"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yeni Asya’yı teyid eden ikrarlar

Cevher İLHAN
04 Aralık 2019, Çarşamba
Uzun yıllar AKP’de başbakanlık, yıllarca bakanlık, milletvekilliği yapmış bazı isimlerin, Meclis’te tartışılmayan “cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi”yle demokrasinin iyi işlemediği, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının ortadan kalkmasıyla hukukun örselendiği yakınmaları “tek adamlık keyfi idare”nin çöküşünün ikrarı oluyor.

Her alanda sorunların büyüdüğü, ülkenin karanlık bir tünele girdiği, yatırım, üretim ve istihdamın durduğu, işsizliğin artıp resmi rakamlarla yüzde 27.4’e ulaştığı, genç işsizliğin ve genel işsizliğin en yüksek seviyede olduğu, Türkiye’nin öngörülebilir olmadığı, ekonominin gün geçtikçe daha da derinleşen büyük krizlere sürüklendiği sözleri bir diğer itiraf olarak kayıtlara geçiyor. 

Bundandır ki, ülkenin içinde bulunduğu durumla ilgili olarak kendilerini büyük vebal altında hissettiklerini söyleyip, “başkanlık sistemi”yle ilgili birçok argümanın karşılıksız kaldığını, düşülen vartada partiden ayrılmalarının artık kaçınılmaz olduğunu belirtiyorlar. 

Ve özellikle (eski) AKP’lilerin, Türkiye’nin yeniden güçlü bir parlamentoya ihtiyacı olduğu, denge ve kontrol sisteminin sağlandığı, cumhurbaşkanı’nın sembolik olduğu, kuvvetler ayrılığının güçlü şekilde vurgulandığı “pür parlamenter sistem”e dönülmesi mesajları, baştan beri Türkiye’nin demokratikleşmesinde, darbelere karşı duruşunda ve demokrasi mücadelesinde büyük hizmetleri olan Yeni Asya’nın “sistem değişikliği”ne karşı mâlum Anayasa referandumunda ciddiyetle ve büyük bedellerle verdiği demokrasi mücadelesindeki hakkaniyetini ve ikazlarındaki haklılığı teyid ediyor. 

MECLİS, MEŞVERET, KANUN…

Çünkü Yeni Asya, demokrasi ve hukuk mücadelesini, çağın büyük İslâm âlimi Bediüzzaman’ın temel tesbitlerinden alıyor. Zira Bedüzzaman, “adâlet, meşveret ve kanunda cem-i kuvvet (kuvvetin kanunda olması)” olarak târif ettiği “cumhuriyet ve demokrasi mânâsı”ndaki meşrutiyeti, efkâr-ı âmmenin (kamuoyunun), milletin hâkimiyeti olarak târif eder. Buna mukabil, istibdadı “tahakküm, muâmele-i keyfiye (keyfi dayatma), kuvvete istinad (dayanmak) ile cebir, rey-i vâhid (tek kişilik yönetim)” olarak takbih ediyor. (Divan-ı Harb-i Örfi,69-72; Münâzarât, 22-3)

Geçen asrın başlarında, “zaman-ı istibdât” dediği “şahıs yönetimleri”ne karşı, “zaman-ı meşrûtiyet” tanımlamasıyla temel hak ve hürriyetlerin, hukuk devleti kurallarının hükümrân olduğu “Meclis sistemi” tercihini ilân ediyor. (Münâzarât, 31-32)

“Ve işlerde onlarla istişare et (Al-i İmran Suresi:159)” ve “Onların aralarındaki işleri istişare iledir. (Şura Suresi: 38)’ âyet-i kerîmelerinin tecellîsi” olarak millet hâkimiyeti olan Meclis sisteminin aklının şahıs değil, kanun olduğunu belirtiyor. (a.g.e.)

Bu hususta, geçmişte padişah ve etrafındaki birkaç vezirin devletin idâresinde “yarı kâfi” olmalarına karşılık, bu zamanda ancak ve yalnız kalb-i millet hükmünde olan Meclis-i Mebusan, fikr-i ümmet makamında olan meşveret-i şer’î ve hürriyet-i efkârın (fikir hürriyetinin) o devleti taşıyabileceği, idâre ve terbiye edebileceği” hükmünü beyân ediyor. “Tek kişilik yönetim”in ülkeyi idare edemeyeceğini bildiriyor (Eski Said Eserleri, Nutuk, 179) 

Yıldız Sarayını “ümmü’l ağavat (ağaların anası), Sultan Hamid’i “ebu’l ağavat (ağaların babası) olarak nitelendirip, asıl olanın şahsın değil, “hürriyet ve medeniyetin ağalığıyla iktidarını istimalle millete hizmet olduğu”nu “Kavmin efendisi ona hizmet edendir” hadis-i ile izâh ediyor. (a.g.e.,195)

 “REY-İ VAHİD SİSTEMİ” ÜLKEYİ ÇIKMAZA SOKAR…

Bunun içindir ki, “padişahlar içinde bir nevi velî hükmüne geçen” dediği “sultan”ın “tek şahıs” olarak devleti yönetemeyeceğini ifade ile, “riyâset-i şahsiyenin kat’iyen aleyhindeyim” diyor. (Eski Said Eserleri, Nutuk, 196)

Bu tesbitle, “İstibdat ne şekilde olursa olsun, meşrutiyet libâsı (elbisesi) giysin ve ismini taksın, rastgelsem sille vuracağım!” ihtarını bildiriyor. “Eski zamanda değiliz. Eskiden hâkim bir şahs-ı vâhid idi. Şimdi ise zaman cemaat zamanıdır. Hâkim ruh-u cemaatten çıkmış metin (sebatkâr, kuvvetli) bir şahs-ı mânevidir ki şûralar o ruhu temsil eder” hakikatiyle yöneticilerin Meclis’in kararlarına dayanarak iş görmelerinin önemine dikkat çekiyor. ((Divân-ı Harb-i Örfi, 39-40; Sünûhat, 51)

Özetle, “Milletten suâlin ve meşveretin olmadığı”, Meclis’in, yargının, sivil toplumun devre dışı bırakılıp, bütün karar ve gücün “rey-i vâhid” dediği “tek kişi”nin uhdesine verildiği “tek şahıs yönetimi”nde “fermân” gibi “kararnâmeler”le iş gören tepeden keyfi, sorumsuz / lâ-yüs’el - sorgulanmaz / hesap vermez şahıs yönetimlerinin ülkeyi çıkmaza sokacağını, “hâkimiyet-i milleti” temsil eden, “yani efkâr-ı âmmenin (kamuoyunun) misâl-i mücessemi (âdeta cisimleşmiş hali)” olan millet irâdesinin temsilcisi Meclis’in millet nâmına hâkim ve hükümfermâ olmasının gereği üzerinde duruyor. (Münâzarât, 41-42)

Okunma Sayısı: 2730
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı