"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Saltanat içinde bir meşrutiyet: Mehdi-i Abbasi dönemi

05 Kasım 2026, Perşembe 03:59
Düzce Yeni Asya Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nde her ayın üçüncü haftası düzenlenen “Cumartesi Seminerleri” ekim ayında “Bir Asr-ı Saadet Yansıması: Mehdi-i Abbasî” konulu çalışma ile gerçekleştirildi.

Düzce - Yeni Asya

Düzce Yeni Asya Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nde her ayın üçüncü haftası düzenlenen “Cumartesi Seminerleri” ekim ayında “Bir Asr-ı Saadet Yansıması: Mehdî-i Abbasî” konulu çalışma ile icra edildi. Muttalip Aslan ve Asım Bera Ataseven tarafından hazırlanan çalışmada Risâle-i Nur ekseninde Mehdî-i Abbasî dönemi ele alınarak günümüz problemlerine ışık tutuldu.

RİSALE-İ NURLARDA MEHDÎ-İ ABBASÎ

Konuşmacı Muttalip Aslan, sözlerine Ömer bin Abdülaziz döneminde tesis edilen meşrutiyet uygulamaları sonraki dönemlerde akamete uğraması sonucu siyasi ve sosyal düzenin bozulduğunu vurgulayarak başladı. Abbasîlerin kısa bir tarihçesinden bahseden Aslan, Mehdî-i Abbasî ile alakalı Mektûbât’ta geçen: “Âhirzamanda gelen Mehdî gibi, her bir asır, Âl-i Beytten bir nevi mehdî, belki mehdîler bulmuş. Hatta Âl-i Beytten ma’dud olan Abbâsîye hulefasından, Büyük Mehdînin çok evsafına câmi’ bir mehdî bulmuş... ifadelerine dikkat çekerek Mehdî-i Abbasî döneminin Asr-ı Saadetin bir yansıması ve âhirzamanda referans alınması gereken bir dönem olduğunu söyledi.

Muttalip Aslan, Bediüzzaman Said Nursî’nin hilâfetin neden Ehl-i Beyt’te takarrur etmediğine dair sorulan bir soruya “...Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır. Âl-i Beyt ise, hakaik-ı İslâmiyeyi ve ahkâmı Kur’âniyeyi muhafazaya memur idiler. Hilâfet ve saltanata geçen, ya nebî gibi masum olmalı, veyahut Hulefa-i Raşidîn ve Ömer bin Abdülaziz-i Emevî ve Mehdî-i Abbasî gibi harikulâde bir zühd-ü kalbi olmalı ki aldanmasın.” cevabını verdiğini belirterek bir yöneticinin en önemli vasfının “zühd-ü kalbî” olduğunu, yânî yöneticinin idare vazifesine rıza-yı İlâhî nokta-i nazarından bakması gerektiğini söyledi. Aslan, Said Nursî’nin saydığı isimlerden olan Mehdî-i Abbasî’nin; kişiliğinde hayatında ve uygulamalarında zühd sahibi olduğuna dair sayısız misallerle olduğunu dile getirdi.

ŞÛRÂLAR DÖNEMİ

Aslan, Münazarat’ta geçen “Zannolunmasın, istibdat galebe ettiği zaman tamâmen hükmünü icrâ etmiş, Meşrutiyet mağlup olduğu vakit mahvolmuş... Zira Meşrutiyet hükûmete düştüğü vakit, fikr-i hürriyet Meşrutiyeti her vecihle uyandırır. Her nevide, her taifede onun sanatına ait bir nevi Meşrutiyeti tevlid eder. Hatta ulemâda, medâriste, talebede bir nevi Meşrutiyeti intâc eder.” sözlerine atıf yaparak Mehdî-i Abbasî’nin döneminde, onun şahsî tasarrufu ile saltanât içinde bir meşrutiyetin yaşandığına dikkat çekerek devlet yönetimi, kaza (yargı) teşkilatı, ekonomik ve sosyal hayatta yapılan düzenlemelerde şûrâların hâkim olduğuna vurgu yaptı.

KURUMSALLAŞAN MAHKEMELER

Döneminde en önemli düzenlemelerin yargı teşkilatında yapıldığından bahsedilirken, İslam Devletlerinde bulunan Divânü’l-Mezâlim mahkemelerinin ilk defa bu dönemde kurumsallaştığına dikkat çekildi. Bu mahkemelerin ilk defa “el-kaza biş’şura” yani tek kadıdan oluşmayan heyet halinde hareket eden mahkemeler olduğu öne çıkarıldı. Aynı zamanda bu mahkemelerin karar verirken âlimlerden oluşan şûrâlarla birlikte hareket ettiği ifade edildi.

Divânü’l-Mezâlim’in bugünkü anlamda Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek mahkemelerin İslam tarihindeki ilk örneği olduğuna değinilen sunumda, Halife Mehdî’nin de bu divanda yapılan yargılamalara bizzat başkanlık ettiği vurgulandı. 

Seminerde, dinden dönen gruplarla yaşanan mücadelelerin yoğun olduğunu bu dönemde ayrıca Divân’üz Zenâdıka mahkemeleri kurulduğu, Mahkeme safahatında âlimlerin Divânü’z-Zenâdıka’da yargılananlara inkâr ettiği mevzuların doğrusunu anlattığını ve belli bir süre verildikten sonra inkarında ısrar edenlerin sahih hadislere istinâden idâm edildiği, tevbe edenlerin ise serbest bırakıldığı vurgulandı.

EHL-İ BEYTLE SULH VE UMUMÎ AFF

Bediüzzaman’ın “Herkesin bir fikri var. Ben de hürüm, selâmet-i vatan için bir fikrim var. İşte: Sulh-u umûmî, aff-ı umûmî ve ref’-i imtiyaz lâzım; tâ ki biri, bir imtiyaz ile başkasına haşerat nazarıyla bakmakla nifak çıkmasın.” ifadelerine dikkat çeken Aslan, Ömer bin Abdülaziz devri dışında Emevî döneminden beri süregelen Ehl-i Beyte yönelik menfî uygulamaların Mehdî döneminde sona erdiğini, Mehdî-i Abbasî’nin Ehl-i Beyt taraftarı Zeydîler ailesine mensup olan Yakub bin Davud’u hapisten çıkartarak en yakın veziri yaptığıni söyledi. 

DEVLET TEŞKİLATINDA ŞÛRÂ

Muttalip Aslan, Halife Mansur’un vezirlerini sadece birer uygulayıcı olarak gördüğünü fakat Mehdi’nin Ebu Ubeydullah Muâviye b. Yesâr ve daha sonra Yahyâ b. Hâlid el-Bermekî gibi devlet adamlarını birer "müsteşar/müşavir" olarak konumlandırdığını ifade etti. Öyle ki Mehdi’nin tüm valilere bir mektup yazarak bundan sonraki emir ve talimatlarında kendisiyle birlikte Yakub bin Davud’un imzası bulunmazsa emirnamenin uygulanmamasını istediği belirtilerek bu durumun Mehdî’nin ortak akla ve istişâreye önem verdiğini gösterir bir delil niteliğinde olduğunu söyledi.

Aslan, Mehdî döneminde halkın en çok tepkisini çeken uygulamalardan birisinin de tarım ürünleri üzerinden alınan matbu vergilerin olduğunu belirtti.

SOSYAL DEVLETİN ÖNCÜLÜ UYGULAMALAR

Seminer’de Bediüzzaman’ın Sultan Abdülhamid’e tavsiye ettiği sarayın darülfünun olmasının bir manada sarayın halka açılması anlamına geldiği belirtilirken Mehdî-i Abbasî’nin de sarayın kapılarını halka açtığını, halkın halifeye doğrudan ulaşabileceği ve herhangi bir talebi olduğunda bunu iletebileceği erişilebilir bir yönetim teşkil edildiği ifade edildi. Aslan, hazinenin en büyük gelir kalemi olan zekâtın en verimli şekilde halka ulaştırılarak bugün adına sosyal devlet dediğimiz kavramın en mükemmel misâlinin gösterildiğini söyledi. 

RIZA-YI İLÂHÎYİ NETİCE VERECEK SİSTEM

Seminerin son bölümünde Mehdî’nin uygulamalarına bakıldığında Kur’ân ve Sünnet çizgisinde inşâ edilerek adalet müessesesi sağlam bir zemine oturtulduğu, umumî barışın sağlanacağı adımlar atılıp insanların derd-i maişet endişesi asgarî seviyelere indirildiği ifade edilerek neticesinde bireyin ve toplumun gündeminde sadece Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanma yollarının arandığı bir döneme girildiğine vurgu yapılarak Mehdî-i Abbasî devri bağlamında günümüz problemleri için çözüm yolları sunuldu.

Okunma Sayısı: 180
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı