güçlü bir kadın haline getirmişti. Ta ki bir gün duyduğum habere yıkıldım. O güçlü kadın yerlere yıkılmıştı. On dört yaşındaki kızım dört çocuklu evli bir adama kaçtığına inanamadım. Etraftakilerine “Olmaz yalan deyin böyle bir şey yok deyin“ diye bağırıyordum. Küçük oğlumla karakola gittik. Polisler “Merak etmeyin buluruz.” dediler. Ertesi gün bizi karakola çağırdılar. Gittik kızım ordaydı. Ona ellerimi uzattım. ”Gel benimle“ dedim. Kızım “Hayır anne severek ve isteyerek kaçtım.” dedi. Onu orda kaderiyle baş başa bırakıp çekip geldim.

Büyük oğlum umudumdu o da hayırsız çıktı. Yapmış olduğu kötü alışkanlıklar hem beni hem çevresindekileri üzüyordu. Üç evlilik yaptı. Boşandığı ilk karısındaki çocuklara sahip çıkamadığı için bana getirdi. Beş kız çocuğuna nasıl bakacağım diye düşünürken ikinci oğlum üç çocukla kapıma dayandı. Kanserli karısı kocasını ve çocuklarını bırakıp başka bir adamla evlenip gittiğini söyleyince kan beynime sıçradı.

Bu üzüntüler yetmezmiş gibi memleketten haber geldi. Uzun süre yatağa bağımlı olan görümcem Şerife kanserden vefat etmişti. Memlekete gitmeyeli seneler olmuştu bu vesileyle memlekete gittim.

Annemi de özlemiştim. Onu da görmeye gittim. Evlendiğimden bu yana fazla gitmediğim baba evine ilk içeriye girdiğimde bana çok farklı geldi. Hiç burada yaşamamışım gibi geldi. Hüzünlendim gözlerim doldu.

Hiç bıraktığım gibi değildi. Annemin kuması ölmüş ve babam da hastalığından dolayı yataklara düşmüştü. Annemin ellerinden öpüp babamın odasına girdim. Beni bekliyordu sanki mahcup ve üzüntülü bir şekilde “Hoş geldin kızım“ dedi. Bir türlü gitmeyen ellerim babamın ellerindeydi öptüm gözlerinden akan yaşlar sanki geçmişteki hatalarının şahitleri gibi akıyordu. Bana bakıp “Kızım hakkını helâl et“ dedi. Bense içimden helâl etmek gelmiyordu.

Ben on iki yaşında bir kız çocuğuydum. Gül gibi baharlarda açıp çocukluğumu yaşamak isterdim. Gülü soldurdular. Gelip gidenler ise dikenlerini bana batırıp canımı yaktılar. 

Akan kanları gözyaşım oldu. İzleri ise hiç silinmeyecek bir şekilde hafızamda yer aldılar. ”Sen benim babamsın, baba yine de hakkım sana helâl olsun “ dedim…

Okunma Sayısı: 2316
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı