"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Çanakkale’den İmroz’a bir gece yolculuğu - Bir sevda idi öğretmen olmak-4

Durmuş Ali İnci
07 Mayıs 2026, Perşembe
Saatlerdir soğukta beklediğimiz, bizi İmroz’a ulaştıracak Ayvalık vapuru iskeleye yanaşmıştı.

Bütün ışıkları mavi jelatinle kaplanmıştı. Yunanistan ile karşılıklı sert nota vererek adeta savaş ilan edilmişti. Gemide karartma vardı. Kıbrıs’ta Rumlar Türkleri katledip adayı kana bulamışlardı. Gemide ışıklar mavi loştu. Ancak önümüzü görebiliyorduk. 

Çoğumuz ilk defa deniz görüyor ve gemi ile yolculuk yapacaktık. Soğuktan kasılan kaslarımızla zor adım atıyorduk. Ürkek koyunlar gibi yavaş adımlarla adeta yumak halinde gemiye bindiğimizde sıcakta oturma yerlerinde gevşemiş uyuyup kalmıştık. Isınıp uyandığımda Gelibolu Yarımadasının Şehitler Abidesinin bulunduğu en güney ucundan açıktan Seddülbahir Köyü açıklarına doğru gidiyorduk. 

Nihayet gemimiz Kaleköy iskelesi açıklarında demirledi. Hafif çarpıntılı denizde küçücük balıkçı tekneleri gemiye rampalayıp yanaşmıştı. Gemi kapısı tekneden bir metreden fazla yüksekteydi. Yardımcı olmaya çalışan görevlilere önce valizimizi uzatıp sonra kendimiz atlayarak tekneye ulaşıyorduk. Teknelerin motor patırtısı arasında karanlıkta sahile ulaştık. Asker abiler sahilde bizi bekliyorlardı. Beraberce yürüdük. 

Kısa süren bir yolculuktan sonra okul binası önünde gruplar halinde sıralandık. Üst katlara çıktık. Bize gösterilen koğuşlardaki çift katlı ranzalardaki yataklara serilip kalmıştık. Sabah uyandığımızda hâlâ başımız dönüyor, gözlerimiz kararıyordu. Giyinip hazırlanıp zemin kata indik. Yemekhane vardı. Ancak masalar bomboştu ve kimse de görünmüyordu. Nihayet tek sıra olarak dizildik. Kocaman kâğıt torbalar içinde birşeyler dağıtıyorlardı.

Sırası gelen eline aldığı kese kâğıdı  ile en yakınındaki masalardan birine oturup hazine çıkarır gibi ağır ağır birşeyler çıkarıp yemeye başlıyordu. Merakla bakınarak kese kâğıtlarının içinde neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. Yakınımdaki masaya oturan bir arkadaşımız “Kumanya dağıtıyorlar” diyordu.

Bu kelimeyi hayatımda ilk defa duymuştum. Merakım iyice artmıştı. Nihayet sıramız gelmiş bizim de elimize ağzı büzülmüş bir kese kâğıdı tutuşturdular. Kumanya denilen kese kâğıdını açarken gözüm masadaki arkadaşlarımın önüne kayıverdi. Kaynatılmış iki yumurta, iki haşlanmış patates, birkaç zeytin, bir küçük paket içinde reçel, bir parça margarin yağı vardı. Bu kumanyanın bir gün için verildiğini bilmiyorduk. Ne verdilerse hepsini yiyip bitirdik. 

Okul bahçesinden dışarı çıkmak, çarşıya gitmek yasaktı. Öğle vakti geldiğinde kulaklarımız aşina olduğu ezan sesini duymayı bekliyordu. Ne yazık ki 2000 nüfuslu İmroz ilçesinde cami yoktu. Kulaklarımız ezan sesine hasret kalacaktı. Sanki yabancı bir ülkede gibiydik.

—Devam edecek—

Okunma Sayısı: 134
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı