"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Avrupa'da 3 devlet 3 şehir

29 Kasım 2021, Pazartesi
Sonbaharın sonuna yaklaştığımız bu günlerde, Avusturya’nın Linz şehrini hedefleyerek karayolu ile Bulgaristan, Sırbistan, Macaristan üzerinden yaklaşık 2000 kilometre mesafeli bir yolculuk yapmaya karar verdik. Avusturya’da yaşayan evlâtlarımızla birlikte, onlara refakat etmek, yolculuğun güzellik ve sıkıntılarını paylaşmak için yola koyulduk.

GEZİ: MEHMET PEKEL

Otomobille yapacağımız bu seyahatte, geçtiğimiz ülkelerin otoyola yakın olan şehirlerini de ziyaret planımıza dahil ettik. Pandemi şartları, aşı kartları, gümrüklerde bekleme süreleri gibi hususları da düşünerek yolculuğumuzun hayırlı ve bereketli geçmesi için duâlar ettik. Uzun yolculuğa çıkan her aile gibi otomobil içinde bize son menzile yetecek kadar gerekli malzemeleri de tedarik ettik.

BULGARİSTAN/SOFYA

İlk sınır kapımız Avrupa Birliği üyesi olan Bulgaristan idi. Bir iki saatlik bir beklemeden sonra Bulgaristan otoyolunda ilerlemeye başladık. Geniş düzlükler, çok seyrek yerleşim alanları, bir veya iki katlı tuğladan yapılmış sıvasız evler ilk bakışta dikkatimizi çeken hususlardı. Çoğu tarlaların ekilmemiş olduğunu gördük. Otobanda Sofya tabelâsını görünce Bulgaristan’ın başşehrini görmek için direksiyonumuzu çevirdik.

Akşam namazı vakti girince de ilk hedefimiz bir cami aramak oldu. Teknolojinin verdiği imkânları kullanarak navigasyon üzerinden bir cami bulduk ve oraya doğru yöneldik. Bu caminin 1567 tarihinde inşa edilmiş tek minareli, kare planlı, geniş kubbeli muhtemelen birçok restorasyon geçirmiş tipik Osmanlı mimarisine sahip Kadı Seyfullah Efendi Camii ya da diğer adıyla Banyabaşı Camii olduğunu öğrendik. Bu caminin yan tarafında bugün herhangi bir izi kalmamış bir hamam olduğu bilgisine de ulaştık. 2012 yılındaki Bulgaristan depremi ve metro kazı çalışmaları dolayısıyla cami yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış, TİKA (Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı) tarafından restore edilerek ibadete açılmış. Bu cami Bulgaristan’da ibadete açık tek cami olup, sabah namazı dışında hoparlörden ezan okunduğunu da memnuniyetle öğrendik.

Caminin tarihçesinde Osmanlı’dan başlayarak Bulgaristan’ın bütün idarî geçmişinin izlerini sürmek mümkün. 2006 yılında ırkçı Ataka partisi üyeleri Cuma namazına gelen cemaate saldırmış ve bir Müslüman ağır yaralanmış. Kadı Feyzullah Camii, Sofya’da Osmanlı döneminde mevcut bulunan 41cami ve 3 mescitten günümüzde ayakta kalan ve faal olan tek cami olma özelliğini taşıyor.

Sofya’ya kısa ziyaretimiz sırasında 1882-1912 yılları arasında yapılmış Alexandar Nevsky katedrali ve çevresindeki yapıları da gördük. Bu katedral, 1877 Osmanlı Rus Savaşı sonrasında Bulgaristan’ın kurtuluşunu sembolize eden ve bağımsız Bulgar kilisesinin merkezini oluşturmasıyla bilinen bir kilise olup, sanki bütün Balkanlardaki şer ittifakların mücessem bir timsali gibidir.


Alexandar Nevsky Katedrali

Balkanlar ve Orta Avrupa’da nereye baksanız mutlaka içinizi acıtacak, hicran yaranızı kanatacak bir hikâye veya mahzun ve metruk bir eser görürsünüz. Evlâd-ı Fatiha’ndan kalan ve sonbaharın hüznüne eşlik eden hüzünler…

SIRBiSTAN/BELGRAD

Bulgaristan’dan ayrılıp Sırbistan’a doğru otoyoldan hareket ettiğimizde yine çok seyrek yerleşim birimleri, uçsuz bucaksız tarlalar, meralar dikkatimizi çekiyor. Bu tarlalar içinde küçük çiftlik evleri görüyoruz. Ama burada da olağandışı bir durağanlık göze çarpıyor. İnsana sanki terk edilmiş gibi bir izlenim veren, sıvasız ve tuğladan yapılmış dik çatılı evlerden oluşan köyler uzaktan görünüyor.

Sırbistan 1521 yılında Osmanlı hâkimiyetine girmiş, 1882’de Sırp krallığı ile özerk olmuş, 1914 yılında da Avusturya Macaristan imparatorluğu’nun işgaline uğramıştır. Tarihte birçok idari değişikliğe uğrayan Sırbistan, Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra 1995 yılı 15 Temmuzunda ırkçı ve dinci gerekçelerle Srebrenista’da 8372 Bosnalı Müslümanı katlederek, 2. Dünya Harbi’nden sonra en büyük katliâmı gerçekleştirmiştir. Avrupa’nın göbeğinde gerçekleşen bu soykırım, Hollandalı birleşmiş milletler askerlerine sığınan Bosnalı Müslümanların insafsızca gözü dönmüş Sırp askerlerine teslim edilmesi sonucu gerçekleşmiştir. Tarih bu soykırımda ihmali ve suçu olanları asla affetmeyecektir.

Myanmar’da, Keşmir’de, Filistin’de, Azerbaycan ‘da, Kıbrıs’ta, Uygur özerk bölgesinde ve daha dünyanın bir çok bölgesinde zulme, baskıya ve katliâma uğrayan mazlum ve masum Müslümanların huzuru için Bediüzzaman’ın İttihad-ı İslâm gaye-i hayalinin gerçekleşmesi fevkalâde önemlidir.

Sırbistan 2014 yılında tam üyelik için Avrupa Birliği’ne başvurmuş olup, 2025 yılında diğer altı Balkan ülkesi ile birlikte AB ye katılacaktır. Burada ister istemez Avrupa’nın çifte standartı akla geliyor.

Hedefimizde 400 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalmış olan Belgrad şehri var. Sırpça “beyaz şehir” demek olan Belgrad Sırbistan’ın başşehri olup, Tuna ve Sava nehirlerinin birbirine kavuştuğu bir bölgede MÖ 279 yılında Romalılar tarafından kurulmuş,1521 yılında Kanunî Sultan Süleyman tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Şehrin şüphesiz en güzel yerlerinden biri, bizim de fırsat bulup gezdiğimiz Belgrad kalesi ve Kalemegdan parkıdır. Şehre hâkim bir tepede kurulu olan kale ve çevresi, bir çok savaşa rağmen çok iyi korunmuş, içindeki türbe, çeşme, heykeller, yürüyüş ve koşu parkları, müzeler ile bir açık hava kültür ve tarih vadisi görünümündedir. Kale içindeki çok sayıda Osmanlı eserlerinden geriye sadece iki yapı kalmıştır. Bunlardan biri Damat Ali Paşa Türbesi, diğeri Sokullu Mehmet Paşa çeşmesidir.

DAMAT ALİ PAŞA TÜRBESİ

Damat Ali paşa, Osmanlı Sultanı 3. Ahmet’in damadı olarak Kar Lofça anlaşması ile kaybedilen toprakların tekrar alınması için Venediklilerle yapılan savaşlarda başarı göstermiş, Mora’yı yeniden fethetmiştir. Mora’nın yeniden fethedilmesi başarısından sonra Sadrazam Silâhtar Damat Ali Paşa komutasındaki Türk ordusu kuzeye Avusturya’ya karşı ilerlemeye başlamış, 5 Ağustos 1716’da sadrazamın serdarlığı altındaki Osmanlı ordusu Petrovaradin Muharebesi’nde Sav oy Prensi Eugen komutasındaki Avusturya ordusuna yenilmiştir.


Damat Ali Paşa Türbesi

Silâhtar Damat Ali Paşa bu savaşta askerlerini cesaretlendirmek için cephenin ön saflarına ilerleyince alnından vurularak şehit olmuştur. İşte buradaki türbe, sonraki yıllarda na’şının bulunup buraya getirilmesinden sonra inşa edilmiş, zamanla tahrip olan ve yıkılma noktasına gelen türbe son yıllarda TİKA tarafından restore edilerek ziyarete açılmıştır.

Türbenin kitabesinde “1716 sene-i milâdiyesinde Petervaradin Muharebesinde şehiden vefat eden Mora 2. fatihi Damad Ali Paşa’nın ve türbesinde medfun Tepedelenli Selim ve Hasan Paşaların ruhuna fatiha 1938” yazısı vardır.

SOKULLU MEHMET PAŞA ÇEŞMESİ

Sokullu Mehmet Paşa, Osmanlı döneminde devşirme olarak Edirne Sarayı’na getirilmiş ve vezirliğe kadar yükselmiştir. Daha sonra dirayeti ve zekâsı sayesinde sadrazamlığa kadar yükselen Sokullu Mehmet Paşa Osmanlı tarihinde derin izler bırakmıştır.

Osmanlı’da bir yer fethedildiğinde ilk önce halkın ihtiyaçlarına göre bayındırlık faaliyetleri yapılır, öncelikle cami, hamam ve bedesten inşa edilirdi. İşte bu saikle 16. yy’da Sokullu tarafından yapılan bu çeşme Osmanlı Dönemi’ne ait nadir eserlerden biri olarak günümüze kadar korunmuştur. 

2016 yılında TİKA tarafından yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda çeşme kullanıma açılmıştır. Çeşmenin yanındaki dut ağacını Sokullu’nun diktiği rivayet edilir.

—DEVAMI YARIN—

Okunma Sayısı: 441
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı