Gecenin zifiri karanlığında uğuldayan rüzgâr, ağaçların hışırtısına karışıyordu. Üç arkadaş, Tepeköy virajlarından farlarını tanıdığımız okulun eski cipini sessizce bekliyorduk. İçimizi sebebini bilmediğimiz bir endişe kaplamıştı.
Lojmanın kapısı gıcırdayarak açıldı. Staj sorumlularımızdan üç öğretmenimiz gece yarısı denetime gelmişti. Yüzlerindeki sert ifade yaklaşan fırtınayı haber veriyordu.
— Çağırın arkadaşlarınızı.
Biraz sonra arkadaşlarımız geldiler. Bazılarının alkollü oldukları hâllerinden belliydi. Hepimize birer kâğıt ve kalem verildi; gece yaşananların yazılması istendi. Henüz on sekiz yaşına yeni girmiş, öğretmenlik hayali kuran bu gençler, o gece korku ve pişmanlık içinde ifade yazıyordu.
İçlerinden biri mahcup bir sesle:
— Hocam, tuvalete gidebilir miyim? diye sordu.
Ancak sert bir cevapla karşılaştı; önce ifadesini tamamlaması istendi. O anın gerginliği hepimizin hafızasına silinmeyecek şekilde kazındı.
Sabaha karşı yedi stajyer arkadaşımız eşyalarını toplayıp okul aracına bindirildi. Biz üç kişi ise Tepeköy’de kaldık. Ertesi gün bizi de Zeytinliköy’e götürdüler ve stajımızı orada tamamladık.
Fısıltı gazetesinden duyduğumuza göre, arkadaşlarımız Anadolu’nun dört bir yanındaki öğretmen okullarına nakledilmişti. Ancak henüz resmî bir açıklama yapılmamıştı.
Yarıyılın son dersindeydik. Denetimde görev alan öğretmenimiz, bitkilere kırmızı, mor ve mavi renklerini veren “antosiyan” pigmentini anlatıyordu. Tam o sırada kapı çalındı. İçeri giren idare memuru elindeki listeden bazı isimleri okudu:
— İsmini okuduğum arkadaşlar, idareden yazılarını alsınlar.
Sınıf bir anda hareketlendi. Arkadaşlarımız sevinç ve heyecan içinde dışarı koştular. Birkaç dakika sonra ellerindeki resmî yazılarla geri döndüler. Her biri, tayin edildiği öğretmen okulunu yüksek sesle söylüyor, arkadaşlarıyla vedalaşıyordu.
Sınıfı tarif edilmez bir uğultu kaplamıştı. Bir yanda vedalaşmalar, diğer yanda yeni başlangıçların heyecanı... O gürültünün arasında hocamızın zayıf sesi hâlâ duyuluyordu:
— Antosiyan, antosiyan...
Fakat artık sınıfta kimsenin aklında antosiyan kalmamıştı. Herkesin dilinde yeni bir şehir vardı: Erzurum, Kars, Samsun, Sivas, Konya, Diyarbakır, Kayseri... O gün, bir ders anlatılırken aslında hayatlarımızın yönü değişiyordu.