Dış politikadaki değişken ve kaygan yapılar hızla artıyor, inanılmaz değişimler ve gelişmeler söz konusu.
Türkiye bu gelişmelerin ortasında gözüküyor, özellikle NATO, ABD, Rusya, Ukrayna, Suriye, AB, Ermenistan, Yunanistan, GKRK, İngiltere ve Almanya gibi birçok devlet ve uluslararası kuruluşlarla ortak temasların olduğu ve yaşandığı merkezde yer alıyoruz.
Güney komşumuz Suriye Aralık 2025’te, Esed rejiminden kurtulmasının 1. yıldönümünü kutladı. El Şara Hükümeti’nin geçen bir yıllık bilançosuna baktığımızda henüz tam anlamıyla hükümetin kamu güvenliğini ve otoritesini sağlamada yeterli gelişme gösterdiğini söylemek mümkün görünmüyor. Suriye’nin kurtuluşunun birinci yılında hükümetin beklentileri karşılama, uluslararası tanınma yolunda aldığı kararlar, Suriye devletine olan yaptırımların kaldırılması, İsrail tehdidinin bertaraf edilmesi, SDG’nin silâh bırakması, vb. konularda yeterli gelişmeler sağlanamadı. Oysa Suriye halkının ihtiyaç duyduğu şey, yalnızca sembolik ya da protokol düzeyinde bir açılım değil, ekonomik gelişme, sosyal refahın tesis edilmesi, ağırlaşan günlük hayatın yükünün hafifletilmesi, barınması, eğitim, güvenliği ile başa çıkılmasına yardımcı olacak pratik gelişmeleri bekliyorlar. Oysa bu tarz gelişmelerden bahsetmek zor olduğu gibi, Suriye’nin yeniden inşa sürecinin başlatılması, halkın hayat şartlarının iyileştirilmesi, sürdürülebilir ve etkin şekilde yönetilebilmesi, devlet kurumlarının toparlanabilmesi elzem konumda.
Hâlihazırda Suriye’de en büyük sıkıntı özellikle Türkiye’nin de kırmızıçizgisi olan PKK’nın Suriye uzantısının (SDG/YPG/PYD) merkezi otoriteye bağlanma noktasındaki başkaldırısının sürüyor olması. Türkiye’nin beklentisi açık ve net, El Şara ile Müslim Abdi’nin 10 Mart 2025 te imzaladıkları mutabakata uymaları, ancak bu konudaki isteksiz tavırlar Ankara’yı düşündürmekte. SDG‘nin silâhlarını teslim etmeleri, düzenli ordu görünümündeki 3 tümenin dağıtılması, askerlerin sıradan vatandaş sıfatı ile halkın bir parçası olması ve kamu otoritesinin altına girmelerinin beklenmesi.
Mutabakat süresi 31 Aralıkta doluyor. Hem Suriye hükümeti, hem de Ankara bu konudaki gelişmelere odaklanmış durumda. Bunun yanında Türkiye’deki eş zamanlı devam eden “Terörsüz Türkiye” denklemi de bir yerde bu gelişmelere bağlı gibi.
Fırat’ın doğusunda, Suriye’nin kuzeyinde konuşlanmış olan SDG’nin İmralı’dan gelecek haberler ve emirlere göre bir gelişim içinde olacağı bekleniyor, kulislerde konuşulan bu. Millî Savunma Bakanı Güler; “Ne gerekiyorsa yaparız. Bizim kırmızıçizgimiz belli” şeklindeki ifadesi, Hakan Fidan’ın da aynı yönde söylemleri var. Türkiye’nin en büyük sıkıntılarından biri hiç şüphe yok ki PKK terör örgütünün varlığı, vatan toprağının her bir karışında “terörsüz Türkiye modeli”ne ihtiyacımız var, bu yüzden iç barış çok önemli ki dışa dönük çalışmalar yapılabilsin.
12 adanın silâhlandırılması noktasındaki Yunanistan’ın çıkışları, GKRK’ın İsrail, İngiltere ve ABD tarafından üs haline getirilmesi Türkiye açısından düşündürücü gelişmeler. Bununla birlikte Suriye’nin ana gelir kaynakları olan petrol kuyuları, baraj gibi hayatî önem taşıyan alanların SDG’nin kontrolünde olması da handikap, SDG’nin hâlâ kamu otoritesinden uzak kalması geçen bir yıl zarfı içerisinde bu otoriteye baş eğmemesi elinde tuttuğu bu rezervlerden kaynaklanıyor.
Ankara bu konuda ciddi mesai içinde, henüz bir gelişme söz konusu değil. Devlet Bahçeli’nin “Kimse gitmezse ben tek başıma İmralı’ya giderim” çıkışı meselenin İmralı‘ya uzandığının tespitidir. PKK’nın kurucusu olan Apo’nun bilgisi dahilinde SDG ve Kandilin hareket ettiğini herkes biliyor. Mutabakat için az bir zaman kaldı. Bekleyelim ve görelim.